İsrail'in Türk Mimarları-3: Jön Türkler Sultan Hamid'i devirdi, Filistin'i Yahudilere verdi!

İngiliz-Yahudi ittifakı Osmanlı'yı yıkmak için Filistin'i koz olarak kullanmış, Sultan Abdülhamid Han buna karşı İslam birliği inşa etmiş ama başarabildi mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, 19. yüzyıldan itibaren İngiliz-Yahudi çıkarlarının Osmanlı'nın çöküşü ve Filistin'deki Yahudi devletinin kurulmasını planladığını iddia etmektedir. Yazar, Sultan Abdülhamid Han'ı bu planları boşa çıkaran kahraman bir lider olarak sunmakta; ancak Meşrutiyet ve Meclis-i Mebusan'ın sistem içi vesayet mekanizmalarına dönüştürüldüğünü öne sürmektedir. Osmanlı'nın içindeki dışlı vesayetin resmi kurumlar üzerinden nasıl işlediğine dair delillerin güvenilirliği sorgulanabilir mi?

19. yüzyıl başında "Filistin'de 'devlet' için önce Osmanlı yıkılmalı" kararı alan İngiliz Yahudi ittifakı, bunu temin için "Paşa"ları "maşa" gibi kullanmıştı!

"Tanzimat" ile kapıyı açan Mason Reşid Paşa sayesinde Osmanlı'yı Kırım Savaşı'na sokmuş ve bu sayede ilk defa "borç" vermişlerdi. Bunu 22 yıl boyunca kat kat artıran Rothschild tefecileri, alacaklarına karşılık Filistin'i istemişti!

Bu teklifi reddeden Sultan Abdülaziz Han'ı, Midhat Paşa ve Avni Paşa tahttan indirip katletmişti.

Lütfen önce bu iki bölümü okuyalım:

https://www.star.com.tr/yazar/israilin-turk-mimarlari-1-ilk-adimi-mason-resid-pasa-atti-yazi-2008920/

https://www.star.com.tr/yazar/israilin-turk-mimarlari-2-filistini-vermedi-bilekleri-kesildi-yazi-2010505/

30 Mayıs 1876 tarihinde tahta çıkan Sultan Murad Han, amcasının feci şekilde şehid edildiğini işitince dehşete düşmüştü. Üzüntüden ve endişeden akıl sağlığı bozulmuş; Saltanatı sadece 3 ay sürmüştü.

Bu beklenmeyen gelişme sonucunda "Saltanat"ı, 31 Ağustos 1876 tarihinde İngiliz-Yahudi plânlarında hiç olmayan Abdülhamid Efendi devralmıştı.

Ne yazık ki, Haçlı Siyonist saldırıları birer birer püskürten bu kahraman Sultan'ın "zevali" de yine "Türk Paşalar" eliyle olacaktı!

BÜTÜN YAHUDİLERİ FİLİSTİN'E TAŞIMA SEFERBERLİĞİ!

Peki, o günlerde Filistin'de durum nasıldı

Selefi/amcası Sultan Abdülaziz Han, Filistin'i "Mîrî Arazi" ilân etmişti ama Yahudi göçü bitmemişti.

"I. Aliyah" denilen ilk dalgada Rusya'dan Avrupa ve Amerika'ya göç eden 145 bin Yahudi'nin bir kısmı, "Siyon Âşıkları Cemiyeti"nin organizasyonuyla Filistin'e getirilerek yeni kurulan "Mikveh Israel" ve "Rishon Le-Zion" kolonilerine yerleştirilmişti.

"Rothschild Ailesi"nin Fransa Baronu James Mayer Rothschild'in oğlu Edmond, bu göçlerin hamisiydi. 1934'te öldüğünde, 30 yerleşim biriminde 500 bin dönümden fazla arazi almıştı.[1]

YAHUDİLERİN "AYAK BASMA" SEVDASI!

Getirdikleri Yahudilere hiçbir "garanti" veremiyorlardı ama önemli olan Filistin'e ayak basmalarıydı!

Bu çabanın sırrını, Sultan Abdülhamid Han, şöyle anlatmıştı:

Mescid-i Aksa'da "hassas" bir tamirat yapılması gerekiyordu ve bunun da tek ustası Yahudi idi.

Sultan Abdülhamid Han, "Bir hamal tutun. Yahudi ustayı Mescid-i Aksa dışında omuzlarına alıp içeri götürsün ve Yahudi, tamirat işinin tamamını bu hamalın sırtında yapsın. Yangın çıksa, zelzele olsa dahi, hamal Yahudi'yi Mescid-i Aksa'da asla yere indirmesin" şeklinde sıkı sıkı tembih etmişti.

