Yazı, Osmanlı İmparatorluğu'nun 19. yüzyıldaki çöküşünü Rothschild Ailesi ve İngiltere'nin Filistin'de bir Yahudi devleti kurmak için planlı bir operasyonu olarak sunuyor. Bunu, Tanzimat'tan başlayıp yabancı toprak satışlarına uzanan tarihsel olayları Siyonist komplo çerçevesine yerleştirerek desteklemeye çalışıyor. Ancak karmaşık tarihi nedenselikleri tek bir finansal konspirasyon içinde açıklamak, Osmanlı reformcularının kendi ülkelerine bakış açısını ve dönemin gerçek güç dengeselerini gözden kaçırmıyor mu?
Bize yazıklar olsun!
Yahudilerin küstah dayatmasına boyun eğmeyen kahraman bir Sultanı tahttan indirip bileklerini kestiler!
Yetmedi, hepimizi "enayi" yerine koyup "intihar etti" dediler ama "Kesik bileğiyle diğerini nasıl keser" diye hiç düşünmeden bu adi iftirayı papağan gibi tekrarladık!
Öte yandan "darbe" yiye yiye, "Batı desteksiz darbe olmaz" gerçeğini öğrendik ama yine de koca Sultanı, iki "kızgın paşa"nın devirebileceğine inandık; arkasındaki hain gerçeğe dönüp bakmadık!
"Osmanlı'dan bize ne" nankörlüğüyle üzerini örttüğümüz bu hıyanetler, bugün "İsrail tehdidi" olarak karşımıza dikildi!
O halde, ihmallerimizle yüzleşme zamanı!
Filistin'de bir "Yahudi Devleti" kurulması için 19. yüzyıl başında oluşturulan "Haçlı Siyonist İttifak" aslında "İngiliz-Rothschild İşbirliği" idi.
Bu ittifak, "Önce Osmanlı yıkılmalı" plânına yönelik ilk adımları, Mason Reşid Paşa üzerinden başlatmıştı.
"Osmanlı'yı içeriden imha-İsrail'i inşa" projesinin "Mason Reşid Paşa" bölümünü okumamış olan dostların önce bu yazıyı okuması çok önemli:
https://www.star.com.tr/yazar/israilin-turk-mimarlari-1-ilk-adimi-mason-resid-pasa-atti-yazi-2008920/
Mason Reşid Paşa'nın "Tanzimat" tahribatı ve 6 defa geldiği "sadrazamlık" makamındaki hıyanetleri sonucu Osmanlı'nın beynindeki "felç" ilerledikçe, Yahudiler de arsızlaşmış ve 26 Haziran 1861 tarihinde tahta çıkan Sultan Abdülaziz Han'dan "toprak isteme" noktasına gelmişlerdi!
ROTHSCHILD'LERİ NE KADAR TANIYORUZ
Bugün bile her taşın altından çıkıyorlar!
"Evanjelistler-Siyonistler" olarak İsrail'e mankurt gibi hizmet eden "şer ittifakı"nı; özellikle de, hâlâ Müslümanlara ve Türklere yönelik bütün hıyanetlerin altından çıkan "Rothschild" kâbusunu tanımak çok önemli:
İslâm düşmanlığının ana sponsoru olan "Rothschildler"i kısaca, "Tapınak Şövalyeleri'nin yeni versiyonu" olarak tarif edebiliriz.
"İllimünati" sapıklığının da kurucusu olan Alman Yahudisi Mayer Amschel Rothschild, (1744-1812), uluslararası bir "finans imparatorluğu" olan "Rothschild Hanedanı"nın kurucusudur.
Frankfurt'taki "merkez"in kapısında asılı "Kızıl Kalkan" sebebiyle "Rothschild" olarak anılan bu Yahudi aile, "para"yı, "silah" gibi kullanarak Siyonizm'e hizmet etmektedir!
İmparatorluğunu "küresel" hale getirmek için harekete geçen "Baba Rothschild", 19. asrın başında "Kuşatma Operasyonu" başlatmıştı!
Kendisi Frankfurt'ta kalan "baba" Mayer Amschel Rothschild, 5 oğlundan Nathan Mayer Rothschild'i (1777-1836) en önemli merkez olan Londra'ya, James Mayer Rothschild'i (1792-1868) "Fransa Baronu" olarak Paris'e, Salomon Mayer von Rothschild'i (1774-1855) Viyana'ya ve Karl Mayer von Rothschild'i (1788-1855) Napoli'ye göndermişti.
