Ayasofya'nın nasıl açıldığını unutursak açık tutamayız!

6 yıl oldu. Artık, hep açıkmış gibi gelmeye başladı. Halbûki güzelliklerin normalleşmesi, rehavet ve gafleti de beraberinde getirmekte ve...

Genellikle hıyanet, "gaflet kapısı"ndan girmektedir!

Nitekim tam 481 yıl boyunca, Ayasofya Camii'ne bir gün "zincir" vurulacağı hiç kimsenin aklına gelmemiştir herhalde! Ama Osmanlı'dan sonra, "Fetih" nimeti de sembolü de sıradanlaşmış ki, Ayasofya elden gittiği gibi az kalsın İstanbul da gidiyordu!

Geri dönmesi de hiç kolay olmadı. Başbakan Menderes başlamıştı ama ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan bitirebildi.

Peki, neden 70 yıl gecikmeli açılabildi Bu sürede Türkiye'de ne değişti

Ayasofya Camii'nin neden açılamadığını anlayabilmek için nasıl kapatıldığını bilmek gerekir.

***

Hristiyan âleminin "Ayasofya sızısı" 1453'ten başlar. Camiye çevrilmesi bizim için "Fethin sembolü" iken, onlar için de, 13 asırdır devam eden Konstantinopolis destanının sonu anlamına geliyordu. Ayasofya'nın tekrar kilise olması, "Konstantinopolis" umudunu da beraberinde getirecekti.

Ancak bu sızıyı, Osmanlı yüzünden asırlarca içlerinde saklamak zorunda kalmışlardı.

Nitekim nesilden nesle aktardıkları bu ortak hedef, Osmanlı'nın "hasta adam" döneminde, "derin İngiliz" Lord Curzon tarafından, "Ayasofya bir kiliseydi, elbette aslına dönecektir" şeklinde ilân edilmişti.[1]

"KİLİSE OLMUYORSA MÜZE OLSUN"

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda mağlup olması, Haçlı dünyasını çok umutlandırmıştı. Artık Türkleri İstanbul'dan atacak; Ayasofya'yı da esaretten kurtaracaklardı!

22 Aralık 1919'da Londra'da yapılan Sevr mutabakatında, İngiltere, Rusya, Fransa ve Yunanistan Ayasofya Camii'nin "kilise" yapılmasında "prensip" olarak anlaşmışlardı!

Ancak Sevr görüşmelerinde, tek adımda kilise yapamayacaklarını anlayınca, "geçici formül" olarak "cami"ye son vermeyi hedeflemişlerdi.

Haçlı dünyasının umutları Lozan'a kalmıştı.

"Ayasofya elbette kilise olacak" diyen Lord Curzon'un "rajon kestiği" Lozan görüşmelerinde, bu konunun hiç konuşulmadığını hatta İhtilaf devletlerini tatmin edecek bir karara bağlanmadığını düşünmek tarihin akışını inkâr etmektir. Zaten, Lozan Antlaşması'nın 97. Yıldönümü olan 24 Temmuz'da açılmasına bu yüzden "farklı" anlamlar yüklenmiştir.

CURZON SÖYLEDİ, WHITTEMORE YAPTI

Nasıl kapatıldığına kısaca göz atalım.

Amerika, İngiltere ve Fransa'nın 1931'de "Bizans Enstitüsü" üzerinden başlattığı "Ayasofya Operasyonu"nu, Haçlı çabalarından müstakil düşünmek, tarihî körlüktür. Thomas Whittemore aslında Lord Curzon'un yıllar önce ilân ettiği hedefe ulaşmak için harekete geç(iril)mişti.

Natalia Teteriatnikov'un, "Atatürk ile Whittemore arasında, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Elçiliğinin aktif destek verdiği müzakereler sonucunda, Ayasofya cami olarak kapatıldı ve müze olarak açıldı" ifadesi, İtilaf Devletleri'nin bahsettiği "geçici formül"ün tahakkukundan başka bir şey değildi.[2]

Batı cephesinde 1453'ten bu yana devam eden iradeye karşılık, bizim cenahta ise Batı'dan "onay" almak için her türlü fedakârlığa hazır olan bir anlayış hâkimdi. Zaten, "ihtiyaç fazlası" camileri satan, Sultanahmet'i yatakhane yapan zihniyet için Ayasofya'nın "müze" olması da önemli değildi.

Hatta "Ruslarla İngilizlerin, bizim topraklarımızda Ayasofya için savaşmayacaklarını bilselerdi, 'Batı'ya jest' olsun diye Papa'ya iade edeceklerdi!"[3]

Batı açısından, Ayasofya'nın kapatılması, daha önce verilen "meşruiyet rüşvetleri"nin tamamından daha önemliydi ki, camiye kilit vurulması için ortaya koydukları yoğun çaba da bunu gösteriyordu.

"10 yaşına giren Cumhuriyet'in 'meşruiyet' problemi kalır mı" diye düşünenler "Batı Kulübü"nü hiç tanımamış demektir. AB üyelerinin çoğuyla mukayese edilemeyecek kadar gelişmiş olan Türkiye'yi, yüz yıldır kapıda bekletmelerinin sebebi nedir acaba

Ayasofya'nın açılması mahcubiyetiyle, "kapatma gerekçesi" arayışına giren Kemalistlerinin, "Atatürk, Ayasofya'yı müze yaparak Batı'ya barış mesajı vermek istedi" savunmasının Türkçesi, "Batı etkisiyle kapattı" demektir!

IMF'YE MUHTAÇSANIZ AYASOFYA'YI AÇAMAZSINIZ

6 yıl önce Ayasofya Camii'nin açılması gündeme geldiğinde Batı dünyasının verdiği zayıf refleks, Ayasofya'nın açılma zamanının geldiğini gösteriyordu.

Lord Curzon'un "Elbet bir gün..." ilânından; Ayasofya'nın kapısına kilit vurulduğu güne kadar yaşananlar,