Bu "aşırı hassasiyet"in sebebini de şöyle izah etmişti:

"Yahudiler, ayaklarının bastığı yeri kendi mülkü zanneder!"

Bu muhteşem tespit, Yahudileri Filistin'e taşıma sevdasını çok güzel izah etmektedir.

Nitekim bu sinsi niyeti iyi bilen Abdülhamid Han, mülk satışının hızla artması üzerine, 25 Rebîulahir 1308 (8 Aralık 1890) tarihinde, "Mûsevîlerin Kudûs civârında ictima' ve iskân etmesi, orada bir mûsevî hükûmetin teşekkülüyle neticelenebileceği münasebetiyle kat'â câiz değildir" şeklinde bir "İrâde-i seniyye" neşretmişti.[2]

Ancak Sultan'ın aldığı bu tedbir, bazı devlet memurlarının büyük meblâğlar karşılığındaki zaafı sebebiyle tam netice vermemişti.

"HIYANETİ KURUMSALLAŞTIRMA SÜRECİ" BAŞLATTILAR

İngiliz Yahudi ittifakı, Abdülmecid Han ve Abdülaziz Han dönemlerinde Osmanlı'yı "içten" sarsmış; ancak Filistin'deki hedefe ulaşamamıştı!

Yahudi asıllı İngiltere Başbakanı Benjamin Disraeli, Sultan Abdülhamid Han'ın ilk yıllarına rastlayan görev döneminde, "garantili strateji" belirlemişti! "Bireysel devşirme"ler yerine, "kurumsal vesayetler" üzerinden hedefe yürüyeceklerdi!

Bunun ilk adımı "Meşrutiyet" idi! Osmanlı tebaasını "istibdat"tan(!) kurtararak "demokrasi"ye kavuşturmak istiyorlardı ama aslında, icra yetkisi "dostlar"dan oluşan "Meclis"e geçeceğinden işleri kolaylaşacaktı!

Bir taraftan da harıl harıl "Osmanlı'yı üleşme" anlaşmaları imzalıyorlardı!

İttihat ve Terakki'nin "akıl hocaları"ndan Metr Salem'in Selanik'teki evinde 16 Mayıs 1907'de toplanan 4 meşhur Yahudi'nin imzaladığı anlaşmaya göre, Bulgaristan istiklâlini ilân edecekti. 15 Temmuz günü ise İngiliz Yahudilerinden Roma Belediye Reisi Ernesto Natha'nın evinde toplanan Masonlar, Abdülhamid hal' edilince Filistin'de Yahudi devleti kurulmasına karar vermişti! Ayrıca Girit, İpros ve Doğu Makedonya Yunanistan'a verilecekti. 5 Mart 1908'de Carasso'nun Selanik'teki evinde toplanan Avusturya Farmasonları ise, Abdülhamid sonrası Bosna-Hersek'in Avusturya'ya terkini kararlaştırmıştı![3]

"I. MEŞRUTİYET"İN İLK İCRAATI, RUSYA İLE "SAVAŞ" KARARI

Aslında Abdülhamid Han, kimsenin tahmin etmediği kadar "demokrat" bir insandı.

Doktorlar heyetinin 13 Ağustos 1876 günü Sultan Murad Han için "Vazife yapamaz" raporu vermesi üzerine, Sadrazam Mütercim Rüşdi Paşa ile birlikte Maslak'taki çiftliğine gelerek, cülus öncesi "Meşrutiyet" pazarlığı yapan Midhat Paşa'ya, "Bütün mesuliyeti Meclis-i Mebusan alacağından Meşrutiyet benim işime gelir. Ancak buna siz hazır mısınız" demişti.

Nitekim söz verdiği için cülusundan hemen sonra "Kanun-i Esasî hazırlayın" talimatı vermişti.

Gerçekten Sadrazam Midhat Paşa, Padişah adına kullanmayı plânladığı "sürgün yetkisi" ısrarı gibi birçok konuda zorluk çıkarmış; Kanun-i Esasî Abdülhamid Han sayesinde tamamlanmıştı.

Yine de bunu kendi eseriymiş gibi pazarlayan Paşa, tıpkı Mason üstadı Reşid Paşa'nın 37 yıl önce Tanzimat'ı ilan ettiği gibi 23 Aralık 1876 günü "Meşrutiyet"i bizzat ilân edilmişti.

Yani "kurumsal hıyanet" dönemi başlamıştı!

"Parlamenter Sistem"in ilk "Meclis"nin 115 üyesinden 46'sı gayrimüslim ve sadece 40'ı Türk idi. 19 Mart 1877 günü açılan Meclis'in ilk icraatı ise, Sultan Abdülhamid Han'ın "Bu savaşa girmek yıkım olur" uyarılarına rağmen Rusya ile savaş (93 Harbi) kararı almak olmuştu! (10 Nisan)

1853'te, Osmanlı'yı bitirmek için Reşid Paşa üzerinden Rusya ile savaşa sokanlar, şimdi de aynı şeyi "Osmanlı Meclisi" ile yapmıştı!

