Biz, "Özgür Özel"ci miyiz; yoksa "Kemal"ci mi

Sürekli CHP'yi konuşuyoruz. Ama iktidarı köşeye sıkıştıran projelerini değil; koltuk kavgalarını, yolsuzluklarını hatta ahlaksızlıklarını...

Çünkü CHP, "enfeksiyon" üzerinde yükselmiş bir "fitne" ocağıdır.

Halk Fırkası (CHP), İngiltere Şark Konseyi'nin 23 Aralık 1918 tarihli toplantısında dizayn ettiği ve Lord Curzon'un Lozan'da İsmet Paşa'ya ilettiği "Yeni Türkiye"yi inşa etmek için kurulmuştur. İsmet Paşa, "Lozan Antlaşması"ndan hemen sonraki bu adımı, "Batı'nın istekleri ancak 'iyi kurulmuş' bir partiye dayanarak yapılabilirdi" şeklinde izah etmişti![1]

Gerçekten "Curzon talimatları", sadece CHP'den ibaret "tek parti Meclis"inde, "milletin kararı" aldatmacası ve "Batılılaşma" ambalajıyla hayata geçirilmişti.

İLK ÇATIŞMA, İKİ "KURUCU" ARASINDA YAŞANDI!

CHP'de "liderlik" kavgası "genetik"tir; asla bitmeyecektir!

Nitekim hiçbir genel başkan değişimi, "meşru" delege iradesiyle olmamıştır.

Bugün paylaşılamayan "CHP koltuğu"nda en uzun süre (33,5 yıl) oturan İsmet İnönü, aslında Mustafa Kemal'in "halef listesi"nin son maddesinde bile yer almıyordu!

Çünkü bu ikili hiç anlaşamıyordu. Son olay ise ipleri tamamen koparmıştı.

Başvekil İnönü, Reisicumhur Mustafa Kemal'in, zarar eden Atatürk Orman Çiftliği ve içindeki fabrikaları devlete satmak istediğini iddia ediyor ve karşı çıkıyordu.[2]

Bu yüzden Mustafa Kemal'in işleri doğrudan bakanlar üzerinden yürütmesi İnönü'yü daha da kızdırıyordu! 17 Eylül 1937 akşamı Çankaya sofrasında aynı konunun gündeme gelmesiyle başlayan tartışma çok hararetlenmişti. Freni boşalan İnönü, "Devlet işlerine ait bütün kararlar içki sofrasında alınıyor" bile demişti![3]

Mustafa Kemal çok sinirlenmişti. "Yaa... Devlet işlerine sarhoşlukla karar veriliyor öyle mi Bu ne cüret Seni o makamlara getirenin de bir sarhoş olduğunu unutma" cevabı vermiş ve "Bu durumda devam edemeyiz" diyerek salonu terk etmişti![4]

Ertesi günkü Tarih ve Dil Kurultayı için İstanbul'a birlikte gitmeyi önceden plânlamışlardı. Mustafa Kemal, bu zoraki tren yolculuğunda Başvekil İnönü'ye "Şimdiye kadar bin defa kavga ettik fakat akşamki pek aleni oldu. Görüyorum ki çok yorgun hatta hastasın, uzun istirahate ihtiyacın var. Biraz ara verelim" demişti![5]

Ancak bu "ara" hiç bitmemişti!

İnönü'nün 1,5 aylık zorunlu izni üzerine Celal Bayar 20 Eylül'de "Vekâleten Başbakan" tayin edilmişse de, İnönü 25 Ekim 1937'de istifa etmiş ve Celal Bayar aynı gün 9. TC Hükümeti'ni kurmuştu.

Tamamen dışlanan İnönü, evden çıkamaz hale gelmişti! Can sıkıntısından İngilizce öğrenmeyi bile denemişti!

Aylar sonra 5 Mayıs 1938 günü, Anadolu Kulübü önünde karşılaşmışlardı. Reisicumhur, "Kulübe çıkalım, briç partisi yaparız" demişti. Asansör iki kişilik olduğundan Kılıç Ali, merdivenlerden çıkmıştı.

Bir dakikalık asansör yolculuğunda ne olmuşsa, İnönü kireç gibi bir yüzle; Mustafa Kemal ise çatık kaşla çıkmıştı. Ayrıca Gazi, aşağıda söylediğinin aksine; oyun salonuna değil yemek salonuna yönelmişti! Garsonun, İsmet Paşa'ya da rakı (sağlığa zararlıdır) servisi yaptığını görünce "O içmeyecek" diyerek durdurmuştu![6]

Bu yeni kriz, iki CHP kurucusunun son görüşmesiydi!

