Geçtiğimiz pazartesi günü bu köşede, ülkemizin siyasal ve toplumsal değişimini analiz eden muhalif çevrelerin uzun süredir meselelere siyaset gözlüğü ile baktığını söylemiş ve "yanlış uzlaşma" etkisinin hem muhalefete hem de Türkiye'ye maliyet ürettiğinden bahsetmiştim.
Eğitimden ekonomiye, sağlıktan kültüre kadar hemen her konunun iktidara yarar mı endişesi üzerinden analiz edilmesinin, zamanla muhalif kamuoyu oluşturucularının alışkanlığı haline geldiğini ayrıca vurgulamıştım.
Özellikle belirli medya çevrelerinde, sosyal medya ağlarında benzer siyasi görüşe sahip analizcilerin kendi görüşlerinin toplumda daha yaygın olduğunu düşünerek, yankı odalarında konforlu bir şekilde yaşamaya devam etmesinin, onların hakikatle irtibatlarının zamanla zayıflamasına yol açtığını belirtmiştim.
Bu bakış açısının sorunlu sonucunun, en iyi görüldüğü alanlardan birinin de gençlik analizlerinde ortaya çıktığını ve bunun da gençlere yönelik kötülük olduğunun altını özellikle çizmiştim. Yazının sonuna, meseleyi gelecek yazılarda somutlaştırma notu düşmüştüm.
Yazının üstünden bir hafta geçmeden PISA 2025 sonuçları açıklandı. Bu sonuçlarla ilgili yapılan analizler, benim söz konusu yazıda çizdiğim çerçeveyi iyi bir şekilde örneklendiriyor
Önce PISA ile ilgili birkaç hususu dikkate sunayım. PISA, iktidarın ya da Türkiye'nin ulusal düzeyde hazırladığı bir başarı raporu değil. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yürütülen Uluslararası Değerlendirme Programı'dır. Bu program, 15 yaş grubundaki öğrencilerin, bilgiyi kullanma, problem çözme, okuduğunu anlama ve bilimsel becerilerini ölçmektedir. Son uygulamaya, 91 ülkeden 760 binden fazla öğrenci katılmıştır.
Türkiye'de ise 56 ildeki 203 okuldan 7 bin 702 öğrenci sınava girmiştir. Okulların ve öğrencilerin seçiminin OECD'nin belirlediği uluslararası standartları karşıladığını ilgili kurumun yetkilileri özellikle açıklamıştır.
PISA 2025 sonuçlarına göre, 2015 yılından itibaren Türkiye OECD ülkeleri arasında istikrarlı olarak yükseliyor. Türkiye ilk defa, fen bilimleri ve okuma becerilerinde OECD ortalamasının üzerine çıktı. Matematikte ise 463 olan OECD ortalamasını yakaladı.
OECD Eğitim ve Beceriler Direktörü Andreas Schleicher, Türkiye'nin bu performansını "tüm dünyanın dikkatle incelmesi gereken bir başarı hikayesi" olarak nitelendirdi.
Şimdi tekrar esas konumuza dönersek... PISA sınav sonuçları, çok uzun süre "Türkiye'nin eğitimde başarısızlığı" üzerinden tartışıldı. Bu sonuçlar üzerinden eğitim politikası farklı açılardan acımasızca eleştirildi.
Tartışılmasında ya da eleştirilmesinde bir beis yoktu.
Sorun, tüm eleştirilerin sadece siyasi bir gözlükle yapılmasındaydı. Eğitimde ne olup bittiği üzerinden ve meselenin sahici sebepleri üzerinden sorun ele alınmadı. Eğitime, geçmişle karşılaştırıldığında, bütçeden çok daha büyük paylar ayrılmasına, eğitim altyapısının, teknolojiyi de içerecek şekilde, tamamen yenilenmesine ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısının gelişmiş ülkeler düzeyine çekilmesine rağmen niçin başarılı olunamadığının nedenleri tam görülmedi.
Sürekli olarak iktidarın, eğitim ve gençlik politikalarının bu sonuçları doğurduğu ezberi bir kalıp olarak tekrar edildi.
Halbuki eğitim gibi alanlarda ortaya konan politikaların sonuçlarının alınabilmesi için belirli bir zamana ihtiyaç

3