İran Devrimi ile 12 Eylül Darbesi "baba bir'' kardeştir!

Darbeleri sadece iç dinamiklerle açıklamaya çalışmak, darbelerin asıl sahibi olan Haçlı Siyonist emperyalistlerin şırınga ettiği bir narkozdur.

Zira milletlerin kanla yoğrulmuş vatan toprakları, emperyalistler için "sömürü oyunu"ndaki birer "dama taşı"ndan ibarettir! Hakeza, sömürü coğrafyasındaki sınırların, onların nezdinde "bahçe duvarı" kadar değeri yoktur.

Başkalarının memleketlerini, kendi emperyalist çıkarlarının gerektirdiği gibi dizayn etmeye çalışırlar.

Bunu bazen işgallerle ama çoğu zaman "seri darbelerle" yaparlar.

Tıpkı 1977-80 yıllarında olduğu gibi...

ABD, KOMÜNİST RUSYA'YA KARŞI İSLÂM'I KULLANDI

Sünnî Osmanlı Devletini frenlemek için 1501 yılında kurulan Safevîler'in 1736'da yıkılmasından sonra etkisini kaybeden Şiîlik, Sünnî Türkiye'yi dengeleyerek İsrail için risk oluşturmasını önlemek için kurdurulan "İran İslâm Devrimi" sayesinde tekrar güçlendi.

Peki, bu devrim nasıl gerçekleşti

Defalarca darbe yiyen bir millet olarak çok iyi öğrendik ki, sokaklarda bağırarak "darbe" yapmak; hele rejim değiştirmek mümkün değildir. Maalesef; belirleyici olan, emperyalistlerin desteğidir.

Öte yandan Haçlı Siyonist hıyanet, her ülkede farklı argümanlar kullanmaktadır. Hatta aynı ülkede bile farklı dönemlerde farklı kesimleri istismar etmektedir. Türkiye'de hem Kemalistlere hem "cemaat" olduğunu söyleyen Gülenistlere darbe yaptırmadılar mı

Ayrıca her darbenin "hazırlık" aşamasında da farklı gerekçeler devreye sokulmaktadır. 1980 öncesinde, gücünün zirvesinde olan ve hızla yayılan Komünist SSCB'nin önüne set çekmek için İran'da İslâmiyet'i, Türkiye'de ise milliyetçiliği kullanmışlardı.

Fetullah Gülen'in de dahil edildiği meşhur "Yeşil Kuşak Projesi" bu şeytanlığın eseriydi.

"O BÖLGEDE, DİNE DÖNÜŞ PROJESİ UYGULAYACAĞIZ"

Bu entrikayı anlayabilmek için, 12 Eylül darbesinin de başrol oyuncusu olup sonucu ABD Başkanı Carter'a "Bizim çocuklar başardı" şeklinde haber veren Paul Henze'yi iyi tanımak gerekir. 1974-77 yıllarında CIA Türkiye İstasyon Şefi olarak görev yaptıktan sonra "merkez"e çekilen Henze, "National Security Council" (Ulusal Güvenlik Konseyi) Üyesi olarak ABD'nin, bölgemize yönelik politikalarını belirleyen isimdir.

Yahudi işadamı Jak Kamhi'nin hatıralarındaki, "Paul Henze'nin 'Dine Dönüş' Projesi" başlıklı bölüm, tam da arz etmeye çalıştığımız entrikayı doğrulamaktadır:

"1978 yılında TÜSİAD heyeti olarak ziyaret ettiğimiz ABD Başkanı Carter, Sovyet Rusya'nın bölgemizdeki Komünist baskılarından çok endişelendiklerini belirterek, 'Bunu önlemenin tek yolu, insanları inanca yönlendirmektir' dedi. Ulusal Güvenlik Konseyi Üyesi Paul Henze de, 'İslâm dini, Komünizmi yasaklıyor. Bu nedenle biz o bölgede, dine dönüş konusunda çalışmalar yapacağız' diye ekledi. Hepimiz donup kaldık! Çünkü bu, Atatürk ilkelerini yok etmek anlamına geliyordu! Bu endişemizi Henze'ye ilettik, o da 'Merak etmeyin, Türkiye bu projenin dışında kalacak' diye cevap verdi!"[1]

Bakmayın Henze'nin "Türkiye hariç" dediğine... Sadece Türkiye'de uyguladıkları yöntem farklıydı!