II. Amschel Mayer Rothschild (1773-1855) ise, "Baba Baron"un 1821 yılında ölümünden sonra "Frankfurt Merkez"in başına geçmişti.
Her biri, gittikleri ülkelerde bankacılık ve tahvil işinin yanı sıra kambiyo ticareti, altın ve para nakli, sigortacılık, madencilik ve ulaştırmaya yatırım yapmıştı. Ayrıca o merkezlerdeki zengin ve etkili Yahudi aileleriyle ortaklıklar; hatta akrabalıklar kurarak hıyanet ağını genişletmişlerdi.
Bu merkezler arasında "posta güvercinleri" vasıtasıyla hızlı haberleşir, krallardan bile önce edindikleri kritik bilgiler sayesinde borsaları yöneterek milyonlar kazanırlardı! "Para" gücüyle istedikleri devleti batırıyor; istediklerini ise uçuruyorlardı!
Mesela Sadrazam Reşid Paşa 1839'da Gülhane Parkı'nda Tanzimat Fermanı'nı okurken, "Paris Baronu" James Mayer Rothschild en önde oturuyordu ve yanındaki Hahambaşına "Bütün Yahudi cemaatlere, Tanzimat Fermanı'nın açtığı yolda atılması gereken adımları anlatan bir 'emirname' gönderin" diye fısıldamıştı![1]
Aslında bu fısıltı, "Tanzimat'ı, Yahudi Devleti kurmak için kullanın" talimatıydı!
DEVLETLERİ, MERKEZ BANKASI ÜZERİNDEN İŞGAL EDİYORLAR
Rothschildler, borç verdikleri ülkelerde "merkez bankası" kurarak para basma imtiyazını elde etmek için gereken her şeyi yapardı. Baba Mayer Amschel, "Bir milletin parasını basmama ve kontrol etmeme müsaade edin, oranın kanunlarını kimin yaptığı umurumda olmaz" diyerek, o ülkeleri yönettiği zannedilen "parlamento"lardan daha etkili olduğunu ima etmişti![2]
Nitekim Reşid Paşa sayesinde 1853'te zorla sokulduğu Kırım Harbi'nde hazinesi sıfırlanan Osmanlı, 1854 yılında yukarıda bahsettiğimiz Paris baronu James Mayer Rothschild'ten 5 milyon frank kredi almıştı. 1856 yılında ise Rotschild ortaklığıyla Banque Ottomane (Osmanlı Bankası) kurulmuş ve bilhassa entrikalar için kullanılmıştı!
İngilizlerle derin bir "uyum" içerisinde çalışan Rothschildler, 20. asrın başında dünyanın dörtte birini oluşturan 43 sömürge üzerinde 444 milyon nüfus ile tarihin en büyük imparatorluğunu kurmuştu.
İNGİLİZLERE DE KAZANDIRAN "KİRLİ" İŞBİRLİĞİ
Yahudilerin "devlet" hedefi, İngilizler için de son derece kârlı idi! Çünkü, Filistin'de kurulacak bir "uydu devleti" sayesinde hem sömürge yollarını garantiye alacak hem de İslâm coğrafyasının ortasına "fitne" tohumu atacaklardı!
Aralarındaki "iş bölümü"ne göre İngiltere, "kullanışlı" paşalar üzerinden Osmanlı'yı içeriden çürütürken; Rothschild Ailesi de hem bu operasyonları finanse edecek hem de Yahudileri Filistin'e yerleştirecekti!
Özellikle 1868 yılından itibaren defalarca Birleşik Krallık Başbakanlığını üstlenen radikal Yahudi Benjamin Disraeli, çok yoğun bir faaliyet içerisindeydi.
Disraeli "Filistin Plânı"nı, yakın çalışma arkadaşı Lord Edward Henry Stanley'e şöyle anlatmıştı:
"Yahudi çiftçiler götürmek ve onları korumalıyız. Toprak, Türkiye'den satın alınabilir. Para, Rothschildlerden ve ileri gelen İbrânî (Yahudi) kapitalistlerden gelecek. Türk İmparatorluğu iflâsın eşiğinde; her şeye razı olur. Vatandaşlık konusu bekleyebilir."[3]
Zaten başbakan olur olmaz, bölgedeki İngiltere konsoloslarına, "Bürokratik problemlere, Yahudiler lehine müdahale edin" talimat vermişti.
