Kurucusu siyasetle, "kadro taşımalı kopuş" karşılaştırılamaz

Nebi Miş
Bugün
8

CHP'den ayrılanalar "yeni bir parti" kurdu. Partiyi destekleyen siyaset analizcileri ve parti mensupları, Yeni Parti'nin kuruluş süreci ile AK Parti'nin kuruluş sürecini karşılaştırma ihtiyacı duyuyor.
AK Parti'nin Milli Görüş Hareketi'nden koparak kurulan bir parti olarak başarıya ulaştığından hareketle ana partiden, yani CHP'den, ayrılarak kurulan bu yeni partinin de başarılı olacağını iddia ediyorlar. Hatta "Özgür Özel'in işinin Erdoğan'dan daha kolay olduğunu" söyleyenler bile var. Benzerlik kurmak için "gömlek değiştirme" metaforuna alakasız bir biçimde atıf yapıldı.
Öncelikle vurgulayalım: Bir partinin kadrosunun başka bir tüzel kişilik altına taşınması ile kurucu siyaset ve kurucu hareket aynı şey değildir.
Yeni Parti'nin programı, CHP'nin 130 sayfayı aşan programının bir özeti gibi. Zaten yeni parti kurulmadan önce Özgür Özel, kurulacak partiyi bir "B planı" ve "CHP'nin seçime girememe ihtimaline karşı alınmış bir tedbir" olarak tanımlamıştı. Şu ana kadar yapılan açıklamalar, CHP'nin tüm mirasının bu yeni partiye taşındığı yönünde.
CHP'nin ideolojik referansları, kadroları, programı, siyasi anlatısı ve hatta cumhurbaşkanı adayı bile yeni partiye taşınmış görünüyor. Yeni bir siyasi paradigma ortaya konmak bir yana kurumsal bir devamlılık anlatısı özellikle vurgulanmaya çalışılıyor. Şimdilik yeni parti CHP'nin şu ana kadar söylediğinin dışında bir Türkiye okuması yapmadı. Tartışma "asıl CHP'yi kimin temsil ettiği" üzerinden devam edecek gibi görünüyor. Partinin liderinin Ekrem İmamoğlu mu yoksa Özgür Özel mi olduğu bile bilinçli bir şekilde muğlak tutuluyor.
Dolayısıyla AK Parti'nin kuruluş süreci ile Yeni Parti'nin kuruluş süreci arasında herhangi bir benzerlik kurulamaz. AK Parti'nin kurulması sadece bir partiden ayrılma meselesine indirgenemez.
AK Parti, Türkiye'de siyasetin ve toplumsal tabanın dilini ve önceliklerini değiştiren bir siyaset momentiydi. AK Parti, meşruiyet krizi derinleşen ve dağılan siyaseti, bir merkez etrafında birleştiren bir iddia ile toplumun karşısına çıkmıştı.
Milli Görüş geleneğinden gelen siyasal motivasyon teşkilatlanma sürecinde ve ana taşıyıcı kolonda önemliydi. Ancak AK Parti daha geniş bir bakış açısı ile merkez sağ seçmeni hatta liberal ve sol çevreleri de hedefleyen bir siyaset ortaya koydu. Demokratikleşme talep eden çevreleri aynı terkibin içinde birleştirdi.
Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir çok kez AK Parti için tekrar ettiği, "14 Ağustos 2001'de biz o güne kadar dalga dalga büyüyen bir gönül hareketinin tabelasını astık" söylemi, bu tarihsel gerçekliğin en iyi şekilde ifade edilmesidir.
AK Parti, yeni bir kimlik tanımı ile yola başlamıştı. Parti kuruluş safhasında, Türkiye'nin yönetilebilirlik krizine ve demokratikleşme ihtiyacına cevap veren bir programla toplumun karşısına çıktı. Kalkınma ve hizmet açığına ve adalet talebine