Ezan yasağı özellikle "Kadir Gecesi"ne rastlayan 3 Şubat 1932 akşamı Teravih Namazında ve Ayasofya Camii'nde başlatılmıştı. Caminin üst katında toplanan Avrupa sefirleri ve azınlık temsilcileri, "zafer"i kutluyordu!
Bu "kanunsuz" yasağı uygulamak için devletin bütün gücü seferber edilmişti. Camilere kadar giren jandarma, ezan ve kamet okuyanı yaka paça götürüyordu! Çoğunun ise, akıbeti meçhul kalıyordu.
Bütün zulümlere rağmen Müslümanların ezan okuması önlenemeyince, Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi 18 Temmuz 1932 tarihinde, "Arapça ezan" yasağına titizlikle uyulması gerektiğine dair bir genelge yayınlayarak fetva(!) desteği vermişti!
Halbuki Başvekil İsmet Paşa, 8 yıl önce Hilafet kaldırılırken "Hilafet'in bütün vazifelerini Diyanet icra edecek, hiçbir eksik olmayacak" sözü vermişti![1]
CHP'DEN ÖRGÜTE, "EZAN OKUYANI İSPİYON EDİN" TALİMATI!
Bütün inkılaplarda olduğu gibi çok acımasız davranıyorlardı.
Yasağın sene-i devriyesi olan 3 Şubat 1933 günü Bursa Ulucami'de ezan-ı aslî okunması üzerine Reisicumhur derhal Bursa'ya gelmiş ve Anadolu Ajansı'na verdiği demeçte "Bunlar 'irtica'cı ve dini alet ediyorlar ama Cumhuriyet adliyesinin pençesinden kurtulamayacaklar" demişti![2]
Gerçekten gözaltına alınan cemaat günlerce sorgulandıktan sonra 70 kişi, "isyancı" isnadıyla Çorum Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edilmişti!
CHP yönetimi ise, ezan yasağını takip için parti üyelerine "ispiyonculuk" talimatı vermişti. Genel Sekreter Recep Peker, 8 Şubat 1936 tarihinde il ve ilçe başkanlıklarına gönderdiği 672 sayılı yazıda şöyle diyordu:
"İnkılâpları koruma ve yayma ödevini üstlenen partimizin değerli üyelerinin, bu hareketlere karşı duyarlı davranarak alacakları haberleri vakit geçirmeden Hükümete bildirmelerini değerli bulurum."
Bu "ispiyonlar" da hiçbir araştırma yapılmadan işleme sokuluyor; adı geçenlere yargısız infaz yapılıyordu! Cumhuriyet gazetesi de, ezan yasağına uymayanların başına gelenleri her gün "ders için" yayınlıyordu!
Memleketin her yerinde "Arapça ezan okuyanlar idam edilecekmiş" diye konuşuluyordu. Kimse de "Öyle saçmalık olmaz" diyemiyordu. Zira "şapka giymeyene idam" diye bir ceza olmadığı halde onlarca Müslüman asılmıştı. Aynı şeyi yapmayacaklarına kim garanti verebilirdi
FRANSIZ İŞGALİNDE SERBESTTİ, "TÜRK" KOMUTAN YASAK ETTİ
İşgalci Fransa ile yapılan mutabakat çerçevesinde, askerlerimiz 5 Temmuz 1938 tarihinde Hatay'a girmişti. Müslümanlar sokaklara dökülmüş, Türk tugayını "Yaşasın askerimiz" nidalarıyla karşılamıştı.
6,5 yıldır devam eden ezan yasağı Hatay'da uygulanmadığı için komutanlar, bir camiden gelen "ezan" sesiyle irkilmişti! Meseleyi öğrenince de ilk işleri "ezanı yasaklamak" olmuştu. Türk askerini karşılamak için sokaklara dökülenler neye uğradığını şaşırmıştı. Fransız işgalinde serbestçe okudukları ezanı, Türk komutanın niye yasaklandığını kimse anlayamamıştı!
"EZAN" KAMU DÜZENİNİ BOZUYORMUŞ!
Ezan yasağı, İsmet İnönü döneminde daha acımasızlaşmıştı. Şapka takmayanlara ve Latin alfabesi kullanmayanlara verilecek cezaları belirleyen TCK 526. Maddeye, "ezan okuyarak kamu düzenini bozanların" ibaresinin de eklenmesine karar verilmişti!
İşinize gelirse... CHP'nin yönetim anlayışına göre, "ezan okumak" kamu düzenini bozuyordu! Artık, evinde ezan okuyana bile ceza vereceklerdi!
CHP mebusu Rasih Kaplan; İttihatçı olmasına rağmen insaflı bir hukukçu olacak ki, 23 Mayıs 1941 günkü "ezana ceza" görüşmelerinde, "Arkadaşlar bu konu, ceza mevzuu değildir. Binaenaleyh lâik isek karışmamamız lâzım" demişti.
Ayrıca bu aşırı hassasiyetin istismar konusu olacağına dikkat çekmiş; çarpıcı bir örnek aktarmıştı.