Nitekim Ruslar Yeşilköy'e kadar gelmiş ve 3 Mart 1878 tarihinde son derece ağır şartlarla Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması imzalanmıştı!

Bu uzaktan kumandalı "azınlıklar kulübü"nün Osmanlı'yı hızla uçuruma sürüklediğini gören Sultan, 13 Şubat 1878'de Meclis-i Mebusan'ı kapatarak bu gidişe "dur" demişti! Yani 31 Ağustos 1876'da tahta çıkan Abdülhamid Han, ancak 530 gün sonra "Padişah" olabilmişti!

İNGİLİZLERE İLK DARBE: İSLÂM BİRLİĞİ!

İngilizleri ve Yahudileri iyi tanıyan Abdülhamid Han, etrafına örülen "hıyanet kuşatması"nın iyice daraldığının da farkındaydı!

Buna rağmen, "Halife" unvanını etkili kullanarak Hindistan'dan Afrika'ya uzanan "devletler üstü bir İslâm birliği" bina etmişti.

Hesaplarında olmayan Abdülhamid'in tahta çıkması ve Meclis'i kapatarak yönetimi vesayetten kurtarması, şer ittifakını şaşkın tavuğa çevirmişti!

Kripto Yahudi Abdullah bin Sebe'nin kurduğu "Şiîlik" ve İngiliz imalatı "Vehhabilik" sapıklığını kullanarak "gerçek İslâm'ı unutturma" projeleri de can çekişmeye başlamıştı!

İngiliz ve Yahudi ortakların en çok korktuğu şey de buydu! Hemen İslâm âlimi görünümlü devşirmeleri Cemaleddin Efgani'yi devreye sokarak, "İslâm Birliği" adı altında "fitne" başlatmışlardı!

Sapık Abduh'un hayranı olan ve hayatını "İslâm'da reform"a adayan Tapınakçı Wilfrid S. Blunt, "Abdülhamid gibi bir Halife olduğu müddetçe ictihad yeniden açılamaz, inanç reformu (yani tahrifat) vuku bulamaz" diyordu.[4]

"Haçlı Siyonist savaşçısı" olduğunu söyleyen İngiltere Başbakanı William E. Gladston ise, Avam Kamarası'nda elindeki "Mushaf"ı fırlatarak, "Bu kitabın takipçileri (Müslümanlar) oldukça Avrupa'ya barış gelmez" diyecek kadar küstahlaşmıştı.[5]

Öfkeden çıldırıyor; her tuşa basıyorlardı!

Londra'da "İngiliz damadı" yaparak devşirdikleri "sarıklı Mason" Ali Suavi, 20 Mayıs 1878 tarihinde Yıldız Sarayı'nı basarak "darbe" yapmaya kalkmıştı! [6]

1887'de İsviçre'de topladıkları "Hınçak Komitesi"ni Londra'ya taşıyarak İngiliz hükümetinin yönetiminde "isyan" organize etmişlerdi. 1890'da Erzurum'da başlayıp Anadolu'ya yayılan "Ermeni İsyanları" bu hıyanetin sonucuydu.[7]

YAHUDİLER DE "KURUMSALLAŞMA" SÜRECİ BAŞLATMIŞTI!

"Devlet" yolundaki ilk adımı, "Siyonizm Cemiyeti"ni kurarak atmışlardı!

29 Ağustos 1897 tarihinde Basel'de toplanan I. Siyonist Kongresi'nden, "Hedefimiz, Filistin'de bir yurt kurmaktır" kararının alınmasını sağlayan Siyonizm Cemiyeti Başkanı Theodor Herzl, "Ben Yahudi devletini tesis ettim. 5 veya 50 sene sonra herkes görecek" demişti!

Para çok şeyi hallediyordu ve Yahudiler için para, "en kolay çözüm" idi! Mesela demiryolu inşaatı sebebiyle Osmanlı Devleti'nden büyük servet kazanan Alman Yahudisi Maurice de Hirsch, bu iş için 12,5 milyon altın bırakmıştı.

