NATO'nun Ankara Zirvesi yarın başlıyor. Zirve'nin NATO'nun geleceği açısında kritik bir eşikte olduğu ve zirvede ittifakın geleceğini hayati derece etkileyecek kararların alınması bekleniyor.
NATO'nun resmi gündeminde, öncelikle, daha önceki zirvelerde kararlaştırılan yük paylaşımı taahhütlerin ne kadarının somutlaştığı ve uygulama süreçlerinde yaşanan eksiklikler ele alınacak. Bu başlıkta, savunma harcamalarının artırılmasının tek başına yeterli olmadığı, dolayısıyla yük paylaşımının ortak tedarik ve savunma sanayi entegrasyonu ile stratejik hale getirilmesi karara bağlanacak. Tedarik, hava savunması, personel kapasitesi gibi caydırıcılığı yükseltecek darboğazların iyileştirilmesi hedeflenecek.
İkinci olarak, Avrupa- ABD ayrışmasını daraltacak, "ABD'yi içerde tutacak" yeni konumlanmanın çerçevesi yine masada olacak. Bu bağlamda, NATO'nun Avrupalılaşması ve SAFE programı üzerinden, Avrupa güvenliğinin sadece AB ülkelerine bırakılıp, üye olmayan İngiltere, Türkiye ve Norveç gibi ülkelerin farklı statüde değerlendirilmesinin ortaya çıkaracağı sorunlar konuşulacak.
Üçüncü konu, Ukrayna başlığı olacaktır. Burada "NATO 3.0" tartışmaları üzerinden, NATO'nun temel misyonu, Rusya'ya karşı caydırıcılığın yeniden teyidi ve NATO'nun doğu sınırını güçlendirecek kapasite artırımı ve yeni mekanizmaların devreye alınması yine zirvenin ana temalarını oluşturacaktır.
Yine dördüncü başlıkta, NATO'nun güney kanadı, altıncı başlıkta ABD-İran savaşı ve Ortadoğu'da güvensizlik ortamının NATO gündemine etkisi, yedinci başlıkta, NATO içi siyasi dayanışma ve müttefikler arasındaki güvensizlik oluşturan hususların azaltılması gibi konular da ele alınacaktır.
Tabi ki ev sahibi ülke olarak Türkiye'nin rolü, ittifaka katkısı, ittifaktan beklentisi ve talepleri zirve gündeminin öne çıkan konusu olacaktır.
Türkiye, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi NATO'nun güney kanadında yer alan, büyük bir orduya sahip ve jeostratejik konumu önemli görülen bir "kanat ülkesi" değildir. Türkiye bugün, öncü bir savunma sanayi üreticisi, teknoloji geliştiricisi, devlet kapasitesi gelişmiş, kriz sahalarında diplomatik gücü ile sonuç ve etki üretebilen ittifakın güney kanadının güvenliğinde en önemli "merkez aktör" olarak masaya oturmaktadır. Bu bağlamda Türkiye, güvenlik tüketicisi değil bizzat kapasitesi ve gücü ile güvenlik üreticisi olarak NATO'ya somut katkı vermekte ve gelecek vizyonu ortaya koymaktadır.
Bu bağlamda, Türkiye'nin en somut talebi, savunma sanayi kısıtlamalarının kaldırılması, Avrupa güvenlik girişimlerine daha fazla dahil edilmesi ve savunma endüstrisinin entegrasyonu olacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Savunma Bakanı Yaşar Güler, yakın dönemde yaptıkları açıklamalarda, savunma ticareti üzerindeki kısıtlamaların ittifak dayanışmasına zarar verdiğini her fırsatta dile gitmişlerdir.

11