Fevzi Çakmak, son günleri şöyle anlatmıştı:

"Genelkurmay Başkanı olduğum için her gün rapor geliyordu. Durumu ümitsizdi. Bir türlü bırakmadığı içki, bünyesini ve karaciğerini tahrip etmişti. Artık saatleri bile sayılı hale gelince bir veda ziyareti yaptım. Etrafındakileri bile güçlükle tanıyordu. Ankara'ya dönüşte İsmet Paşa'ya da haber verdim. Son defa ziyaret etmesini öğütledim ama bunu yapmadı!"[7]

HER ŞEYİNİ CHP'YE BIRAKMAK İSTEMİŞTİ

Mustafa Kemal'in rahatsızlığı her gün ilerliyordu. Fransa'dan üçüncü defa getirtilen Dr. Fisher, "Karnını delerek suyu boşaltmamız gerekiyor" deyince Mustafa Kemal, vasiyetini hazırlamaya karar vermişti.

5 Eylül 1938 günü mutemedi ve Çankaya Köşkü Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak'a, "Mal varlığımı say" talimatı vermişti. Soyak, uzun listeyi Mustafa Kemal'e okumuştu. CHP'li İsmail Cem'in aktardığı 50 maddelik listenin her maddesinde onlarca/yüzlerce mal zikrediliyordu. Farklı illerde köşkler; on binlerce dönüm arazi, yaylalar, meyve bahçeleri; traktör ve tarım aletleri; deniz motoru, kamyon, kamyonet ve otomobiller; onlarca çiftlikte binlerce hayvan; bira, şarap, malt, süt, soda, buz ve deri fabrikaları; limanlar ve mağazalar vardı.[8]

Mustafa Kemal, bütün varlığını CHP'ye bırakmak üzere bir vasiyet hazırlamak istemiş ancak bunun hukuken imkânsız olduğu hatırlatılınca, kendi el yazısıyla hazırladığı vasiyetle bütün nakitlerini, hisse senetlerini ve Çankaya'daki menkul/gayrimenkul varlıklarını CHP'ye bırakmıştı.[9]

İLK "KOLTUK DARBESİ" İSMET İNÖNÜ'DEN GELDİ!

Fevzi Çakmak'ın "Yerine geçmek isteyenler arasında gizli bir mücadele vardı" şeklinde tanımladığı "koltuk savaşı", 10 Kasım günü tamamen açığa çıkmıştı!

Mustafa Kemal Dolmabahçe'de "kaldırılmayı" beklerken Ankara'da "Reisicumhur" seçme telaşı yaşanıyordu!

Elbette bu aynı zamanda, "CHP Genel Başkanlığı" kavgasıydı!

Bazı mebuslar; CHP Genel Sekreteri Şükrü Kaya'yı, sermaye çevreleri Başvekil Celal Bayar'ı destekliyordu. Fevzi Çakmak ise İsmet Paşa'yı istiyordu ama bunun kolay olmadığını, "Mebusların çoğu 'Atatürk, Başbakanlıktan uzaklaştırdığı İnönü'ye güvenmiyor ve istemiyor' gözüyle bakıyordu. İnönü'nün getirilmesi, Atatürk'e saygısızlık sayılıyordu!" sözleriyle dile getirmişti.

Kriz ciddiydi! Bakanlar Kurulu, karar veremeden dağılmıştı.

Başvekil Celal Bayar, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın evine giderek kimi uygun gördüğünü sormuş; Çakmak da, "istenmeyen" İsmet Paşa'nın adını vermişti.[10]

Fevzi Çakmak gerisini de getirmiş ve 11 Kasım'daki Cumhurbaşkanı seçimi esnasında TBMM'yi kuşatmıştı! Bu yöntem etkili olmuş ve hiç şans verilmeyen İsmet İnönü, oy birliğiyle "2. Şef" seçilmişti.

Aynı gün CHP Genel Başkanı da olan İnönü, 26 Aralık'ta toplanan 1. Olağanüstü Kurultay'daki "tüzük değişikliği" ile "CHP'nin değişmez genel başkanı" olmuştu.

İnönü'nün intikamı "derin" olmuştu! 1925 yılında Mustafa Kemal için çıkarılan 701 sayılı kanunu kendisi için kullanarak "para"daki fotoğraflarını bile kaldırmıştı.

Ama Mustafa Kemal'in imdadına, "muhafazakâr" iktidarın "mason" cumhurbaşkanı Celal Bayar yetişmiş; CHP'nin "sildiği" Mustafa Kemal'i, CHP'yi deviren Demokrat Parti'ye geri getirtmişti! Hatta sonraki yıllarda gelecek "CHP'li yeni diktatörler" ihtimaline karşılık bir de "koruma kanunu" çıkartmıştı!

"YENİLGİ" YAŞAMAMAK İÇİN İSTİFA ETTİ!