Henüz Osmanlı'yı yıkamadıklarına göre, Abdülhamid Han'ı ikna etmeden bunun mümkün olamayacağını iyi bilen Herzl, uzun çabalardan sonra 18 Mayıs 1901 tarihinde görüşmeye muvaffak olmuştu. Herzl, "Sadık Yahudi kullarınızın mukaddes Filistin'e yerleşmesine imkân sağlamanız durumunda, mukabele-i şükran olarak 5 milyon altın hediyemizi kabul buyurmanızı arz ederiz" diyerek açıkça rüşvet teklif etmişti.[8]

Sultan, sükûnetle dinlemiş ve "Ben bir karış dahi olsa vatan toprağı satmam, zira bu vatan milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir" şeklindeki tarihî cevabı, tokat gibi çarpmıştı! Yahudileri iyi tanıyan Abdülhamid Han, Filistin'i "Hazine-i hâssa" ilân ederek tedbir almıştı.[9]

Öte yandan kahramanlık hayalleri suya düşen Herzl ise, atalarının dediği gibi ancak İngilizlerle hedefe ulaşabileceklerini anlamıştı! Zaten 22 Ocak 1901'de Birleşik Krallık tahtına oturan VII. Edward da, kendisini Yahudilere adamıştı ve Abdülhamid Han'ı devirmeyi çok istiyordu.

Göçü hızlandırmak için Londra'da "Yahudi Millî Fonu" oluşturarak 2 milyon Sterlin sermayeli bir banka ve "Yahudi Müstemleke Vakfı" kurmuşlardı. Ayrıca Yahudilerin toprak almasını kolaylaştırmak için hayata geçirdikleri İngiliz-Filistin Şirketi'ne Gazze, Kudüs, El Halil, Beyrut, Hayfa, Yafa, Taberiyye ve Safed gibi kritik yerlerde şube açmışlardı. Rothschild'ler de, el altından satın aldıkları topraklara Yahudileri yerleştiriyordu.[10]

İTTİHAT TERAKKİ'YE "MASON ÖRGÜTÜ" MODEL OLDU

İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kuruluşu, "3 Haziran 1889 tarihinde İstanbul Demirkapı'da, Mekteb-i Tıbbiye önündeki odunlukta 'İttihad-ı Osmânî Cemiyeti tesis edildi" gibi masum cümlelerle anlatılır. Oysa bu gizli örgüt, Abdülhamid Han'ı tahttan indirmek için kurulmuştu! Zaten kuruculardan Arnavut İbrahim Temo da, "İtalyan Carboneria Mason Teşkilatı'nı örnek aldık" demişti![11]

Örgüt, "müsait ortamda" güçlenmesi için Yahudilerin merkezi olan Selanik'e taşınmıştı.

Rothschildlerin kurduğu "Alliance Israelite Universelle"nin açtığı "Alyans Mektepleri"nde yetiştirilerek 1888'de Allatini ve Rothschild ailelerinin ortak yatırımı "Banque de Salonique"a müdür tayin edilen Macedonia Mason Locası Üstâd-ı Âzâmı Emmanuel Carasso, Selanik'teki en etkili Yahudi idi.

Farklı isimlerle kurulmuş "hürriyet/yıkım" cemiyetlerini organize etmekle görevlendirilen Carasso, bunları 27 Eylül 1907 tarihinde "İttihat ve Terakki Cemiyeti" (İTC) adı altında birleştirmişti!

"ABDÜLHAMİD'E DARBE" KONFERANSI

İngiliz sinsiliğiyle Yahudi zenginliği, Fransız İhtilali'nin parlattığı "milliyetçilik" üzerinden uzun vadeli bir "imha plânı" devreye sokmuştu!

Bütün azınlıkları "bağımsızlık" vaadiyle kışkırtıyor; Araplara ise "Hilafet sizin hakkınız" diyorlardı. Diğer taraftan "Jön Türkler"e de, "Turan İmparatorluğu" telkin ediyorlardı! Böylece karşılıklı "ırkçı" politikalarla Osmanlı'nın bütün kesimlerini birbirine düşürüyorlardı!

Hepsi de, tek engel olarak Abdülhamid Han'ı görüyordu!

İngiltere ve Fransa'nın desteğiyle Paris'te 4 Şubat 1902'de "I. Jön Türk Kongresi" toplanmış; Türk, Arap, Çerkes, Arnavut, Rum, Ermeni ve Yahudi temsilcisi 47 delege, "Ermenilere özgürlük için mücadele" kararı almıştı!

İngiltere Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Lord Sanderson, her türlü desteği vereceklerini söylemişti. Banker Sir Ernest Cassel ise, "darbe harcamaları için" ilk avans olarak on bin altın hibe etmişti!

ÖNCE "SUİKAST"İ DENEDİLER AMA ALLAH KORUDU!

Viyana'da özel olarak ürettirdikleri arabanın parçalarını farklı gümrüklerden rüşvetle geçirmiş ve İstanbul'da birleştirmişlerdi.

Yüklü paraya kiraladıkları Belçikalı anarşist Edward Jorris, "özel" arabanın "özel" bölümüne yerleştirdiği "özel" bombayı, 21 Temmuz 1905 günü Cuma çıkışında patlatmıştı.