Ziyarete gittiği Antalya savcısının, Antalya Müftüsünü sorguladığını görünce çok şaşırmıştı! Müftü çıkınca sebebini sormuş, savcı da şöyle izah etmişti:
"Biri imam olmak istemiş. Sabıka durumu sorulmuş. Bütün uyuşturucu türlerini kullanan bir 'ayyaş' olduğu ortaya çıkınca müftü, 'İmam olamazsın' demiş. O adam da, 'Dün öğleyin camide, müezzin Türkçe kamet getirdikten sonra dikkat ettim; müftünün dudakları kıpırdıyordu; meğer Arapça kamet okuyordu' şeklinde bir ihbarda bulunmuş. Biz de takibat başlattık..."[3]
Kaplan'ı kimse dinlememiş; "ezan okuma cezası" 2 Haziran 1941'de kesinleşmişti:
"Şapka iktisası hakkında 671 sayılı kanunla Türk harflerinin kabul ve tatbikine dair 1553 sayılı kanunun koyduğu memnuiyet veya mecburiyete muhalif hareket edenler veya Arapça ezan ve kamet okuyanlar, 3 ay hapis veya 10 liradan 200 liraya kadar para cezası ile cezalandırılır."[4]
HALK, MENDERES'E HER GİTTİĞİ YERDE "VEBAL" VERDİ!
18 yıldır "ezan" hasreti çeken Müslümanlar, 14 Mayıs 1950 seçimi öncesinde çok ümitlenmişti. Menderes'e, gittiği her yerde "Dinimizi geri ver" diyor, ezanın derhal aslına döndürülmesini istiyorlardı!
Demokrat Parti'nin 487 milletvekilliğinin 416'sını kazanması üzerine Menderes, 22 Mayıs 1950 tarihindeki ilk Meclis toplantısında, "Ezan yasağını hemen kaldıracağız" demişti ama Cumhurbaşkanı Celal Bayar, "İlk icraatınız ezanı Arapça okutmak olursa, endişe ederim ki bu son icraatınız olabilir" diyerek resmen tehdit etmişti! Menderes ise, "Tek icraatım da olsa ezanı aslına döndüreceğim" cevabı vermişti.
Konu 16 Haziran 1950'de genel kurula getirilmiş ve "18 yıllık zulüm" sona ermişti!
Menderes bütün valilere "Ezan serbest; halka duyurun" talimatı vermişti. Müslümanlar, ertesi gün başlayan Ramazan'a görülmemiş bir coşkuyla girmişti. Sultanahmet Camii'nin dört minaresinin 16 şerefesinden aynı anda ezan okuyan 16 müezzin, "zincirli Ayasofya" adına "rövanş" almıştı!
Bu haberin Bursa'daki anlamı çok farklıydı. 17 yıl önce ezan sevgisi sebebiyle cezalandırılan Bursalılar, yine Ulucami'de toplanmıştı. Müezzin Bayram Sarıcan, şahit olduğu muhteşem manzarayı; "İkindi vaktiydi. Ulucami'nin iki minaresinde, güzel sesli iki müezzin öyle bir ezan okudu ki, o hali anlatmak mümkün değildir, ancak yaşayanlar bilir" şeklinde tarif ediyordu.
Merhum Bayram hocanın şu tespiti ise 30 yıllık CHP zulmünü ve sonrasında ihsan edilen nimeti çok güzel özetliyordu: "Sanki İslamiyet eskiden varmış, bir ara yok olmuş, şimdi yeniden doğuyormuş gibiydi..."
Ezana tekrar kavuşanların hali, "müezzinlerin pîri" Bilâl-i Habeşi'nin, Peygamber Efendimizin vefatı üzerine terk ettiği Medine'ye, yıllar sonra döndüğünde okuduğu ezan sonrasında yaşananları hatırlatmıştı Ulucami müezzinine...[5]
Bütün Türkiye böyleydi. "Ezan" okunan camilerin etrafına toplananlar "şükür secdesi" için yere kapanıyordu! Yurdun her yerinde adaklar kesiliyor, Başbakan Menderes'e teşekkür telgrafları yağıyordu.
EZANIN HESABI AĞIR OLDU
Ezan yasağını kaldırması, Menderes'in "son icraatı" olmamıştı ama "sonunun başlangıcı" olmuştu! Zira ezan düşmanları, "16 Haziran"ın hesabını on yıl sonra sormuştu. Mesele "darbe"den ibaret de değildi! Yassıada'daki insanlık dışı muamelenin altında, "intikam" duygusu vardı.
66 yıl önce yapılan darbenin asıl sebebi de budur.
Adnan Menderes'in avukatı Burhan Apaydın da, "Açıklanmayan 'gerekçeli karar', Türkçe ezan mecburiyetinin kaldırılmasıdır" demişti.
İşin özü budur; iddianameler, mahkemeler bahanedir.
Darbede yer almış bir cuntacı general, 60 yıl sonraki bir sohbetinde, "Menderes'in hiç bir yanlışı olmasaydı bile ezanı yeniden Arapça okutması, idamı için yeterliydi" demiştir.[6]
Önce cinayeti işleyip sonra gerekçe uydurmak CHP'ye İttihatçı mirasıdır. 80 münevver şahsiyeti de "şapka" için asmışlardı ama kayıtlara göre hiç biri şapka için asılmamıştı!
"Şapka küfür alametidir" diyen İskilipli Atıf Hoca'yı,

9