Menderes'in asıl suçu ezan yasağını kaldırmaktı!

Bu ülkede bir "Başbakan" 65 yıl önce bugün (17 Eylül 1961), darağacına asıldı!

Hem de halkın, yüzde 54 gibi görülmemiş çoğunlukla seçtiği bir başbakan...

Peki suçu neydi

"Anayasa'yı ihlal etmek, diktatörlük eğilimi göstermek!"

Vallahi yalan, billahi yalan...

Yahu tarihin gördüğü en "kibar" adamdı.

Bence en büyük suçu, diktatörlere "demokrat" muamelesi yapmasıydı!

Geçin bunları dostlar...

Yahudiler, Acemler ve CHP'liler, "doğru" gibi yalan söyler.

Yassıada'daki yargı tiyatroları algı operasyonundan ibaretti!

Adnan Menderes'in asıl suçu(!), ezanı, aslına çevirerek tek parti diktatörlüğünün dinsizlik çabalarını boşa çıkarmasıydı!

MASON REİSİCUMHUR CELAL BAYAR UYARMIŞTI!

Başbakan Adnan Menderes, 14 Mayıs 1950 seçimlerinden sonra 22 Mayıs'ta gerçekleşen ilk Meclis toplantısında, "Ezan yasağını hemen kaldıracağız" demişti ama Cumhurbaşkanı Celal Bayar, "İlk icraatınız ezanı Arapça okutmak olursa, korkarım bu son icraatınız olabilir" diye garip bir uyarıda bulunmuştu!

Aynı Celal Bayar, ilerleyen tarihlere bütün Türkiye'den gelen "Ayasofya açılsın" imzaları üzerine başlatılan teşebbüsü de engellemişti!

Neyse ki, seçim meydanlarında "Dinimizi serbest bırak" diye yalvaran millete söz veren Menderes direnmiş; "Tek icraatım da olsa ezanı aslına döndüreceğim" demişti.

Nitekim 16 Haziran'da görüşmeye açılmış ve "18 yıllık zulüm" buruşturulup çöpe atılmıştı.

BÜTÜN TÜRKİYE "BAYRAM" YAPMIŞTI!

Başbakan Menderes, valilere "Ezan artık serbesttir; derhal halka duyurun" talimatı göndermişti. Müslümanlar, ertesi gün başlayan Ramazan ayına görülmemiş bir coşkuyla girmişti. Sultanahmet Camii'nin dört minaresinin 16 şerefesinden, aynı anda ezan okuyan 16 müezzin, 18 yıl önce Ayasofya'da ezanı bitiren "çakma hafızlar"dan "rövanş" almıştı.

Bu haberin Bursa'daki anlamı çok farklıydı. 18 yıl önce ezan sevgisi sebebiyle Mustafa Kemal'in "özel" talimatıyla cezalandırılan Bursalılar, yine Ulucami'de toplanmıştı. Müezzin Bayram Sarıcan, şahit olduğu muhteşem manzarayı; "Ulucami'nin iki minaresinde, güzel sesli iki müezzin öyle bir ezan okudu ki, o hali anlatmak mümkün değildir, ancak yaşayanlar bilir" şeklinde tarif etmişti.

Merhum Bayram hocanın şu tespiti ise 30 yıllık CHP zulmünü ve o günkü durumu bir cümlede özetlemişti:

"Sanki İslamiyet eskiden varmış; bir ara yok olmuş; şimdi de yeniden doğuyormuş gibi manevî bir hal vardı..."

"Herkes sevinçten ağlıyor ve birbirini tebrik ediyordu" şeklinde tasvir ettiği manzara; Bayram Sarıcan'a, "müezzinlerin pîri" Bilâl-i Habeşi Hazretlerinin, Peygamber Efendimizin vefatı üzerine ayrıldığı Medine'ye yıllar sonra döndüğünde okuduğu ezanı hatırlatmıştı.[1]

Bir başka camide (Suluki veya Emirsultan) ezana doyamayan müezzin tam 7 defa okumuştu.

Bütün Türkiye böyleydi. "Ezan" okunan camilerin etrafına toplananlar "şükür secdesi" için yere kapanıyordu. Her yerde adaklar kesiliyor, Başbakan Menderes'e teşekkür telgrafları yağıyordu.

EZANIN HESABI AĞIR OLDU

Ezan yasağını kaldırması, Menderes'in "son icraatı" olmamıştı ama "sonunun başlangıcı" olmuştu!

Ezan düşmanları, 16 Haziran'da "çentik" atmış; hesabını ise on yıl sonra sormuştu. Yassıada'da uygulanan insanlık dışı muamelenin sebebi buydu! "Darbe" ile bile izah edilemeyecek bu kin ve öfkenin gerisinde, on yıldır katmerlenen "intikam" hırsı vardı.

27 Mayıs darbesinin asıl sebebi budur, geri kalan gerekçeler tamamen algı operasyonudur.

Adnan Menderes'in avukatı olduğu için Yassıada'da yaşananları çok iyi bilen Burhan Apaydın da, bu gerçeği ifade etmişti.

CHP'nin bu sinsi intikam tarzı, İttihatçı mirasıdır. Yüzlerce münevveri de "şapka" yüzünden asmışlardı ama kayıtlara göre hiç biri şapka için asılmamıştı!

"Şapka küfür alametidir" diyen İskilipli Atıf Hoca'yı, "toplumu isyana sevk etmekten" asanlar; ezan yasağını kaldıran Menderes'i de "milleti birbirine düşürmek"ten asmıştır!

EZAN YASAĞINI GERİ GETİRMEK İSTEDİLER

Nitekim 27 Mayıs cuntası, darbeden sonra yine "Türkçe ezan" mecburiyeti getirmek istemiş; ancak gördükleri coşkudan korktukları için cesaret edememişti. Ama her fırsatta zehirlerini kusmaktan da geri durmamışlardı. Dindar subaylar "namaz kılmamaları" konusunda uyarılmış, "mimli" olanlar ordudan atılmıştı.

Diyarbakır'da Kolordu Komutanı olan ve 12 Ağustos 1960'ta Bursa'ya "vali" atanan Daniyel Yurdatapan, makamına oturur oturmaz müftüyü çağırmış ve "Sana emir veriyorum, yarından itibaren ezanı tekrar Türkçe okutacaksın" demişti.