"Cehennem Makinesi" dedikleri 120 kiloluk bomba, Sultan merdivenlerden inerken patlamıştı. Yeri göğü inleten patlamalar uzun süre devam etmişti. Araba ve insan parçaları havada uçuşmuştu!

Ama âlemlerin Rabbi, onu korumuştu!

Milletin huzuru için gösterdiği halis gayretin hatırına, hıfz-ı Hudâ ile "emin" olduğunu söyleyerek şükretmiş; "Müteessir olduğum bir şey, asker evlatlarımdan ve ahaliden bazılarının telef ve mecruh (yaralı) olmasıdır" demişti.[12]

Bu nasıl bir satılmışlıktır ki, İttihatçıların medar-ı iftiharı Tevfik Fikret ise, Abdülhamid Han'ın ölmemesine öfkesini, "Ey şanlı avcu, dâmını (tuzağını) beyhude kurmadın; Attın, fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın..." şeklinde dile getirmişti!

Yahudiler de çok üzülmüş; acilen 7. Siyonizm Kongresi'ni toplamıştı.

3 Temmuz 1904'te ölen Theodor Herzl'in yerine gelen radikal Siyonist Haim Weizmann, 27 Temmuz 1905 günü Basel'deki kongrede meseleyi "içeriden" çözmeleri gerektiğini söylemiş; "İngilizlerle işbirliğini daha da artırmalıyız" demişti. Hatta bunun için Londra'ya yerleşmişti!

Nitekim 14 Temmuz 1907'de Lahey'de düzenlenen 8. Kongre'de, Abdülhamid Han'ı devirmek için İttihat ve Terakki Cemiyeti ile "yoğun işbirliği" kararı alınmıştı!

"MEŞRUTİYET ÜZERİNDEN DARBE"YE KARAR VERDİLER!

Selanik'teki toplantıda, "iki aşamalı darbe" plânlamışlardı! Operasyonu, Macedonia Mason Locası Üstâd-ı Âzâmı Carasso yürütecek; Osmanlı/Abdülhamid düşmanlarını birleştiren "çimento" olacaktı.[13]

Bir araştırmacı, Yahudilerin "Meşrutiyet"teki rolünü, "Yahudiler Abdülhamid Han'a muhalefette o kadar etkindi ki, İTC'nin Selanik kolu (yani merkezi), Dönmelerin hâkimiyetindeydi" şeklinde ifade etmişti![14]

Abdülhamid Han'ı devirme görevi verilen İttihat ve Terakki'ye, Yahudilerden para yağıyordu! İlk ödeme olarak 4 teneke altını, "Cemiyet"e ileten Carasso, "Sultan Hamid'e 5 milyon altına yaptıramadığımız işi, İttihatçılara 400 bin liraya yaptırdık" diyerek İttihatçıların "ucuz"luğunu ifade etmişti.[15]

Bütün ayrılıkçılar ve Yahudiler, "Abdülhamid'i indirmek için İttihat ve Terakki çatısı altında birleştiklerini", 27 Aralık 1907'de Paris'te düzenlenen "II. Jön Türk Kongresi"nde de tekrarlamıştı. Operasyon, Selanik'ten yürütülecekti.

Bölgedeki "darbe suikastları", payitahta baskıyı artırmıştı. Merkezdekiler de bunlardan farksızdı. 22 Temmuz 1908 günü toplanan Meclis-i Vükelâ, geç saatlere kadar Manastır'daki kalkışmayı görüşmüştü. Padişah'ın istişare ettiği nâzırlar, "İç savaş çıkabilir" gerekçesiyle, Meşrutiyet ilânını tavsiye etmişti! Çünkü İttihatçılar, burada da çoğunlukta idi! Sultan, yapayalnızdı!

Çaresiz kalan Abdülhamid Han, İttihat ve Terakki çetelerinin memlekete daha fazla zarar vermemesi için 24 Temmuz 1908 günü Meşrutiyet'i ilân etmişti.

TEŞEKKÜR İÇİN İNGİLİZ'İN ARABASINA "AT" OLDULAR!

Güya "Meşrutiyet Devrimi" yapan Jön Türkler, kendilerini destekleyen Yahudilerden Masonlara kadar kime teşekkür edeceğini bilmiyordu.

