Füzelerin gölgesinde "strateji" zirvesi!

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'ni kapsayan programını takip ediyorum. Dün Ankara'daki yol hazırlıklarımız sırasında bu ülkelerin tamamından "füze saldırısı" haberleri geldi. Ayrıca İran, her üç ülkeye de yeni saldırılar düzenleneceğini açıkladı.

Riyad'a indiğimizde ise bizi peş peşe patlamalar karşıladı. Telefonlarımızın, ilk defa duyduğum siren sesleri susmadı.

Riyad'ın en büyük otellerinden birinde Bakan Fidan ile röportajımız için ısrarla "sığınak" yönlendirmesi yapıldı.

Suudi Savunma Bakanlığı 4 balistik füze ve 2 İHA'nın etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

ABD ve İsrail'in saldırısına uğrayan İran'ın, Körfez ülkelerine yönelik bu "misilleme" saldırıları, bir taraftan "İslâm ülkeleri birbirini yiyor" görüntüsü doğururken diğer taraftan da "çatışma" alanını çok genişletti ve bölgenin geleceğini tamamen belirsizliğe itti.

Öyle ya... Bu savaş bir gün bitecek.

Peki, sonra ne olacak

Arap ülkeleri, tepelerine füze yağdıran İran ile nasıl normalleşecek

Daha da önemlisi, bu ülkelerin ABD'ye tavrı ne olacak. "Bizi koruyacak" diye yıllardır ödedikleri "haraç"ın hiçbir işe yaramadığını, ABD'nin, İsrail'den başka kimseyi korumadığını gördükleri halde hiçbir şey olmamış gibi stratejik ortaklık görüntülü ABD uşaklığı aynen sürecek mi

Körfez ülkelerinin, bu sorulara makul cevabı olduğunu düşünmek aşırı iyimserlik olur. Oysa emperyalizmin canavarlaştığı günümüzde, en etkili savunma gücü, "strateji" oluşturabilmek ve bunu "diplomasi"ye dönüştürebilmektir.

Haçlı Siyonist emperyalistlerin değişmeyen hedefi Türkiye, bu sayede "menü" olmaktan kurtulmuş, masaya oturmuştur.

Bu nitelikli birikimin Körfez ülkelerinde de, "imparatorluk bakiyesi" dedikleri İran'da da bulunmadığını yakinen gördük.

İşte tam da gerginliğin zirve yaptığı günlerde Riyad'da gerçekleşen toplantı, bu "acil" ihtiyacın sonucudur.