YABANCILARA TOPRAK SATIŞI, ROTHSCHILDLERE YARADI
Batı sermayesi çekmeye yönelik düzenlemeler ve "mütekabiliyet" prensibi gereği 16 Haziran 1869'da yürürlüğe giren ve yabancılara, Hicaz vilayeti dışındaki Osmanlı topraklarında mülk edinme izni veren "Ecanibe Toprak Satışı Kanunu", Filistin'i parsel parsel ele geçirmeye çalışan Rothschild Ailesi'nin işini çok kolaylaştırmıştı. Nitekim bu kanundan hemen sonra Hayfa yakınlarında 2 bin dönümlük arazide ziraat okulu açmışlardı!
Zaten, 1837 yılında Filistin'deki Yahudi sayısı sadece 1.500 kişi iken; oğul Rothschild'in "İyi değerlendirelim" dediği Tanzimat'tan sonra 1859'da Kudüs surları dışında "Jamin Mosha" mahallesini kurmuşlardı. Filistin'e taşınan Yahudi sayısı, 1860'ta da 15 bine yükselmişti![4]
Bu durumun fark edilmesi üzerine Sultan Abdülâziz Han'ın, 18 Receb 1287 (14 Ekim 1870) tarihli "İrâde-i Seniyye"siyle, Filistin topraklarının büyük kısmı "Mîrî arâzî" (Devlet arazisi) kapsamına alınmıştı.[5]
Ancak dünyayı sömüren Rothschildlerin "para" problemi olmadığı için şahsî mülkleri, değerinden çok yüksek fiyatlar vererek toplamaya çalışıyorlardı.
Yani bütün tedbirlere rağmen devam eden sinsi bir operasyon sayesinde Filistin'e göç hızla artıyordu!
SULTAN ABDÜLAZİZ HAN'DAN "VATAN" İSTEDİLER!
Disraeli, "Vatandaşlık konusu bekleyebilir" demişti ama dünyanın önemli merkezlerinde "kaymaklı" hayat süren Yahudiler, bütün bu "cazip arazi" tekliflerine rağmen "devlet" garantisi olmadığı için Filistin'e gelmek istemiyordu!
Buna bir "çözüm" bulmaları gerekiyordu!
Artık çok daha etkili konumda olan Başbakan Disraeli, "yeni bir dünya" diye bahsettiği Filistin'de Yahudi devleti kurma sürecinin ana aktörü olarak gördüğü Rothschild Ailesi'ne "Daha aktif olun" uyarısı yapmıştı!
Rothschildler, Osmanlı'nın en zayıf noktasını iyi biliyordu. Çünkü 1854 yılında Kırım Savaşı sebebiyle Osmanlı'ya verdikleri 5 milyon frank borç, 1874 yılında 127 milyon liraya yükselmiş ve Osmanlı'yı "kıpırdayamaz" hale getirmişti.
Siyonist elebaşı Teodor Herz'in, 1902'de Sultan Abdülhamid Han'a "Filistin'i bize sat" dediğini herkes biliyor ama Sultan Abdülaziz Han'ın, o tarihten tam 26 yıl önce "tahtını ve canını feda pahasına" reddettiği hain teklifi kimse bilmiyor!
37 yıl önce Reşid Paşa'ya Tanzimat'ı ilân ettiren, 1854'te ise Osmanlı'ya "ilk defa" borç veren Paris Baronu James M. Rothschild'in oğlu Alphonse Rothschild, Sultan Abdülaziz Han'a, "Bütün borçlarınızı silelim" teklifinde bulunmuştu. Karşılığında ise küçük(!) bir şey; sadece Filistin'i istiyorlardı![6]
Abdülaziz Han, bu hain teklifi derhal reddetmişti ama kısa süre sonra hesabını ödeyecekti...
BATI YANLISIYDI AMA BATILILAR HİÇ ACIMADI
Sultan Abdülaziz Han tahta çıktığında (1861), 22 yıl önce ilan edilen Tanzimat Fermanı'nın Osmanlı'yı nasıl perişan ettiğini görmüştü. İngiltere, Fransa ve Rusya, Hristiyan azınlıkları kışkırtmış; Suriye, Girit, Sırbistan, Bosna-Hersek, Eflak-Boğdan ve Karadağ'da isyanlar çıkmıştı. Anadolu'da ise fitne artmış; tebaada ahlâk zaafı başlamıştı!