Bütün bu bozguncuları koordine eden İngilizlere ise çok daha farklı bir "aidiyet" duyuyorlardı! Hatta Meşrutiyet ilanından bir hafta sonra İstanbul'a gelen yeni İngiliz Sefiri Gerard Lowther'i, 31 Temmuz 1908 günü Sirkeci Tren Garı'nı hıncahınç dolduran Jön Türkler karşılamıştı. Arabasına binen sefiri çılgınca alkışlayan Jön Türkler hızını alamamış; atları söküp kendileri çekerek, Cadde-i Kebir'deki (İstiklâl Caddesi) İngiliz Sefaretine kadar götürmüşlerdi![16]

Orada bulunanlardan Talat Paşa, I. Dünya Savaşı öncesinde "ittifak" taleplerini geri çeviren İngilizlere yönelik hayal kırıklığını, savaştan sonra kaçtığı Almanya'da 26 Şubat 1921 tarihinde buluştuğu İngiliz Aubrey Herbert'e şöyle dile getirmişti:

"O gün elçi isteseydi, arabasının üzerimizden geçmesine bile ses çıkarmazdık! Bizden isteyip de vermeyeceğimiz hiçbir şey yoktu. Yine de sizi hoşnut edemedik. Bizi Almanların kucağına itelediniz!"[17]

Oysa İngilizleri iyi tanımak, sadece "vatan" meselesi değil; "hıfz-ı iman" meselesidir! Zira, büyük âlimi Seyyid Abdülhakim Arvasi (kuddise sirruh) Hazretlerinin şu tespiti, bütün yazı boyunca anlatmaya çalıştığımız her şeyi özetlemektedir:

"İslâm'ın en büyük düşmanı İngilizlerdir. İslâmiyet'i bir ağaca benzetirsek, başka kâfirler, bu ağacı dibinden keser; ağaç yine filiz verebilir. Fakat İngilizler, bu ağacı besler; Müslümanlar da onları sever. Ama gece gizlice köküne zehir döker. Ağaç kurur. Aynı İngiliz 'Vah vah, çok üzüldüm' diyerek Müslümanları aldatır. İngiliz'in, İslâm'a zehir salması, satın aldığı 'yerli münafıklar' eliyle, İslâm'ı içeriden yıkması demektir!"

Abdülhamid Han'ın büyüklüğüne bakın ki, İngilizleri daha çocukken iyi tanıyordu. Babası Sultan Abdülmecid Han'ın yanında bulunduğu sırada o dönemin İngiliz Sefiri Lord Caninng, Saray'a gelmişti. Babasının nezaketen "Elini öp" demesi üzerine Abdülhamid Efendi, "Gâvurun eli öpülmez" demiş ve öpmemişti!

Sultanlık döneminde etrafındakilerle kalite farkını anlamak için bu iki "kesit" bile yeterli!

İNGİLİZLER VE YAHUDİLER PLÂNLADI, İTTİHATÇI MASONLAR UYGULADI!

"Meşrutiyet, istibdadı önleyecek" söylemi sadece algı operasyonundan ibaretti. 18. yüzyılda sahaya sürülen "Osmanlı'yı yıkma" plânı, adım adım uygulanıyordu. Masonlar, önce Balkanlar'da organize olmuştu. İttihat ve Terakki Cemiyeti de tamamen "Mason Projesi" idi.

Ettore Ferrari, Cenova'daki konuşmasında "Hükümet, 2. ve 3. Kolordulara bağlı tüm subayların Masonluğu seçtiğini anlayınca çok tepki gösterdi" demişti.

Özellikle Selanik'teki Makedonya Rizorta Locası, İttihatçılar için koruyucu zırh olmuştu. Yasak evrakları gizlemekten, darbe toplantılarına ev sahipliği yapmaya kadar her adımda yanlarındaydı.[18]

İrlandalı Katolik Henry Fitzmaurice, "1908 hareketinin arkasında Masonlar var" demiş; Avrupalı yazarların çoğu, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni, "Yahudilerin ve dönmelerin elinde oyuncak olan bir yapı" olarak nitelendirmişti.[19]

Nitekim 23 Temmuz 1908'deki II. Meşrutiyet sayesinde devlet yönetimini İttihatçıların devralmasıyla, Filistin'de "kolonileşme" hız kazanmıştı.

İKİNCİSİ DE MECLİS-İ MEBUSAN DEĞİL; SANKİ "MECLİS-İ DÜŞMAN"

İttihat ve Terakki'nin kontrolünde seçilen mebuslardan 140'ı İttihatçı; 60'ı Arap; 25'i Arnavut ve 48'i de Rothschild'lerin adamı Sassoon Efendi, Vitali, Hallaçyan, Kirkor, Kostantin gibi Yahudiler ile Ermeni, Rum, Bulgar, Derezî, Marunî ve Süryanî azınlıklardan oluşuyordu. Osmanlı'yı bunlar mı temsil edecekti

Meclis Başkanlığı'na, İslâm düşmanlığıyla övünen Mason Ahmet Rıza seçilmişti. Tebrik için gelen Hayim Nahum'a "Musevîler bize yardım ederse Filistin'e hiçbir kısıtlama olmadan yerleşebilirler" teminatı vermişti.[20]

Yine de İngiliz patronlar durumdan memnun değildi! Çünkü Haçlı Siyonist ittifakın "asıl hedef"i tahakkuk etmemişti. Yoksa Osmanlı ahalisinin nasıl yönetildiği, İngilizlerle Yahudilerin en son düşüneceği şey bile değildi.