12 Mart Muhtırası'nda "cunta hükümeti"ne 3 bakan veren İnönü, kendisine muhalefet eden genel sekreter Bülent Ecevit'ten kurtulmak için 6-7 Mayıs 1972'de yine (5.) olağanüstü kurultaya gitmişti ama manzarayı görünce, "dünkü çocuk" Ecevit karşısında yenilgi yaşamamak için 8 Mayıs'ta istifa etmişti! Bir hafta sonra yine bir olağanüstü kurultay yapılmış ve Bülent Ecevit, CHP koltuğunu almıştı.

12 Eylül 1980 darbesi de CHP'ye olağan dışı genel başkan değişikliği getirmiş; Ecevit sadece CHP koltuğunu değil, üyeliği de terk etmişti.

Yıllarca farklı isimlerle hayat süren parti, 9 Eylül 1992'deki kurultayda 11 yıl sonra orijinal ismine kavuşmuş ve genel başkan koltuğuna da Deniz Baykal oturmuştu.

Bu nasıl bir parti ki, 33 yıl genel başkanlık yapan "Millî Şef" de, CHP'yi defalarca iktidara taşıyan "Karaoğlan" da öldüklerinde CHP üyesi değildi!

DARBEYE DESTEK VERDİ AMA ABD'Yİ MEMNUN EDEMEDİ

"Devletçi" bir çizgi izlediği için 27 Nisan 2007'deki "darbe" desteğine rağmen, ABD'nin "defedilmelidir" dediği Baykal, "Silk Road Enstitüsü Raporu"ndaki, "Baykal istifaya mecbur edilir, Kılıçdaroğlu gelir ve parti politikasını değiştirir" senaryosunun FETÖ taşeronuyla uygulanması sonucu Kemal Kılıçdaroğlu, 22 Mayıs 2010'daki kurultayda "vinçle iner gibi" genel başkan koltuğuna oturmuştu!

Tabii ki karşılığını ödemişti!

Kendisine deklere edilen yeni politika, "Erdoğan karşıtı cephe" ambalajlı operasyon idi. FETÖ'den HDP'ye kadar her türlü enfeksiyona açık bir "cephe" kuracaktı. Çimentosu ise FETÖ olacaktı.

ABD EMRETTİ; CHP, 17/25'E DESTEK VERDİ!

CHP grup salonundaki dev ekranlardan dolaşıma sokulan bütün provokasyonlar, FETÖ kumpaslarından oluşuyordu.

Hatta devlet kuran(!) CHP, "17/25 FETÖ Darbesi"nde bile rol üstlenmişti.

Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP heyeti 2 Aralık 2013'te Amerika'ya gitmiş ve 4 gün boyunca "kritik" temaslarda bulunmuştu! Dönüşte, heyet üyelerinin ağzından kaçırdığı "Çok güzel şeyler olacak, Erdoğan yurtdışına kaçacak" kehanetine kimse anlam verememişti!

10 gün sonra 17 Aralık 2013 tarihinde FETÖ Savcısı Celal Kara'nın talimatıyla, "Yargı üzerinden darbe"nin ilk ayağı gerçekleşmişti. 4 bakan ile 3 bakanın 3 oğlu hakkında gözaltı kararı çıkarılmış; ev ve işyerlerinde arama yapılmıştı.

Bu operasyonu, FETÖ medyası dışında sadece "3 bakan oğlu, 3 rüşvet bombası" başlığı atan Hürriyet, "Tayyip bu pisliği temizle; ya da istifa et, git" diyen "FETÖ SÖZCÜ'sü" dışında sadece CHP, "yolsuzluk operasyonu" olarak değerlendirmişti. Cumhuriyet bile "Cemaat 'şah' dedi" manşetiyle vermişti![11]

"Yolsuzluk operasyonu"nu izlemek için "özel masa" kuran CHP'nin sözcüsü, Başbakan Erdoğan'ı; Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin de bakanları istifaya çağırmıştı! Genel Başkan Kılıçdaroğlu ise, "İnşallah savcıların başına bir iş gelmez" diyerek Fetullah mankurtlarına "kalkan" olmuştu.[12]

FETÖ-CHP EL ELE, "ERDOĞAN'SIZ TÜRKİYE"YE!

Operasyon "seçim" ayarlıydı! FETÖ kumpaslarıyla hırpalanan AK Parti, 30 Mart 2014 seçimlerinde fiyasko yaşayacak; Erdoğan ise 4 ay sonraki Cumhurbaşkanlığı seçiminde (belki de cezaevinde olacağından) aday olamayacaktı. Aksi taktirde halk mutlaka Erdoğan'ı seçerdi!

"Erdoğan düşmanları"nın kirli işbirliği sınır tanımıyordu. "Başörtülü FETÖ ablaları", hatırlarından çıkamayacak "dindar" komşuları kapı kapı dolaşarak CHP'ye oy vermeyen ahirette vebal altında olacağını söylemişti!

CHP'nin olmadığı doğu ve güneydoğu illerinde ise BDP'yi desteklediklerini, Ekrem Dumanlı 12 Kasım 2014'te Hürriyet gazetesine verdiği röportajda teyit etmişti.