Dün gece Mirac'ı kutladık. Bildiğiniz gibi Miraç, Mekke'de baskı altında kalmış ve bunalmış olan Resulullah'a Yüce Allah'ın ikramıdır. Efendimiz (s.a.v.) bir gece Mekke'den Kudüs'e, oradan da Sema'ya yükseltildi, davet edildi. İsra —yani Mekke'den Kudüs'e— yolculuğu Kur'an'da açıkça yer almıştır. Bu yolculuk fiziki bir yolculuktur. Kudüs'ten göğe yükseltilmesi ise Miraç olarak adlandırılmıştır. Miraç, Kur'an-ı Kerim'de Necm Suresi'nde işaretler yer almıştır. Kısacası; İsra ve Miraç büyük bir hadisedir. En büyük mucizelerden birisidir. Miraç yolculuğunda Hz. Muhammed (s.a.v.) olağanüstü olaylara, görüntülere şahit oldu. Beş vakit namaz ile Cuma namazı orada O'na iletildi. Bir de "Allah birdir. Hz. Muhammed Allah'ın Resulüdür" diyen herkes —günahlarının bedelini ödedikten sonra— cennete girecektir. Bu müjdeyi aldı. Sidretü'l Münteha'ya ulaşan Hz. Resulullah kaderin yazıldığı kalemlerin sesini duydu. Cebrail'i asli — gerçek— suretiyle orada gördü. Göğe olan bu yolculuk İslam tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Ertesi gün Mekkeli müşriklerin imtihanıyla karşılaştı. Ama daha önce gitmediği Kudüs'ü nokta nokta tarif edince haklılığını gösterdi. Selam olsun Efendimize.
BÜTÜN PEYGAMBERLERİN NEBİSİ
Hz. Cebrâil gök kapısını çaldı. Gök kapısı açıldı ve dünya semâsının üstüne çıktılar. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm), orada oturan bir zât gördü. Sağ ve sol yanında birtakım karaltılar vardı. Sağına bakınca gülüyor, soluna bakınca ağlıyordu. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm)'e, "Hoş geldin, safâ geldin, salih peygamber, salih oğul!" dedi. Peygamber Efendimiz (asm), Cebrâil'e, Bu kim diye sordu. Hz. Cebrâil şu cevabı verdi: "Bu senin baban Âdem'dir. Şu sağındaki, solundaki karaltılar da çocuklarının ruhlarıdır. Sağındakiler cennetlik, solundakiler cehennemlik olanlardır. Sağına bakınca güler, soluna bakınca ağlar." Buradan ikinci semâya yükseldiler. Gök kapısı açıldı ve Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (asm), orada Hz. Yahya (as) ve Hz. İsâ (a.s.) ile karşılaştı. Hz. Cebrâil; "Bu gördüklerin Yahya ve İsâ'dır. Onlara selâm ver" dedi. Selâmlaştılar ve onlar Peygamber Efendimiz (asm)'e, "Hoş geldin, safâ geldin sâlih peygamber, sâlih kardeş" dediler. Bundan sonra Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (asm) Cebrâil ile birlikte aynı minval üzere üçüncü katta Hz. Yusuf, dördüncü katta Hz. İdris, beşinci katta Hz. Hârun, altıncı katta Hz. Mûsa ve yedinci katta da Hz. İbrâhim (a.s.) ile görüştü. Onların hepsi de kendisine hoşgeldinde bulundular ve mirâcını tebrik ettiler. Cebrâil (a.s.), yedinci kat semâdan Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm)'i alıp yükseklere çıkardı. Daha sonra Habib-i Kibriyânın karşısına Sidre-i Müntehâ sahası açıldı. Cebrâil (a.s.), "İşte, bu Sidre-i Müntehâdır. Ben, buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam yanarım" dedi ve oradan ileriye tek adım atmadı.
ŞEFAATLE İLGİLİ AYETLER
1. "İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler." Bakara/255
2. "Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir." Nisa/85
3. "O gün, Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasının şefaati fayda vermez." Taha/109

2