Nitekim İttihatçı liderlerinden Talat Paşa, Mason arkadaşı Rıza Tevfik (Bölükbaşı) ile birlikte, Meşrutiyet'e verdikleri desteğe teşekkür için İngiliz Sefaretine gitmiş; ancak kabul edilmemişlerdi. Sordukları her isim "Yok!" dedirtmişti!

Rıza Tevfik, bu soğukluğun perde arkasını, yıllar sonra gittiği Londra'da, "Yok" dedirtenlerden Lord Nicholson'a sormuş ve şu ibretlik cevabı almıştı:

"Desteklediğimiz Jön Türkler'den büyük bir netice bekliyorduk. 'İhtilâl (Meşrutiyet) olacak, Sultan da Hilafet de alaşağı edilecek' diye düşünüyorduk. Fakat ihtilâl yaptınız ama Sultan da Hilafet de yerinde duruyor. İşte bu sebeple bir soğuk adem-i kabul (lakaytlık) gördünüz."

Yaşadığı dönemi anlamaktan uzak olan Tevfik Bey, "Hilafet, Büyük İngiliz Devleti'ni neden bu kadar şiddetli ilgilendiriyor" sorusuna da şu cevabı almıştı:

"Dostum! Biz Mısır'da ve Hindistan'da Müslümanları etki altına alabilmek için milyonlarca altın harcadık ama muvaffak olamadık. Hâlbuki Halife Yılda bir defa selam-ı şahane ve Kur'an gönderiyor, bütün Müslümanları hudutsuz bir hürmet duygusu içinde emrinde tutuyor."[21]

II. MEŞRUTİYET, "SON DARBE"NİN İLK ADIMIYDI

İttihatçılar'ın "hürriyet" zannettiği II. Meşrutiyet, İngiliz Lord'un da açıkça söylediği gibi "havuç"tan ibaretti. Onları destekleyenlerin asıl hedefi, Abdülhamid Han'ı ve Hilafet'i yok etmekti! Bu sebeple II. Meşrutiyet ilânından 31 Mart'a kadar geçen süre, "uzatmalar"dan ibaretti.

Nitekim "lider" Emmanuel Carasso, Meşrutiyet ilânından sonra Avrupalı yazarlardan Wickham Steed'e, "Bir devrim yaşadık... Ve hamur kıvama gelene kadar muhtemelen birkaç tane daha yaşayacağız. Sonra fırına verip doya doya yiyeceğiz" demişti.[22]

"31 Mart İsyanı"nı da bu sebeple organize etmişlerdi.

Zira senaryosunu Yahudilerin yazdığı ve "mürteci"si de "darbeci"si de "İttihatçı" olan bir "tiyatro" idi!(*)

(*)Bu yazı dizisi, "tarihten bir yaprak" değildir! Haçlı Siyonist ittifakın günümüzde de devam eden operasyonlarının "şifre"leridir. Yani bunları bilmeyenin bugünküleri anlaması mümkün değildir.

"28 ŞUBAT İRTİCA DARBESİ"NİN İLK VERSİYONU: 31 MART

"31 Mart Vakası" dedikleri bu tiyatroyu, bize "İrticaî ayaklanma" olarak yutturmadılar mı

Oysa, "İrticaya darbe" diye sundukları "28 Şubat" da, 31 Mart'ın yeni versiyonu bir Yahudi operasyonundan başka bir şey değildi. Ama 31 Mart'ı doğru anlamadığımız için 28 Şubat'a da "post-modern darbe" deyip geçtik! "ABD destekli" diyenler de ABD'nin arkasına bakma zahmetine girmedi. Darbe lideri Kıvrıkoğlu'nun 28 Şubat'tan bir gün önce nerede olduğunu ve ne yaptığını kimse merak etmedi!

Konu hakkındaki makalemizi arzu eden okuyabilir:

https://www.star.com.tr/yazar/31-mart-vakasi-butun-post-modern-darbelerin-anasi-yazi-1937955/

31 Mart'ta öyle bir "oyun" plânlamışlardı ki, İngiliz-Yahudi şeytan zekâsından başka hiç kimse böyle kurgulayamazdı.

İttihatçı militanlardan biri, 31 Mart 1325 (13 Nisan 1909) günü "Paşa" rolüne girip, Taşkışla'daki dindar erata, Halife adına düzenledikleri "Bundan sonra şapka giyilecek" şeklindeki "sahte ferman"ı okumuştu.

