CHP'nin "yargısal" genel başkanı Kılıçdaroğlu'nun 9 Haziran'daki "alternatif 'Grup' konuşması" canlı yayınlanamadığı için izlememiş olabilirsiniz!
Aslında mutlaka izlemeliydiniz!
Çünkü duyduklarınıza inanamayacağınız; "Bunları gerçekten Kılıçdaroğlu mu söylüyor" diye soracağınız bir konuşmaydı.
Adeta resetlenmiş ve yeniden yüklenmiş gibiydi!
Yıllarca "yurtta sulh" masalına sarılan; "Bizim Suriye'de, Libya'da ne işimiz var" diye bağıran; tezkerelere, "ırkçı" HDP ile birlikte "ulusalcı" CHP'ye de "Hayır" oyu kullandıran Kılıçdaroğlu bakın ne dedi:
"Türkiye çok önemli bir coğrafyadadır. Dünya dengeleri değişiyor! Çin'in Amerika'nın, İngiltere'nin Orta Doğu politikalarına bakın. Osmanlı'nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın; Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini yeniden korumak ve geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil büyüyerek gitmek zorundayız. Biz dünyanın önemli, sayılı ülkelerinden biri olmak zorundayız."
Sanki bütün bunlar, Kılıçdaroğlu'nun CHP koltuğundan uzak kaldığı 2,5 yılda yaşanmış! Çin, Amerika, İngiltere bu dönemde sömürüye başlamış!
KILIÇDAROĞLU NEDEN BÖYLE KONUŞTU
Peki bu değişikliği nasıl okuyacağız
Bazı at gözlüklü muhalifler, "Erdoğan'a yaranmak için" diyor ama CHP aynı CHP... Hâlâ en çok Erdoğan düşmanlığı kazandırıyor.
Tam aksine CHP'nin iki "baş"ı "Ben daha çok Erdoğan düşmanıyım" yarışı yapıyor!
O halde, bu "değişim" ne anlama geliyor
Şu ayrıntı, bu soruyu daha da önemli hale getiriyor:
Kılıçdaroğlu, dış politikada ortaya koyduğu bu yeni bakışla, sadece "eski Kılıçdaroğlu"ndan değil, "eski genel başkanlar"dan da ayrışıyor!
ÇÜNKÜ CHP, "HAÇLI SİYONİST BATI"NIN TÜRKİYE TEMSİLCİSİDİR!
1919'dan itibaren yeni bir yönetim kurmaya çalışan "Ankara Hareketi"nin tek çıkış yolu, Osmanlı karşıtı Avrupa'nın desteğiydi. İşte CHP, Batı'nın, bu "meşruiyet"e karşılık ileri sürdüğü "Yeni Türkiye" şartlarını yerine getirmek için kurulmuştur. İsmet Paşa bu gerçeği, "Batı'nın istekleri ancak 'iyi kurulmuş' (söz dinleyen) bir partiye dayanarak yapılabilirdi" şeklinde ifade etmiştir![1]
Vahim ayrıntıları buradan okunabilir:
https://www.star.com.tr/yazar/israilin-turk-mimarlari-4-ingilizler-kurdu-chp-iktidari-ve-kemalistler-korudu-yazi-2013661/
Kuruluş döneminin vesayetçisi İngiltere, II. Dünya Savaşı'nda çok hırpalandığı için Haçlı Siyonist ittifak liderliğiyle birlikte "vesayet gücü" de ABD'ye geçmişti.
Ancak bölgemizdeki vesayet hedefi değişmemiş; "doğmamış İsrail'in güvenliği" ana hedef olmaya devam etmişti!
Nitekim 22 Mayıs 1947 tarihli "Truman Doktrini", Siyonizm uşağı Truman'ın, "Türkiye'ye ipotek" kararıdır. 12 Temmuz 1947 tarihli anlaşmayla Türkiye'nin de kabul ettiği "yardım" maskeli "vesayetname"nin en ağır şartı, yerli uçak ve silah yapımının durdurulmasıydı. CHP Genel Başkanı İnönü, çoktan "av"a çıkmış; Nuri Demirağ'ın Yeşilköy'deki muhteşem tesislerine "incir ağacı" dikmişti![2]
Tek partili TBMM'nin onayıyla devreye giren "Marshall Plânı", aslında bir "Marshall Kapanı" idi! Yetmemiş; IMF'den 8 Ekim 1948 tarihinde 50 milyon dolar borç alan CHP yönetimi, "küresel vesayet zinciri" ile Türkiye'yi kilitlemişti!
Bizimkiler "yardım" diyordu ama The Economist durumu, "Türkiye, Amerika'nın nüfuz alanına girdi" şeklinde özetliyordu![3]
CHP yönetiminin, millî sanayiimizi feda ederek aldığı bu krediler, 30 yılda ödenebilmişti! Oysa Türkiye'deki bütün millî teşebbüsler, bu "yardım" sopasıyla öldürülmüştü! 50 adet Alman FW-190A3 tipi savaş uçağı bile Kayseri'de "diri diri" gömülmüştü![4]
"DEVLETÇİ BAYKAL GİTMELİ, KILIÇDAROĞLU GELMELİ!"
1980 darbesinde resetlenen siyasetin yeniden başlama sürecinde CHP Genel Başkanı olan Baykal, "Laiklik elden gidiyor"dan ibaret kısır siyasetine rağmen kritik dönemlerde "ulusalcı" bir tutum sergiliyordu.
Terörle mücadelede iktidara tam destek veren bu yaklaşım, PKK'yı kullanan ABD'yi; yani İsrail'i çok rahatsız ediyordu.
Baykal'ın bu "devletçi" tutumu, Silk Road Enstitüsü'nün 2008 yılında Beyaz Saray için hazırladığı "Türkiye Raporu"nda "Bütün kötülüklerin başı" olarak niteleniyor ve çözüm(!) için "Baykal istifaya mecbur edilir ve yerine Kemal Kılıçdaroğlu gelir" senaryosu teklif ediliyordu!
Daha da ilginci, siyasette "silik" bir isim olan "Kılıçdaroğlu" teklifi, Washington'da ciddiye alınmış ve ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton 2009 yılı sonlarında Ankara Büyükelçisi James Jeffrey'e, "Baykal'ın yerine Kılıçdaroğlu olur mu" diye sormuştu.
Büyükelçinin verdiği cevabı, 6 Mayıs 2010'da FETÖ kasetiyle Baykal'ın "istifaya zorlanmasından" ve 22 Mayıs'taki kurultayda da Kılıçdaroğlu'nun CHP koltuğuna "paraşütle" oturmasından anlıyoruz.
CHP, TAM DA ABD'NİN (İSRAİL'İN) İSTEDİĞİ ÇİZGİYE GELMİŞTİ
Böyle getirilen Kılıçdaroğlu, tabii ki "sahibinin sesi"

13