Sıcak savaşın dışındaki Türkiye ve stratejik akıl

Türkiye, bölgesel ve küresel kırılganlıkların, krizlerin ve çatışmaların derinleşme ve süreklilik kazanma riskini öngören ülkelerden biriydi. Sıcak savaşların ve krizlerin sonlandırılmadığını, büyük güçler tarafından kontrolü şekilde yönetildiğinin farkındaydı. Kaba güç kullanımının ve yaptırımların bir cezalandırma yöntemi olarak olağanlaştırıldığını yakından gözlemliyordu.
Erdoğan liderliğindeki Türkiye, kendisine yapılan müdahale siyasetleri ile 2012'den itibaren sürekli yüzleştiği için hem küresel siyasetin hem de uluslararası ilişkilerin nereye yöneldiğini daha dikkatli takip etti. Çevresinde gerçekleşen, Arap Baharı, Renkli Devrimler ve komşularına doğrudan yapılan askeri müdahalelerin orta ve uzun vadeli hedeflerini, arkasındaki güçlerin planlarını iyi analiz etti.
Bu krizlerin, çatışmaların, savaşların sistemik bir krize doğru evrildiğini bir anlamda yakınındaki coğrafyalarda deneyimledi. Dolayısıyla sahadaki gerçekleri, maliyet de ödeyerek, yıllara sari iyi okudu.
Son yıllarda özellikle Ortadoğu'da İsrail'in bölgesel yayılma hedefinin mevcut yönetim ya da lider temelli olmadığını bir devlet politikası olduğunu öngördü. Bölgeyi daha da istikrarsızlaştırmak için İran'ı çatışmanın içine çekeceğini ve fırsat kolladığını açıktan söyledi. İran'ın uluslararası diplomasiyi işletmesi konusunda uyarılarını yaptı. Bu konuda diplomasinin işletilmesi için İran'a dostça bir yaklaşım sergiledi.
Yine Erdoğan liderliğindeki Türkiye, bölgesel ve küresel krizlerin giderek artacağını öngördüğü için, devlet kapasitesini geliştirdi. Savunma sanayini önceledi. Toplumsal direnci artırmak, kırılganlıkları azaltmak ve iç cepheyi tahkim etmek için terörsüz Türkiye ve bölge hedefi için yeni bir inisiyatif başlatıldı. Topluma, yakın coğrafyamızda olanlar anlatıldı.
Bölgede Türkiye'ye karşı oluşan bloklaşmayı kırdı. İlişkileri normalleştirdi. Ekonomik ve ticari ilişkileri güçlendirmek için karşılıklı mutabakat zaptları imzalandı. Kriz anlarında kullanılabilecek güvene dayalı çok katmanlı diplomatik kanallar oluşturuldu.
En nihayetinde, İsrail'in kışkırtması, baskısı ve tuzağa çekmesi ile ABD savaşa zorlandığında Türkiye'nin bir hazırlık kapasitesi vardı. Yeri gelmişken bir kez daha altını çizeyim: Devam eden savaş bir anlaşma ile durdurulsa bile İsrail kronik bir savaş döngüsünün devam etmesinden yana. Ortadoğu'yu istikrarsızlaştırarak, kaosa sürükleyerek teolojik amaçları için saldırılarını sürdürecek. Dolayısıyla bölgesel ve küresel sistemin İsrail sorunu ile öncelikle yüzleşmesi gerekecek.
Türkiye, ABD/İsrail-İran savaşının başlamasının ardından ilk olarak, çatışmasının yayılmasını önlemek için çabaladı aktif diplomasi yürüttü. İran'ın Körfez ülkelerine savaşı genişletmesinin İsrail'in bölgesel savaş planına hizmet edeceğini öngörüyordu. Bundan dolayı da en başından itibaren İran'ın bu konuda yanlış yaptığını açıkça söyledi. Körfez ülkelerinin yaptığı toplantıya da katılarak, savaşın en azından Körfez ülkelerini daha fazla hedef almasını önlemeye çalıştı. Aslında İran, Körfez ülkelerini savaşın içine çekerek, İsrail'in bölgesel savaş tuzağına da düşmüş oldu.