İnsanımız, özellikle sosyal medyanın aktif kullanılmasıyla beraber, dini hususlarda da servis edilen bazı soru ve sorunlarla muhatap oldu. Merak saikiyle de olsa dine dair konular tartışılma zeminine sokuldu. Günümüzde çokça konuşulan bazı soruları kısaca hatırlayalım:
Şeriat nedir Arapçada şari, cadde anlamında kullanılıyor. Yol, gidilen istikamet. Şeriat da yol demektir, metot, cadde. Bizim dini geleneğimizde ise Şeriat; Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamber Sünneti, dört halifenin uygulaması olarak özetlenebilir. Dinin helal ve haramları, dinin pratiği şeriattır. O halde "şeriat İslam'dır" denildiğinde doğru ifade edilmiş oluyor. Peki şeriatı uygulayan bir ülke var mı Hayır. Yoktur. Bazı dini hususlarda duyarlı olan ülkeler vardır. Ama bu, çağımızda şeri hüküm uygulanıyor demek değildir. Peki neden bazı kesimlerde şeriat tepkisi var Var. Zira onlar şeriat denilince el kesme gibi hukuki bazı yaptırımlar duymuşlar. Bu husustaki dezenformasyona tabi olmuşlar. Bu hususta da çok özlü bilgi verelim:
1. Kişi aç kalır ve bundan ötürü hırsızlık yaparsa bu kişiye ceza uygulanmaz.
2. Emeğinin hakkını alamadığı için hırsızlık yapan işçinin patronu cezaya çarptırılır; işçi değil. Tabii bu vakıa hırsızlık hakkını veriyor demek değildir. Ama Hz. Ömer döneminde de emeğini alamadığı için hırsızlık yapan işçiler cezalandırılmadılar.
3- Kıtlık yıllarında hırsızlık cezaları uygulanmamıştır.
4- Açıkta olan bir emtia çalındığında el kesme vs. gibi ceza uygulanmamıştır. Kamu malını, devletin malını çalan ve bunu bir alışkanlık haline getiren kişilere ceza uygulanmıştır. O da koca Asr-ı Saadet'te çok istisnai olarak meydana gelmiştir. Kısaca İslam, halkın malını çalana gerçek hırsız demiştir. Ve özellikle bu hususta tanınan -tanınmayan, zengin- fakir farkı gözetmemiştir. Hz. Peygamber'in; "Hırsızlık yapan kızım Fatıma olsa gözünün yaşına bakmam" anlamındaki sözü bir darb-ı mesel haline gelmiştir. Hz. Ömer'in dinin menettiği bir konuda kendi öz oğluna ceza uyguladığını biliyoruz. Kısacası İslam hukuku caydırıcı cezalar vermiştir. Kişiye özel uygulama yapmamış; fakire, gariban olana ceza uygulayıp, tanınanı affetmemiştir. Hukuk karşısında kadın-erkek, zengin-fakir, tanınantanınmayan ayrımına müsaade etmemiştir. Herkese işlediği suça göre muamele edilmiştir. İslam'da "kişiye göre hukuk" yoktur.
İslam hukuku katile; tasarlayarak, taammüden, kasten insan öldürene kısas cezası öngörmüştür. Bu cezayı elbette otorite, devlet uygulamıştır. Böylece maktulün hakkı korunurken aynı zamanda kan davalarının önüne geçilmiştir. İslam hukukunun bakışı böyle. Tabii burada İslam hukukunu detayıyla aktaracak değiliz. Ama şeriat denilen husus budur. Neyi, nasıl, neden eleştirdiğimizi bilelim. İslam konusunda keyfi yorumlardan, bilmeden değerlendirmeden kaçınalım. Müslüman olduğunu söyleyen bir insanın Kur'an ve Sahih Sünnetle sabit olan bir hükmü inkar etmesi onun dinini sorgulatır. Hikmet araştırmak ayrı, dinle kavga etmek ayrıdır.
Kandiller var mı Kandillere kandil isminin verilmesi ilk yıllarda değil, sonraki yıllarda olmuştur. Değişik vesilelerle Kur'an'ın ve Hz. Peygamberin işaret ettiği özel zamanlar kandil ismiyle anılmış ve Müslümanların hayatında kamusal - kitlesel bir arınma vesilesi olmuştur. Buna bid'at dense bile, bid'atın yani alışılagelmeyen bazı dini uygulamaların iyi olanı var, kötü olanı var. Kim güzel bir yol – sünnet-i hasene– işler ve yolunu açarsa o sünneti, uygulamayı yapanların sevabından o kişiye de aktarılır hadisi vardır. Hz. Ömer teravih namazını bir imamın ardında cemaatle kılındığını görünce –ki teravih daha önceki şekil "ferd ferd" kılınıyordu– "Ne güzel bir bid'at -uygulama-" demiştir. Yasaklanan bid'at imana yönelik ve dinde hiçbir referansı olmayan hususlardır. Yoksa sahabenin bir harama sessiz kalması mümkün değildir. Leyle-i Kadrin (Kadir gecesinin) sevap olarak bin aya denk geldiği Kur'an'da zikredilmiştir. Demek ki özel zamanlar var. O zamana bu fazileti veren Allah'tır. Yoksa gece gecedir esasında. Ama Rabbimiz "bu gece özeldir" demişse söz bitmiştir.

2