Emperyalistlerin ve işgalci İsrail'in yeni "savaş" yöntemi, önce iç cepheyi dağıtmaktır.
Osmanlı devletini de, İttihatçılarla içeriden çürütmüş sonra kolayca yok etmişlerdi. Yani Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'na girmeden önce zaten bitmişti!
Bu "savaş"ta, "içeridekiler" kullanıldığından işgali "bedavaya" getiriyorlar. Yani "çayın kuşu"nu, "çayın taşı"yla avlıyorlar!
Farklı kesimleri kullanıyorlar. Bazen çok "masum" gerekçelerle; hatta "adalet" ve "vicdan" gibi insanî reflekslerle sokağa döktükleri kitleleri, kirli amaçlarına alet ediyorlar. Zamanın ruhuna göre "Atatürkçüler"den "cemaatçiler"e, "çevreciler"den "siyasetçiler"e kadar herkesi kullanıyorlar.
Mesela etkisi hâlâ devam eden "Gezi Kalkışması" 13 yıl önce bu günlerde, "Ağaç katliamı" yaygarasıyla başlatılmış; sonrasındaki bilinçli tahriklerle bütün Türkiye'ye yayılmıştı.
Yani mesele, asla "çevre hassasiyeti" değildi.
Maksadımız sene-i devriye muhabbeti değildir; pusudaki benzer tehlikeye dikkat çekmektir.
YİNE "GEZİ"YE ÇIKARACAK KALABALIKLAR ARIYORLAR!
Siyonizm'in Evanjelist tetikçisi ABD'nin 2001'de başlattığı "Haçlı Saldırılar" aslında bölgeyi "Büyük İsrail"e hazırlama operasyonu idi. "Son adım" ise, 7 Ekim 2023'te başlatıldı. Nitekim İsrail, Gazze dışında 6 ülkeye saldırdı.
Artık tek "engel" Türkiye'dir. Ve Türk milletinin asıl gücü, birlik ve beraberliktir.
Ayrıca FETÖ üzerinden gerçekleştirilen Rus uçağı düşürme provokasyonu ve İran merkezli "sahte bayrak operasyonu" gibi oyunlar, Türkiye'yi bataklığa çekmeye yetmedi!
O halde, Türkiye ancak "içeriden" vurulabilir!
Peki bu operasyonda kim kullanılabilir
Çok gariptir, "öfkeli"lerin çok "kullanışlı" olduğunu iyi bilen Haçlı Siyonist ittifak, Osmanlı'yı yıkmakta kullandıkları "Jön Türkler"in devamı olan CHP'ye göz kırpmaktadır! Her fırsatta Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı, CHP'ye şikâyet etmelerinin sebebi budur!
"Gezi Kalkışması"nı tekrar değerlendirmek, aynı gedikten yine gol yememek için çok önemlidir.
YENİ HAÇLI SEFERİNİN ADI "ARAP BAHARI"
Bölgeyi "Büyük İsrail"e hazırlama süreci, 1991'de Irak'ı PKK'ya hazırlama harekâtıyla başlamış, 2001'den itibaren Afganistan ve yine Irak işgalleriyle devam etmişti.
2010'da başlatılan "Arap Baharı Operasyonu" ise süreci hızlandırmıştı!
Haçlı Siyonist ittifakın hedefleri doğrultusunda "kadife darbeler" yapan George Soros yönetimindeki Açık Toplum Enstitüsü'nün parası ve Gene Sharp'ın Albert Einstein Enstitüsü'nün "sinsi" tarzı kullanılacaktı!
Gene Sharp, "silahsız darbe"nin kitabını yazmış bir "fitneci"dir. "Sivil İtaatsizlik" şeklinde başlayan kalkışmaların tamamı "darbe"yle sonuçlanmıştır.[1]
Baskı altındaki Araplara da "bahar" vaat etmişlerdi. Herkes, "İslâm dünyası, diktatörlerden kurtulacak" diye seviniyordu ama kimse "Batı, kendi vesayetçilerini kendi eliyle niye devirsin" diye düşünmüyordu!
Tunus'ta M. Buazizi isimli seyyar satıcının 17 Aralık 2010 tarihinde kendini yakmasıyla başlayan gösteriler hızla büyümüş ve 24 yıldır ülkeyi yönetmekte olan Zeynel Abidin bin Ali, 14 Ocak 2011 günü kaçmak zorunda kalmıştı!
"Arap Sonbaharı" adeta "seri üretim"e geçmişti. Tunus'taki coşku Mısır'a taşınmış ve 30 yıllık "Mübarek Diktatörlüğü", 25 Ocak'ta başlayan gösterilere ancak 15 gün dayanabilmişti!
