Yazı, İran'ın savaşın ekonomik maliyetini küresel sistemin dayanma gücüne karşı bir koz olarak kullandığını ve masaları zayıflatarak müzakere gücünü artırmak istediğini ileri sürüyor. Yazara göre Hürmüz ablukası ve enerji krizinin derinleşmesi yoluyla, ABD müttefiklerinin iç basıncı artacak ve İran'a müzakere avantajı sağlayacak. Fakat bu stratejinin rejim içi ayrışmayı da derinleştirebileceğini düşünen Trump yönetimi, savaşın ikinci aşamasına hazırlık yapıyor; bu oyunda gerçekten kazanan kim olacak?
Ateşkesin uzamasıyla barış ihtimali artmadı. Pakistan'da yürütülecek müzakerelerin akıbeti hâlâ belirsiz. İran ön şart olarak, ABD'nin deniz ablukasını kaldırmasını istiyor. Gerçek müzakerenin önündeki engelin, ABD'nin yükümlülük ihlali, Hürmüz ablukası ve tehdit dili olduğunda ısrar ediyor. İran'ın hem savaşta hem de müzakerelerde en önemli kozu hâlâ Hürmüz Boğazı. Kendisi ile anlaşan ülkelerin gemilerinin geçişine izin veriyordu. Buradan da savaş döneminde bile önemli bir ekonomik kazanç elde ediyordu.
Trump, uyguladığı abluka ile İran'ın kozuna karşı kendi kozunu hayata geçirdi. İran'ın günde 500 milyon dolar kaybettiğini söylüyor. Dolayısıyla da boğaz kapalı kaldıkça İran'ın dayanma kapasitesinin kırılacağını öngörüyor.
Savaş öncesinde küresel petrol arzının kilit taşıma yollarından biri olan Hürmüz'den günlük 20 milyon varil petrol ve ürünleri taşınıyordu. Şimdi Hürmüz'de "çifte abluka" var. Bu çifte ablukada İran, "küresel ekonomi bu şoka daha ne kadar dayanabilir" stratejisi ile müzakereleri maksimalist bir kazançla yürütmek istiyor.
Gerçekten de enerji piyasaları, tarihinin en büyük tehdidi ile karşı karşıya. Savaşın en büyük kaybedenlerinden biri küresel sistemin kendisi. Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı, Avrupa'nın altı haftalık jet yakıtı kaldığını duyurdu. Birçok havayolu şirketi uçuşları azalttı. Enerji arzındaki kırılmanın oluşturduğu sorunlar, sadece taşımacılık sektörü ile sınırlı kalmıyor. Üretim zincirleri aksıyor, gıda ve enerji fiyatları hızla artıyor. Milyonlarca insanın yoksulluk riski yükseliyor.
Şu an savaş, bir barış anlaşması ile durdurulsa bile, enerji akışının haftalarca normale dönmeyeceği ve hasar gören enerji altyapılarının toparlanmasının yıllarca sürebileceği tahmin ediliyor.
Dolayısıyla İran, sistemik maliyetin daha da derinleşmesiyle birlikte, ABD'nin askeri olarak dayansa da, küresel ekonomik baskı ve iç maliyetler karşısında uzun süre direnemeyeceğini düşünüyor. İran iki ay daha savaşı devam ettirdiğinde, çoğu ABD'nin müttefiki olan ülkeler açısından, bu süreç çok daha yıkıcı olacak. İran bilindiği gibi en baştan itibaren kendisi kaybetse de, savaşın bölgesel ve küresel maliyetine odaklandı. Azdan az, çoktan çok gider mantığı ile hareket etti. Katmanlı bir savaş stratejisi yürüttü. Bu katmanlı savaş stratejisinin bir gereği olarak, özellikle Husiler ve Haşdi Şabi gibi vekâletlerini daha tam sahaya sürmedi.
Dolayısıyla da Hürmüz'ün yanında Babülmendep'i de güvensizlikleştirmesi durumunda, zaten dayanma eşiği giderek zayıflayan birçok ülkede krizler derinleşecek. İran tarafında yapılan açıklamalarda, Pezeşkiyan'ın siyasi, Arakçi'nin diplomatik ve Kalibaf'ın ise daha sert ve savaş eksenli konuşması görev dağılımı açısından "tutarlı" olarak değerlendirilebilir. Ancak, savaşın seyrine ve müzakerelerin içeriğine ilişkin açıklamalardaki

3