"Büyük Zafer"leri kimler kazandı; kimler üzerine yamandı

Kahramanlıklarıyla "tarih yazması" gerekenlerin, "talimatla tarih" yazdırması, millet için en büyük "felâket"tir.

Çünkü "olanları" değil de, "yalanları" millete "tarih" diye dayatmak; yüzyıllar sürecek medeniyet yolculuğunda "ilk düğme"yi yanlış iliklemektir. Hatta "medeniyet anıtı"nın temelinde "deniz kumu" kullanmak gibi bir "cinayet"tir.

Bu yüzden "Türkiye Yüzyılı" hamlesini, "sağlam temel" üzerine inşa edebilmemiz için önce tarihimizdeki "yalan"ları ayıklamamız gerekir. Yoksa dere tepe düz gideriz ama yerimizde debeleniriz! Çünkü bin "yalan"dan, bir "doğru" çıkmaz!

Ne yazık ki, son yıllardaki "vesayet savaşı"mızda, birçok cephede zafere ulaştık ama "tarih cephesi"nde hâlâ "Haçlı Siyonist dizayn"dan kurtulamadık!

TARİH DE GASP EDİLİR!

Tarihi, "etkin"lerin yazdırması, "tarihî gasp"ı da beraberinde getirir!

Şayet her "millî zafer"de, aynı isimler "kahraman" olarak karşımıza çıkıyorsa; nice gerçek kahraman, "tarih olmuş" demektir.

Her 18 Mart'ta yaşadığımız "Çanakkale Zaferi" gururunun asıl mimarı olan Cevat Paşa'nın adını dahi anmayarak nankörlük ettiğimizi daha önceki yazımızda hatırlatmıştık; ilgi duyan okuyabilir:

https://www.star.com.tr/yazar/canakkale-zaferinin-asil-mimari-neden-gizleniyor-yazi-2003678/

Birkaç gündür de "30 Ağustos Zaferi"ni kutluyor; "Büyük Taarruz'u" konuşuyoruz.

Güzel ama yine "millî nankörlük" yapıyoruz!

Çünkü bu zafere emeği geçenleri hiç anmıyoruz.

Arama motorlarına, "Büyük Taarruz'un mimarları kim" diye sorarsanız; size "mimar" diye, "müteahhit"leri sıralayacaktır!

ONLAR DA HANEDAN DÜŞMANI İTTİHATÇILAR!

Baştan belirtelim... Cephedeki emeklerinin nasıl gasp edildiğini anlatacağımız Ali İhsan Paşa ve Sakallı Nureddin Paşa gibi isimlerin, gasp edenlerden hiçbir farkı yok. Onlar da, dinle diyanetle ilgisi olmayan azılı birer Osmanlı düşmanıdır. Yani bizim için değneğin iki ucu da aynıdır.

Erkan-ı Harbiye'yi birincilikle bitiren; ancak kafayı Abdülhamid Han düşmanlığıyla bozduğu için İttihat Terakki batağına giren Ali İhsan Paşa, "Hareket Ordusu" denilen yağmacılarla İstanbul'a gelmiş ve Beyoğlu Merkez Komutanlığı görevi almış biridir!

İzmit'te diktatörlük kuran Nureddin Paşa ise, Saltanat kaldırıldığında Sultan Vahideddin Han'a tehditler yağdıran; "Seni de (İzmit'e kaçırıp linç ettirdiği) Ali Kemal gibi yapacağım" diye haber gönderen bir Mason uşağıdır!

Ancak; aynı "kategori" arasında olsa da, millî kazanımlarımıza yönelik bir "gasp" söz konusudur!

Zira Kûtü'l-Amâre'den, İstiklâl Mücadelemizden ve özellikle de Büyük Taarruzdan bahsediyorsak; (şahsen düşmanlık beslediğim) bu iki ismi zikretmemek, bir hırsızlığa ortak olmaktır.

Ayrıca derdimiz; bu kişilere yapılan haksızlık değil, asırlık yalanları ifşa etmektir.

HALİL KUT DA, ZAFER HIRSIZI BİR İTTİHATÇIDIR!