Yemen'e sıçrayan gösteriler, 33 yıllık Ali Abdullah Salih'in sonunu hazırlamıştı. Yemen, vekâlet savaşının arenası olmuş, çocuklar açlıktan ölmüştü ama olsun; "bahar" gelmişti!
14 Şubat'ta Bahreyn'de başlayan gösteriler, 17 Şubat'ta da Libya'ya uzanmıştı. Kaddafi'nin sert karşılık vermesi üzerine "B Plânı" uygulanmış; 19 Mart günü, "uluslararası müdahale" adı altında "işgal" kararı alınmıştı. Nihayet Kaddafi 20 Ekim'de aşağılanarak öldürülmüş; yalvaran görüntüleri, "ders" için servis edilmişti.
Bu ülkelere "özgürlük" gelmişti(!) ama halk, diktatörleri mumla aramıştı!
Mısır'da ise "bahar" ciddiye alınmış; 17 Haziran 2012 seçiminde Muhammed Mursi yüzde 52 oyla başkan seçilmişti. Ancak Mursî, "bahar"cıların istediği yönde gitmiyordu! Mesela yıllardır kapalı olan Gazze tünellerini açmıştı. Duruma derhal el koyan ABD, Mursi'nin çok güvendiği "Savunma Bakanı" Abdülfettah es-Sisi'ye darbe yaptırmıştı!
"BAHAR" SURİYE'YE GELDİ; SAVAŞ SINIRIMIZA DAYANDI!
Yalancı bahar, komşumuz Suriye'de de esmeye başlamıştı. "Dışarıdan" gönderilen binlerce SMS ile sokaklara dökülen Suriyelilere yaylım ateşi açılmıştı (15 Mart 2011, Dera). Nusayrî diktatörlüğü, kendi halkını öldürme konusunda çok tecrübeliydi![2]
Suriye'yi, asırlardır birikmiş Sünnî öfkesini kusmak için fırsat kollayan İran'a; "sıcak deniz" hayali kuran Rusya'ya ve İsrail'e peşkeş çeken Esad; Türkiye sınırını da PKK'ya teslim etmişti.[3]
Her şey onların istediği gibi ilerliyordu. "Büyük İsrail" sahası, hallaç pamuğu gibi atılmış; "tek engel" Türkiye ise, PKK/YPG ve FETÖ vasıtasıyla bloke edilmişti.
Batı'nın da "birikmiş" hesabı vardı. Sulayarak; budayarak kontrol ettikleri Türkiye, son yıllarda aykırı gitmeye başlamıştı. Mesela 52 yıldır devam eden "IMF mahkûmiyeti"miz, 14 Mayıs 2013'te sona ermişti. Bu, olacak şey değildi![4]
Yine, vesayet zincirinin en güçlü halkası olan savunma sanayiinde de, yerli üretim oranı yüzde 20'den yüzde 80'lere tırmanmıştı! Bunlar, 80 yıldır "bende"si olduğumuz Batı'ya meydan okumak anlamına geliyordu!
"GEZİ", DIŞARIDAN YÖNETİLEN BİR "HAÇLI SALDIRISI" İDİ!
Türkiye'nin başı belaya sokulmalıydı. Bu da ancak; Türkiye'yi vesayet zincirlerinden kurtaran Erdoğan'ın alaşağı edilmesiyle mümkündü! Zaten memnuniyetsizler artmış; tahrik ortamı oluşmuştu!
Aranan fırsat, Taksim'de ortaya çıkmıştı. Trafiği yeraltına indirme çalışmaları sırasında Gezi Parkı'ndaki birkaç ağacın yeri değiştiriliyordu. Sosyal medya marifetiyle yayılan, "Taksim'de ağaç katliamı yapılıyor" yaygarası sonuç vermiş; 27 Mayıs 2013 tarihinde başlatılan "ağaç katliamı protestosu", bütün muhaliflerin desteklediği bir "Türk Baharı"na dönmüştü. "Zulüm 1453'te başladı" afişleri, kalkışmayı hangi "çevre"nin yönettiğini haber veriyordu!
FETULLAHÇILAR GEZİ ATEŞİNE BENZİN DÖKTÜ!
Gene Sharp taktikleriyle organize edilen Gezi Kalkışmasına CHP; HDP ve PKK doğrudan katılmış, FETÖ ise; 28 Şubat'ta olduğu gibi sinsice destek vermişti! Bu sayede "çevre protestosu", Fetullahçı polisler sayesinde Türkiye'yi kaplayan "vahşi kalkışma"ya dönüşmüştü![5]
Zira Gezi Parkı'ndaki eylemlerin sadece "oturma" şeklinde devam ettiği 30 Mayıs sabahı saat 05.00'te Taksim'e TOMA'larla dalan "emniyet timleri" adeta

12