Stratejik gerçeklik ve körlük arasında sıkışan Avrupa

Von der Leyen'in Türkiye'yi Rusya ve Çin'in yanında anması, Avrupa'nın stratejik körneliğini mi yoksa gerçekçi bir değerlendirmeyi mi yansıtıyor?

Nebi Miş
Bugün
2
Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Avrupa Komisyonu Başkanı Von der Leyen'in Türkiye'yi Avrupa'dan dışlayıcı açıklamasını Avrupa'nın stratejik tutarsızlığının yansıması olarak değerlendiriyor; çünkü NATO'da ve bölgede Türkiye'nin kritik rolü göz ardı edilemez. Türkiye'nin İngiltere ve diğer başkentlerle doğrudan ilişkiler kurması, kurumsallaştırılmış Avrupa'nın yeni gerçeklikten habersiz olduğunu gösteriyor; peki Avrupa'nın bu tutumunu sadece stratejik körnek olarak görmek, içindeki yerleşik kaygıları ve çıkar çatışmalarını gözden kaçırmıyor mu?

Geçtiğimiz günlerde, Avrupa Komisyonu Başkanı Von der Leyen, katıldığı bir programda, Türkiye ile ilgili olarak, "Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki; Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin" açıklamasını yaptı.
AB Komisyonu Sözcülüğü, Leyen'in açıklamasını hemen düzelterek, "Türkiye bölgede ekonomik ve siyasi açıdan tartışmasız bir ortaktır" izahatında bulundu.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, söz konusu açıklamayı "talihsiz" olarak nitelendirdi.
Avrupa Komisyonu Başkanı'nın açıklaması gündemdeyken, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte Türkiye'deydi. Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, üst düzey bir çok isimle görüştü. Savunma sanayi şirketlerini ziyaret etti. NATO'nun Ankara Zirvesi'nin kritik önemini, Türkiye'nin NATO içindeki ağırlığını ve rolünü gündeme getirdi.
Yine bu tartışmalar devam ederken, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Londra'da İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper ile Stratejik İşbirliği Anlaşması imzaladı. Bu anlaşmanın odağı, hem NATO ittifakı çerçevesinde hem de iki ülke arasında güvenliği ilgilendiren konularda işbirliğinin derinleştirilmesiydi.
Stratejik körlükle sonuçlanan bir düşünme biçimini yansıtan açıklama, sehven söylenmiş bir söz ya da tekil bir örnek olarak değerlendirilmez. Bu, Avrupa'nın süregelen kendi geriliminin ve stratejik tutarsızlığının bir yansımasıdır. Benzer bakış açılarını yansıtan açıklamaların ve Türkiye karşıtı duruşların tarihsel bir geçmişi vardır.
Geçmişten bugüne, Türkiye'nin Avrupa'daki stratejik öneminin daha fazla hissedildiği, Avrupa'ya yaklaşma, açılım ve ilişkileri derinleştirme adımlarını yeniden güncellediği her dönemde, Avrupa içinden ilişkileri sabote edici benzer açıklamalar yapılmıştır.
Türkiye'nin son dönemde Avrupa ile yeniden yakınlaşma sürecine girdiği, NATO içinde ve Avrupa savunma mimarisinde ağırlığının arttığı, Karadeniz'den Akdeniz'e Türkiye'nin stratejik öneminin giderek daha fazla vurgulandığı bir dönemde bu sözler söylendi.
Avrupa'nın birbiri ile çelişen iki farklı bakış açısı, son yıllarda giderek daha da ayrışmaktadır. Von der Leyen'in açıklaması, kurumsal Avrupa refleksinin ürünüdür.
Türkiye'yi Rusya ve Çin'in yanına yerleştirmek, Türkiye'nin ürettiği güç kapasitesinin, küresel ve bölgesel etkisinin, diplomatik ağırlığının ve en nihayetinde stratejik otonomisinin kabulüdür.
Yanlış olan, Türkiye'yi "stratejik ortaklık" düzleminde değerlendirmeyip, "etki unsuru" olarak görmektedir. Türkiye, NATO'nun kritik askeri ve jeopolitik aktörlerinden biri ve AB ile üyelik müzakeresini yürüten bir ortaktır. Türkiye'yi "etki unsuru" olarak gören bir yaklaşım, Türkiye'den daha çok Avrupa'nın stratejik kapasitesini zayıflatır.
Askeri ve stratejik olarak, Türkiye'nin dışlanmasıyla oluşturulacak bir Avrupa savunma mimarisi, teknik olarak da mümkün değildir. Kurumsal Avrupa yaklaşımının dışına çıkan bir çok başkent ve aktör bu gerçekliğin fevkalade bilincindedir. Türkiye Avrupa'dan dışlanabilecek bir ülke değildir. Karedeniz güvenliği, Akdeniz dengesi, NATO'nun güney kanadı Türkiye'siz savunulamaz.