"Dindar erbaş" rolündeki birkaç İttihatçı da, "Asker kardeşlerim, Müslüman değil misiniz Şapka giymek ne demek Din-i Mübin-i İslâm'ın evlatlarını gâvur yapacaklar. Ne duruyorsunuz" gibi tahriklerle, eratı; pimi çekilmiş bombaya çevirmişti. Bunlardan biri, Kılıç Ali'nin, "Atatürk'ün Selanik'teki meyhane arkadaşı" dediği Ömer Naci Bey idi!

Bir başka fitneci ise, "tepki"yi "isyan"a dönüştürmek için "Gâvur olmak için mi Meşrutiyet getirdiler Haydi Mebusan Meclisi'ne gidelim" diye bağırmıştı. Askerler arasında konumlanmış bir Jön Türk, "Evet, ne duruyoruz" şeklinde karşılık vererek, bu tahrikleri askerin desteklediği izlenimi vermişti! Bunlar ise, I. Dünya Savaşı hezimetinden sonra Enver ve Talat Paşa ile birlikte kaçan Bahaeddin Şakir Bey ile Midhat Şükrü (Bleda) idi![23]

Hışımla Dolmabahçe'ye inen erat, yine İttihatçı fitnecilerin arada tekbirlerle körüklediği tahriklerle Meclis-i Mebusan'a müteveccihen yürümeye başlamıştı.

Film gibi bir organizasyon, kademe kademe uygulanıyordu. Yeni Cami'ye gelince, İngiliz aparatı Derviş Vahdeti'nin bu operasyon için kurduğu İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti'ne mensup İttihatçılardan oluşan "beyaz sarıklı aczimendiler" de kalabalığa katılmış ve "Şeriat elden gidiyor" diye bağırmıştı.

Kandırılmış askerlerle "sivil" ve "hoca" kılıklı Jön Türklerden oluşan kalabalık, tekbirlerle Ayasofya Meydanı'na ulaştığında buranın da tıklım tıklım dolu olduğu görülmüştü! Atlı Tramvaylar, tek çıkış olan Divanyolu Caddesi'ni kapatmıştı.

Derviş Vahdeti'nin, kalabalık arasına dağılmış "hoca" ve "çavuş" kılıklı İttihatçılar üzerinden yönettiği "tiyatro" tam da planlandığı gibi ilerlemişti.

Abdülhamid Han'ın "Taşkışla'da okunan şey, benim fermanım değildir. Bazı düşmanlar tarafından tertip edilmiş maksatlı bir siyaset olayıdır" açıklamasına rağmen fitneyi devam ettirerek son aşamaya geçmişlerdi![24]

İSTANBUL'DA 1. ORDU VARDI AMA SELANİK'TEN "ORDU" GETİRİLDİ

Bol miktarda "Şeriat isteriz, din elden gidiyor" sloganlarıyla sosladıkları bu "irtica ayaklanması"nı Abdülhamid Han'a yükleyerek, güya Meşrutiyet'i korumak için Selanik'ten "ordu" getirmişlerdi! Oysa İstanbul'da en güçlü "ordu" vardı ve onu da yine aynı İttihatçılar yönetiyordu!

Çünkü bu başka bir "ordu" idi!

Mahmud Şevket Paşa'nın topladığı "gönüllü" orduda, Osmanlı askeri azınlıktaydı. "Hareket Ordusu" denilen bu "bozguncular" arasında, devlete kök söktüren Makedonya İhtilal Teşkilatı eşkıyaları, Hınçak ve Taşnak üyeleri, Sandanski, Paniça, Çirçis, Kapitan Keta, Krayko gibi çete reisleri vardı. Ayrıca Selanikli 700 Yahudi'den oluşan "Gönüllü Musevî Taburu" da yerini almıştı. Yaklaşık 40 bin kişilik "talancı", Başkumandan Şevket Paşa ve Kolağası Mustafa Kemal Bey yönetiminde, 16 Nisan Cuma akşamı (31 Mart entrikasından 3 gün sonra) trenle yola çıkmıştı.[25]

23 Nisan'da, hiçbir eylem yaşanmayan İstanbul'a saldıran "talan ordusu"ndaki anarşist gruplar, yağma ve katliam yarışına girmişti.

25 Nisan günü ilân edilen "sıkıyönetim" bildirisini yazmış olan Erkân-ı Harbiye Reisi Mustafa Kemal Bey, o günlerde yaşananları yıllar sonra TBMM kürsüsünden, "Ben de İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nun başında bulunanlardan biriyim. Nihayet içeriye girdik. Kan akıttık, birçok insan astık" sözleriyle anlatmıştı.[26]

Sonra "darbe"nin son aşaması devreye sokulmuş ve güya