Trump, İran'a yönelik savaşla ilgili konuşurken aynı konuşmanın içinde hem zafer ilan ediyor hem de müzakerenin devam ettiğini söylüyor. Yine aynı konuşmada savaşı tırmandıracak açıklamalarda bulunarak, "İran yerle bir olmaya hazır olsun" diyebiliyor.
Bu tür açıklamaların anlık pozisyon değişimi mi yoksa koordineli bir strateji mi olduğunu kestirmek zor. Trump'ın yakın çalışma çevresi bile olup bitene tam teşhis koyamıyor.
Ancak Trump bu çelişkili açıklamaları, büyük ihtimal kendi zihninde, "eşzamanlı bir strateji kuruyorum" diye düşünüyor. Bir yandan savaşı kazandığını ilan ederek iç kamuoyunu konsolide ettiğini, diğer yandan müzakere kapısını açık tutup baskıyı sürdürerek İran'ın maksimalist bir tutum almasını engellediğini varsayıyor. Trump için sahadaki gerçeklik, bu konuşmalarda ikinci planda. İlk düşündüğü şey, güçlü lider algısının korunması.
Trump olayların değişimine göre ya da anlık karar değiştirebiliyor. Buna en iyi örnek, yakın dönemde açıklanan Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi'nde savaşlarla ilgili söylediklerinin tam tersi bir yöne doğru hızla yol almasıdır.
Trump'ın Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi'nde ABD'nin küresel rolü yeniden tanımlanmıştı. Buna göre, ABD kurucu ilkelerine dönecek, diğer ülkelerin içişlerine karışmayacak, sürekli savaşlardan kaçınılarak müttefiklerin savunma maliyetlerini Amerikan halkına yükleyen dış politika pratiğinden vazgeçecekti.
Ama öyle olmadı. Trump yakın dönemde küresel ve bölgesel maliyeti en yüksek sıcak savaşlardan birini başlattı. Trump, "müttefiklerin maliyeti" denince büyük ihtimal Avrupa aklına geliyor. İsrail'i ayrı bir devlet ya da müttefik olarak görmüyor. Başkan öyle görmese de ABD toplumunda, "İsrail'in savaşı bizim savaşımız değildir" diyenlerin sayısı giderek artıyor.
SÜRDÜRÜLEBİLİR BARIŞIN ZORLUĞU
İran ile bir ateşkes sağlansa bile, kalıcı ve sürdürülebilir bir barışın sağlanması çok zor. Savaş sonrası toparlanmayı baltalayacak girişimlere ve devleti içten çökertmeye dönük müdahalelere ABD ve İsrail devam edecektir.
İran ise vekilleri üzerinden bölgesel baskı ve hegemonya arayışını sürdürmeye çalışacaktır. Anlaşma maddelerinde olsun ya da olmasın, Hürmüz Boğazı'nda fiili durum oluşturarak geçişlerden ve körfez ekonomik modelinden pay almaya çalışacaktır. Bu da gerginliği sürekli hale getirecektir. Diğer taraftan, İran içerdeki konsolidasyonu sürdürebilmek için dış politikasında gerginliği sürekli ve belirli bir eşikte tutmayı deneyecektir.
İran ayrıca, "bedelini ödedim" diyerek ve "istersem yeniden küresel ekonomiye zarar verebilirim" kozuna yaslanarak, aşırı silahlanma ve nükleer silah elde etme çabalarından vazgeçmeyecektir. Bu da İran'a yönelik yeni saldırıların önünü açabilecektir.
İsrail, öncelikle İran'da kalıcı bir barışı sabote edecek. Her halükarda bir ateşkese ulaşılsa bile

3