Mağlup İngilizlerin ve yerli iş birlikçilerinin unutturduğu Kûtü'l-Amâre zaferimizi, bir asır sonra yeniden keşfettik ama bu sefer de, "muzaffer komutan"ı yanlış öğrendik.

Zira bu zaferle birlikte anılan Halil Paşa'nın, uyanıklığı sayesinde "Kut" soyadını aldığına bakmayın. Hazır zafere konan; sadece karargâhta oturan ve dünya peşinde koşan bir İttihatçı idi. Tek sermayesi Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın amcası olmasıydı.

"Bağdat Fatihi" olmak için 888 km. yol kat eden mağrur İngiliz Generali Townshend, 25 Kasım 1915 tarihinde Bağdat yakınlarındaki Selmanıpak'ta önünü kesen Miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilerek Kût'a çekilmişti.

Sakallı Nureddin kuşatmayı sürdürürken, Harbiye Nazırı Enver Paşa 20 Ocak 1916 günü, Sakallı Nureddin'in yerine amcası Miralay Halil Bey'i tayin etmişti.

Yani İngiliz Ordusunu "Kût Kapanı"na sıkıştıran ve Kûtü'l-Amâre zaferini hazırlayan Halil (Kut) değil, Sakallı Nureddin idi.

İNGİLİZLERİ HEM KÛT'TA HEM MUSUL'DA REZİL ETMİŞTİ!

Devamını ise Ali İhsan Paşa getirmişti!

Doğu cephesindeki başarılarından dolayı 30 Ocak 1916'da "albay" rütbesiyle, Bağdat'taki 6. Ordu'ya bağlı 13. Kolordu Komutanlığına getirilen Ali İhsan Bey ise, Kût'ta 3 ay mahsur kalan İngiliz ordusunun 8 Mart 1916'da Sâbis Tepesi üzerinden denediği çıkışı engellemişti.

Bu çıkış, İngiliz ordusunun son umuduydu! 13. Kolordu sayesinde; İngiliz Generali Townshend dahil 5 general, 481 subay ve 13.100 askerden oluşan İngiliz kuvvetleri teslim olmuştu.

Ali İhsan Bey, bu zaferden dolayı altın liyakat madalyasıyla ödüllendirilmişti. Sâbis soyadı da bu yüzden verilmişti.

1917'de ise İran harekâtına girişip Rus birliklerinin geri çekilmesini sağlayan Ali İhsan "mirlivâ/paşa"lığa terfi etmişti.

21 Ekim 1917'de 4. Kolordu Komutanı olarak Kafkas Cephesi'ne tayin edilen Ali İhsan Paşa, 2 Nisan 1918'de Van ilimizi kurtarmıştı.

30 Haziran 1918'de Musul'daki 6. Ordu Komutanlığı'na tayin edilen Ali İhsan Paşa, bir İttihatçıdan asla beklenmeyecek kahramanlığa daha imza atmıştı.

Zira 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalandığında olduğu yerde kalması gereken İngiliz orduları, Londra'dan gelen talimatla 60 km. mesafedeki Musul'a doğru ilerlemeye devam etmişti.

ALLENBY'Yİ BİLE BIKTIRDI, MALTA'YA SÜRÜLDÜ

Gerçi Mustafa Kemal Paşa, Nutuk'ta "Musul'u mukavemetsiz teslim etti" diyor ama kahraman askerleriyle birlikte direnerek Musul'u İngilizlere vermeyen Ali İhsan Paşa, İstanbul'daki İngiliz İşgal orduları Başkumandanı Amiral Galthorpe'tan talimat alan Sadrazam ve Harbiye Nâzırı Ahmed İzzet Paşa'nın, "Musul'u İngilizlere teslim et" talimatı üzerine 8 Kasım'da Nusaybin'e çekilmişti.[1]

Bu da yetmemişti...

Ali İhsan Paşa'nın bölgedeki faaliyetleri, Musul petrollerine çökme hesabı yapan İngilizleri çok tedirgin ediyordu. İngiliz Generali Allenby, İstanbul'a gelmiş ve Ali İhsan Paşa'nın görevden alınmasını istemişti.