Buna rağmen nazik durumu dikkate alarak "Islahat Fermanları"nı aynen devam ettireceğini açıklamıştı.
Zaten Batı'yı ve teknolojiyi yakından takip eden bir sultan olan Abdülaziz Han, modernleşme adımları sebebiyle Avrupalıların övgüsünü kazanmıştı. Hatta "dostluk ziyareti" için Avrupa'ya giden ilk Osmanlı Padişahı olup, III. Napolyon'un daveti üzerine 1867'de başlayan 46 günlük gezisinde önce Paris'teki Uluslararası Sanayi Fuarı'nı gezmiş; sonrasında Londra, Brüksel ve Viyana'ya giderek modernleşme hamlelerini incelemişti.
Ayrıca, darbecilerin "Meşrutiyet'e izin vermedi" iddiasının aksine Abdülaziz Han, reform ve yenilik yanlısıydı. 10 Mayıs 1868 günü yaptığı konuşmada, yürütme ve yargıyı birbirinden ayırdıklarını söylemişti.[7]
İstanbul'da ilk tramvayı 1875 yılında hizmete sokan, bugün hâlâ kullandığımız Galata Tüneli'ni açan da Abdülaziz Han idi.
Ancak bu Abdülaziz Han, Yahudilerin alçak teklifini kabul etmediği için bir anda Haçlı Siyonist ittifakın can düşmanı oluvermişti.
İçimizdeki "uzaktan kumandalı" işbirlikçilere, "Arkanızdayız, devirin" sinyali gelmişti!
"ÖFKELİ PAŞA"LAR "EN KULLANIŞLI" MAŞALAR!
Isparta'nın Gelendost ilçesine bağlı Yakaavşar beldesinden Eşekçi Ahmed'in oğlu olan Hüseyin Avni Paşa, "dünya malı"na doymuyor; mevki ve yetkisini bunun için kullanıyordu. Ayrıca, nisa taifesine olan zaafını kontrol edemiyor; Saray kadınlarına bile sarkıntılık yapıyordu!
7 Eylül 1871'de Sadrazam olan Nedim Paşa, Avni Paşa'yı Seraskerlikten azlederek Isparta'ya sürmüştü. Rütbeleri sökülmüş ve İstanbul'daki yalısına el konmuştu. Ucuz kişiliğini, "Kinim dinimdir" şeklinde tarif eden Avni Paşa, intikam almak için fırsat kolluyordu![8]
Daha sonra Seraskerliği "iade" edilmiş ve 14 Şubat 1874'te Sadrazamlığa getirilmişti. Ancak Avrupa'dan ithal edilen silahlardan "yüklü komisyon" (rüşvet) aldığı ortaya çıkınca, 25 Nisan 1875'te tekrar azledilmişti. Zaten "intikam" peşinde olan Avni Paşa, hakkındaki rüşvet soruşturmasını engellemenin yollarını arıyordu![9]
Öte yandan Sultan Abdülaziz Han'ın, 31 Temmuz 1872 tarihinde Sadrazam tayin ettiği Ahmed Şefik Midhat Paşa da, Avrupalı "dostları" sayesinde ölünceye kadar Sadrazam kalacağına inanıyor ve çok rahat davranıyordu. Ancak başarısızlığına ilaveten; açık veren bütçeyi fazla vermiş gibi gösterince üç ayı bile dolduramadan, 19 Ekim 1872'de azledilmişti. O da, "gadre uğradığını" düşünüyor ve "intikam" plânları yapıyordu!
İngilizlerin yakından takip ettiği bu iki paşa, kişisel hırslarının peşine düşmüş ve çok "kullanışlı" hale gelmişti!
SONRAKİLERİN UNUTAMAYACAĞI BİR DERS VERECEKLERDİ!
İngiliz Yahudi ittifakı, Filistin'i vermeyen Sultan Abdülaziz Han'a, sonra gelenlere de ders olacak ve akıllardan çıkmayacak bir "ceza" kesmek istiyordu! Sadece tahttan indirmek "hafif" kalırdı!
Gerçekten Sultan Abdülhamid Han'ın kızı Ayşe Sultan, bu "korku"yu şöyle anlatıyor:
"Sarayın eskilerinden yıllardır dinlediğimiz Sultan Aziz'in hal'i ve katli, dimağlarımızda yer etmişti. Bu müthiş felâketin bizim başımıza da gelmesi ihtimali vardı!"[10]
Aynı Haçlı Siyonist ittifak, Cumhuriyet döneminde de, kendileriyle işbirliği yapmayan Adnan Menderes'i asarak, Müslümanlara "gözdağı" vermişti. Nitekim sonraki dindar liderler, "Kefenimizi giyerek siyasete başladık" demişti!