Aslında "Yeşil Kuşak Projesi", 5 Temmuz 1977 tarihinde Ziyâülhak'ın ABD desteğiyle gerçekleştirdiği darbeyle, Pakistan'dan başlamıştı.

HUMEYNİ'Yİ, İSLÂM DÜŞMANI FRANSA KORUDU!

İran Şahı M. Rıza Pehlevi, Batılılaşma adımlarına muhalefet eden Humeynî'yi 4 Kasım 1964'te Türkiye'ye sürgün etmişti. Bir süre MİT kontrolünde Bursa'da kalan Humeyni, daha sonra Şiîlerin "kutsal kent"i Necef'e yerleşmiş; 6 Ekim 1978'de ise Paris'e gitmişti.

Fransa Dış İstihbarat Teşkilatı "Direction Generale de la Securite Exterieure" tarafından korunan binada ikamet eden Humeyni; İslâm düşmanı Fransa'nın himayesinde "İslâm Cumhuriyeti" inşa etmişti!

Asıl ilginç ayrıntı ise 1 Şubat 1979 tarihindeki Tahran dönüşünde gerçekleşti. Şah yanlısı General Amir Hüseyin Rabii'nin, dönüş yolunda plânladığı 3 ayrı suikastı MOSSAD, İsrail'in İran askerî ataşesi Yitzhak Segev aracılığıyla haber vererek Humeyni'yi kurtarmıştı![2]

Yani 11 Şubat'ta gerçekleşen darbenin adı "İran İslâm Devrimi" olmuştu ama aslında "Dine Dönüş Projesi"nin "kilit taşı" konmuştu! Zaten 4 Kasım 1979 günü İranlı öğrenciler Tahran'daki ABD Büyükelçiliği'ni bastığında saçılan belgeler, CIA'nın Humeyni'ye desteğini bütün çıplaklığıyla ortaya sermişti!

Ayrıca ABD, Humeyni rejimine ambargo uyguluyordu ama 1986'da patlayan "İrangate Skandalı", Irak'a karşı kullanılan bütün silahların ABD'den geldiğini söylüyordu!

"EN BÜYÜK DÜŞMAN"A EN BÜYÜK DESTEK!

"ABD İran'a saldırıyor; sen 'İran İslâm Cumhuriyeti'ni ABD kurdu' diyorsun" diyenler olabilir.

Evet, tam da öyle diyorum!

Siyonistlerin ve Acemlerin eseri olan bir görüntüde, "gerçek" asla "görünen şey" değildir! Unutmayınız ki bu iki milletin en büyük gücü, "algı" oluşturmak yani "göz boyamak"tır.

İleriye dönük "büyük" plânları olan İsrail'in, bu "emperyalist" hedeflerine ulaşabilmesi için "güçlü bir düşman"a ihtiyacı vardı! "İran İslâm Cumhuriyeti" rejimi, bu ihtiyacı gidermek için üretilmiştir.

"Sözde" kalan düşmanlık, iki tarafın da işine yaramaktadır. Siyonistler, İran tehdidi(!) sayesinde, "nükleer"e kadar silahlanmış ve bu "sun'i tehdit" üzerine bina ettikleri "İsrail'in güvenlik mimarisi" yalanıyla işgalleri sürdürmüştür.

İran ise, sözde "İsrail düşmanlığı"nı, "Yeşil emperyalizm" için kullanmıştır. Bugünkü ekonomik krizin asıl sebebi de, İran'ın bu "Şiî Hilali" merakıdır.

12 Gün Savaşı'nda ve 28 Şubat 2026'da başlayan ABD/İsrail saldırılarında İran kısmen maddi zarar görmüş olabilir. Ancak Trump'ın güya yok etmek için saldırdığı "İran Rejimi", 1979'dan bu yana en güçlü hale gelmiştir.

Yine ABD ve İsrail sayesinde "Hürmüz Gücü"