Süreci yasal çerçeve aşamasına getiren yöntem ve sonrası...

Nebi Miş
Bugün
10

Terörsüz Türkiye hedefine yönelik yeni bir siyasi yaklaşımın başlatılmasının üzerinden iki yıl geçti. Bu süreçte, konuyu bir çok kez bu köşede, farklı yönleri ile ele almaya çalıştım.
En çok vurguladığım husus, Türkiye'nin terörle mücadele ve çözüm arayışı tecrübesinin merkeze konması ve bu yeni sürecin "Türkiye modeli" olarak yürütülmesinin önemi üzerineydi.
Türkiye, terör örgütünü sonlandırmak için 1990'lı yıllardan itibaren bir çok yöntem denediği için bu tecrübelerden yararlanarak yeni bir süreç başlatabilirdi. Bugün terörü sonlandırmaya dönük olarak, dördüncü aşamaya, yani TBMM'de çerçeve yasanın çıkarılması aşamasına gelinebildiyse, bu, sürecin "Türkiye modeli" olarak yürütülmesinin sonucudur.
Terörsüz Türkiye hedefi başlatıldığında, geçmiş tecrübelerden yararlanacak, ancak süreç, geçmişin tekrarı olmayacaktı. Dünyadaki tecrübelere bakılacak, ancak söz konusu tecrübeler kopyalanmayacaktı. Bu bağlamda, terörle mücadelede sağlanan üstünlük başlangıç noktası olarak belirlenmişti.
PKK'nın Türkiye içindeki insan kaynağı ve eylem kapasitesi bitirilmişti. Kuzey Irak'taki harekat ve lojistik imkanları çok etkili bir şekilde daraltılmıştı. Sınır ötesinde örgütün yöneticilerine yönelik operasyonlardan sonuç alınmıştı. Irak merkezi ve bölgesel yönetimleri ile işbirliği alanları genişletilmişti. Türkiye'nin Suriye sahasında askeri ve diplomatik kapasitesi üst düzeydeydi.
İlaveten, AK Parti döneminde kimlik inkarı başta olmak üzere, yasal ve kurumsal alanlarda adımlar atılmıştı. Demokratikleşme, kalkınma, yatırım ve sosyal politikalarda atılan adımlarla örgütün ve siyasi uzantılarının istismar alanları daraltılmıştı.
Yeni süreç başlatıldığında, Türkiye modelinin aşamalı planlaması eski hataların tekrar edilmesini minimize etti. Mesela, epeyce bir itiraz olmasına rağmen, "söylem, eylemi takip etti". "Süreç yeterince şeffaf yürütülmüyor", "toplum niçin tüm ayrıntılardan haberdar değil" gibi tartışmalara cevap, "sahanın olgunlaşmasından" sonra verildi.
Bu yöntem de, "olası sabotajların ve yol kazalarının önlenmesinde" etkili oldu. Kontrolsüz kamusal tartışmaların "yıkıcı etkilerini" azalttı.
Terör örgütünün sonlandırılmasına yönelik atılan adımlarda toplumsal meşruiyeti güçlendirmek kuşkusuz önemlidir. Mümkün olan en geniş desteği sağlamak gereklidir. Türkiye, AK Parti iktidarı döneminde bu konuda epeyce adım atmıştı. Dolayısıyla meşruiyet ve destek konusunu, geçmişte atılan adımlar üzerinden de değerlendirmek mümkündü. Bu bağlamda önce adım atıp,sonradan bu atılan adımın gerekçesini topluma anlatmak daha rasyonel olandı.
Geçmiş çözüm süreci arayışlarında atılacak adımlar öncesinde, yapılacaklara dair, süreçle ilgili olsun olmasın sınırsız bir tartışma başlatılmıştı.
Eski siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum temsilcileri ve farklı çıkar grupları, kendilerini sürecin kurucu aktörü gibi konumlandırmaya çalışmışlardı. Böyle olunca kimi kendi düşüncelerini devletin yol haritası gibi sunmuştu. Kimi örgütün taleplerini normalleştirmişti. Kimisi iktidarı sıkıştırmak için toplumsal hassasiyetleri kaşımış, kimi de süreç üzerinden siyasi ve kişisel itibar devşirmeye çalışmıştı.
Böyle olunca, her tartışma yeni bir beklenti oluşturmuştu. Süreçle ilgisi olmayan talepler aynı sepete eklenmiş, terörün sonlandırılması ile ilgili olmayan farklı başlıklar iç içe geçirilmişti. En nihayetinde, kamuoyundaki tartışmalar, terör örgütünün silah bırakmasını kolaylaştıran bir zemin olmaktan çıkmıştı. Terör örgütünün, yeni talepler ileri sürebileceği ve zamanı kendi lehine kullanabileceği bir propaganda alanı oluşmuştu.
Yine geçmiş çözüm süreçlerinde sözün eylemden önce gelmesi, sürecin hedefini bulanıklaştırmıştı. Beklentileri yükseltmiş, toplumsal hassasiyetler zarar görmüştü. Sonuç olarak da terör örgütü ve onun destekçileri süreci sabote etmişti.