ELLIOT: BİZ DESTEKLEMESEYDİK YAPAMAZLARDI!
30 yıl önce İngiltere Büyükelçisi Lord Canning ile Mustafa Reşid Paşa üzerinden "entrika" çeviren Londra, bu operasyonu da dönemin İngiltere Büyükelçisi Sir Henry Elliot ile Midhat Paşa üzerinden gerçekleştiriyordu.
Zaten, "En büyük hayalim Filistin'de Yahudi devleti kurulmasıdır" diyen ultra Siyonist Elliot, İstanbul'a bu dönemde (1867-1877) özellikle gönderilmişti![11]
Bu desteğini övünerek anlatan Sir Elliot, İngiltere'de yayınlanan "Nineteenth Century" dergisinin Şubat 1888 (23/132) sayısındaki "The Death of Abdul Aziz and of Turkish Reform" başlıklı makalesinde, "Midhat Paşa'ya bilâ-tereddüt (tereddütsüz) teminat verdim. Desteğimiz olmasaydı 'paşa'lar darbe yapmaya teşebbüs edemez ve başarılı olamazdı" demişti.
Darbeden bir hafta önce Londra'ya gönderdiği "özel rapor"da ise, "Payitahtta herkes 'değişikliği' konuşuyor" demişti. Daha da ilginci, darbeyi millet nezdinde "meşrulaştırmak" için Kur'an-ı Kerim'deki bazı uygun(!) ayetlerin elden ele dolaştırıldığını yazmıştı![12]
KENDİ KURDUĞU DONANMA, SARAYI KUŞATTI!
Hareketi 30 Mayıs 1876 gecesi başlatmışlardı. Sultan Abdülaziz Han, özel itinayla temin ettiği zırhlı gemilerin Dolmabahçe Sarayı'nı kuşattığını ve namluların da kendisine baktığını görünce yıkılmıştı!
Avni Paşa'nın gönderdiği Darüssaade Ağası Cevher Ağa, "Sultan ve Halife"ye hal' edildiğini; yani tahttan indirildiğini söylemişti.
Kim, kimi, hangi hak ve yetkiyle tahttan indiriyordu
Oysa halk kendisini çok seviyor; "ikinci Yavuz" olarak görüyordu!
Sultan'ı, haremiyle birlikte aşağılayıcı tavırlarla saraydan çıkaran darbeciler, bir kayığa bindirerek 20 yıldır terkedilmiş durumda olan Topkapı Sarayı'na götürmüştü.
"Mücevher kaçırmasınlar" diye hanımların elbisesini zorla çıkarmışlardı. İngiliz uşağı subaylardan biri, Kolağası Çerkes Hasan Bey'in ablası Neşerek Kadınefendinin şalını çekip almıştı! Bu haydutlukları, "eşkıya" bile yapmazdı.
Netice itibariyle, 15 sene milletine hizmet eden Abdülaziz Han devrilmiş, Murad Efendi, "V. Murad Han" olarak tahta çıkarılmıştı. Bu "uzaktan kumandalı darbe" hastalığı, sık sık ortaya çıkacak ve Osmanlı'nın sonu olacaktı.
Strasbourg Üniversitesi Türkoloji Başkanı Prof. Dr. Paul Dumont'un "Farmasonlar bu olayda aktif rol oynadı, V. Murad tahta geçince de 'gölge Mason hükümeti' kurdu" tespiti, darbedeki ecnebi parmağının tescilidir.[13]
ÜÇ GÜN ÖNCEDEN, "ÖLECEKSİN" MESAJI VERDİLER
Topkapı Sarayı, nem deryası gibiydi. Mayıs sonu olmasına rağmen hüküm süren şiddetli yağmur ve soğuk, durumu daha da zorlaştırmıştı. Özellikle Sultan III. Selim'in öldürüldüğü daireye hapsederek "Sen de öldürüleceksin" mesajı vermişlerdi. Yağmurdan ıslanan elbisesini değiştirmek istemişti ama "İrade yok" demişlerdi. Abdest terliği bile vermemişlerdi. Üç gün nemli ve soğuk bir odada, tahta üzerinde bekletmişlerdi.[14]

12