Peşine takılma kararı, varoluşsal savaş ve ilk sonuçlar - NEBİ MİŞ

İran'a yönelik, ABD-İsrail saldırılarının üzerinden 72 saat geçti. Modern savaş literatüründe, ilk 72 saat çok önemlidir. Çünkü, tarafların kapasiteleri, niyetleri ve stratejilerinin ne olduğu aşağı yukarı netleşir.
Savaşan taraflar açısından bakıldığında, ABD'nin net bir stratejisinin olmadığı anlaşılıyor. İsrail'in peşine takıldığı ve Trump'ın savaşa zorlandığı daha açık biçimde ortaya çıktı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İsrail'in isteği ile savaşa sürüklendiklerini söyleyerek bu gerçekliği resmi ağızdan dile getirdi.
ABD yönetimi içinde hedef ve gerekçe konusunda çelişkili açıklamalar var. Trump'ın "rejim değişikliği vurgusu" ile Savaş Bakanı Pete Hegseth'in "Bu bir rejim değişikliği savaşı değil" açıklaması, saldırının stratejik çerçevesi konusunda bir uyumun olmadığını gösteriyor. Yine Pentagon'dan sızan bilgilerde, "ABD'ye yönelik yakın gelecekte bir İran tehdidinin olmadığının" ortaya çıkması, ABD'nin karar alıcıları arasındaki anlaşmazlığı gün yüzüne çıkarıyor.
ABD'nin savaşa girmek için net bir stratejisi olmadığı gibi, bir "çıkış stratejisi" de yok. ABD, savaşın kontrolünü kaybeden bir görüntü veriyor. ABD, İran'ın geri vuruş kabiliyeti ve bu denli geniş bölgeyi etkileyeceği konusunda bir fikre sahip değilmiş. Ayrıca, İran'ın savaşı bölgeye yaymasının küresel maliyetini öngörmediği anlaşılıyor.
İsrail ve ABD açısından, İran'ın üst düzey yöneticilerinin ve Dini Lider Hamaney'in ilk saldırılarda öldürülmesi operasyon gücü açısından önemli olarak görülebilir. İran açısından da bu durum son derece sarsıcı olarak değerlendirilebilir. Ancak İran, bu kadar üst düzey yöneticisi öldürülmesine rağmen, anayasaya göre "geçici liderlik" mekanizmasını hızla devre soktu. Sistem kurumsal süreklilik anlamında işliyor. İsrail'in beklediği bir "otorite boşluğu" şimdilik ortaya çıkmadı. İran ordusu, önceden belirlenmiş hedeflere saldırılarını devam ettiriyor.
Devrim Muhafızları ve siyasi liderlik merkezi kontrolünü sürdürüyor. Dini liderin öldürülmesinin "bayrak etrafında kenetlenme" etkisini oluşturduğu görülüyor. Bu bağlamda elit birliğini koruma konusunda şu ana kadar bir çatlak ortaya çıkmadı. Bu zaviyeden bakıldığında, rejim değişikliği beklentisi kısa vadede gerçekçi görünmüyor.
İran "çok katmanlı bir misilleme" doktrini uyguluyor. "Varoluşsal savaş" konsepti ile hareket ediyor. Böyle olduğu için, savaşı yalnız İsrail ile sınırlı tutmadı. Körfezdeki ABD üsleri, deniz ticareti ve Hürmüz Boğazı üzerinden "maliyeti dışsallaştırarak yayma hedefi"ne odaklanmış durumda. Savaşın hem bölgesel hem de küresel maliyetini yükseltmek istiyor. Arabulucu olan Amman dahil tüm körfez ülkelerine saldırı düzenledi. Bölgeyi savaşın içine çekti. İran bu hamleleri ile caydırıcılığı yeniden temin etmek ve ABD'yi geri adım atmaya zorlamayı düşünse de, bölgesel meşruiyetini büyük oranda zedeledi.