Sistem krizi kalıcı bir kırılma mı, geçiş süreci mi - NEBİ MİŞ

Nebi Miş
02.02.2026
15

1990'ların ilk yarısında, önce Fukuyama, ideolojik mücadelenin sona erdiğini, liberal demokrasinin ve dolayısıyla da liberal düzenin insanlığın nihai yönetim biçimi olarak galip geleceğini iddia etti.
Buna göre, büyük savaşlar dönemi sona ermiş, nihai durağa ulaşılmıştı. Tek kutuplu dünyada ABD merkezli düzen kalıcı olacaktı. Huntington buna itiraz etti. İdeolojiler değil, kimlikler çatışacaktı. Özellikle Batı ile İslam dünyası arasında, derin fay hatları oluşacaktı. 11 Eylül saldırıları sonrası bu kehanetin gerçekleştiği argümanı epeyce alıcı buldu.
2010'ların hemen öncesinde yaşanan finans krizleri ve Çin'in yükselişi üzerinden "liberal düzen krizde mi" sorusuna cevap arandı. Liberaller, bir krizin yaşandığını ancak liberal düzenin reforme edilerek kurtarılabileceğini savundular. Kissinger gibi bazı isimler, kapitalizmin krizlerden beslendiğini söyleyerek, çözümün de yine sistem içinde olduğunu öne sürdüler.
Bu tartışmalar yapılırken popülizm ve milliyetçilik yükseldi. Finansal krizler, çatışma ve savaşlar giderek arttı. Uluslararası hukuk ve normlar güçlünün çıkarına değilse göz ardı edildi. Büyük güçler, kendi çıkarlarına olan her şeyi mübah gördüler. Irak başta olmak üzere dünyanın farklı coğrafyalarında milyonlarca insanın çeşitli bahane ve yalanlarla öldürülmesine göz yumdular.
Ve en nihayetinde kurala dayalı düzenin aşındığı kabul edildi. Bu aşamada, "eski düzenin çözüldüğü ancak yerine yenisinin kurulamadığı" tespitinden hareketle reformların yapılabileceğine, kurumların yeniden işlerlik kazanacağına ve uluslararası düzenin toparlanabileceğine dair beklentiler de az değildi.
2020'lerle birlikte dünya düzeni ile ilgili bir cümle kurulacağında, "belirsizlik", "türbülans", "parçalanma", "kuralsızlık" gibi kriz temelli kavramlarla söze başlandı. Her yeni gelişme ve krizin dönemsel olabileceğine yönelik tartışmalar da eş zamanlı olarak sürdürüldü. Bir geçiş döneminde olunduğu varsayımı farklı gerekçelerle dile getirildi.
Tam bu tartışmalar sürerken geçtiğimiz hafta, liberal düzenin en önemli tartışma platformlarından biri olan Davos'ta, Dünya Ekonomik Formu'nda, Kanada Merkez Bankası'nın eski başkanı ve şu an Başbakan olan Mark Carney, içinde bulunduğumuz dönemi "bir geçiş değil, kırılma dönemi" olarak adlandırdı. Carney'in konuşmasında öne çıkan argümanlar tüm dünyada yankı uyandırdı.
Yıllardır konuşulan düzen krizinin, "geri döndürülemez bir kopuş" olarak adının konmuş olduğu bir çok analizle desteklendi. Trump politikalarının, norma dayalı düzeni, kurum ve kuralları ve ittifak ilişkilerini ciddi şekilde aşındırdığı bu tartışma üzerinden geniş kabul gördü.
Carney'in konuşmasında, güç kullanımı ve zorbalığın meşrulaştırıldığı, güçlülerin istediği gibi hareket ettiği bir dünyada, zayıfların ancak buna katlanmak zorunda olduğu tespitleri de vardı. Bu tespitlerin ardından yeni bir siyaset çağrısı yaparak,