CHP'liler partilerinin 38. Olağan Kurultayı'nı mahkemeye taşıdılar. Delegenin iradesinin, "işe alma", "ücret mukabili" ve "rant dağıtımı" gibi siyaset dışı yollarla sakatlandığını iddia ettiler. Kılıçdaroğlu'na yakın kadrolarla, Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu'nu destekleyen gruplar arasında bir hesaplaşma süreci başladı.
Uzun bir yargı sürecinin ardından mahkeme "mutlak butlan" kararı verdi. Mahkeme Kılıçdaroğlu'nun ve kurultay öncesindeki parti organlarının görevlerine devam etmelerine hükmetti. Ne mahkeme safahatında ne mahkeme kararının ardından yeni ve eski kadrolar bu krizi çözmek için çaba göstermedi.
En nihayetinde, Türk siyasetinde kendi oluşturduğu çoklu krizlerini çözemeyen bir CHP var. CHP'nin uzun süredir devam eden çoklu krizleri yalnızca bir mahkeme kararıyla açıklanabilecek teknik bir mesele değildir.
CHP'nin yargıya düşmesi, parti dışı gelişmelerle olmadı. Bu, CHP'nin kendi iç hesaplaşmasının ve parti içi iktidar mücadelesinin bir sonucuydu. Bu krizin taşları, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde pragmatik nedenlerle döşendi. CHP siyasetinin genetik kodlarının aşınmasıyla derinleşti.
Geçmiş genel başkanlar döneminde de farklı siyasi eğilimlere sahip ya da herhangi bir siyasi duruşu olmayan pragmatik kadrolar partiye davet edildi. Ancak bu katılımlar partinin ağırlık merkezini etkileyecek boyutta değildi.
Ancak Kılıçdaroğlu döneminde, geçmişten farklı olarak, iktidar karşıtlığı ve iktidarla hesaplaşma motivasyonu üzerinden partiye eklemlenmek isteyen kim varsa partiye dahil edildi. Hatta sırf geleneksel CHP seçmeninin dışındaki seçmenlere ulaşma söylemiyle, pragmatik bir çok isim milletvekili, belediye başkanı adayı olarak gösterildi. Parti kadrolarına bu isimler yerleştirildi.
Böylece partinin ağırlık merkezi, ellerindeki "kaynak üstünlüğünün" de yardımıyla, CHP'ye sonradan eklemlenen kadroların eline geçti.
İktidar karşıtlığı üzerinden, bir çoğu büyükşehir olmak üzere, belediye başkanları CHP'li olmayan bu pragmatik kadrolardan seçildi. Bu kadroların siyasi motivasyonu, hizmet, yatırım, kimlik, ideoloji ya da parti aidiyeti gibi değer setlerinden çok bir an önce daha fazla siyasi gücü ele geçirmek üzerineydi.
İstanbul merkezli yeni güç bloku, devasa büyüklükteki büyükşehir belediyesi rantıyla ve yeni medya düzeniyle CHP kadrolarını belirleme gücüne kavuştu. İstanbul merkezli CHP içindeki siyasal güç, CHP'nin iç kadrolarını da şekillendirerek, İstanbul dışı yerel yönetim kaynaklarını da kendi siyasal mücadelesi için kullandığı sonradan CHP içi tartışmalarla açığa çıktı. En nihayetinde de delege iradesinin, belediyelerin lojistik imkanları ve kaynakları ile sakatlandığı iddiaları, CHP'nin mahkemeye düşmesiyle sonuçlandı.
Dolayısıyla, CHP'nin bu krizlere sürüklenmesinin kök nedeninin Kılıçdaroğlu dönemi siyasal kadro tercihleri ile doğrudan ilişkili olduğu sonradan anlaşıldı. İstanbul'da İmamoğlu başta olmak üzere bugün yeni-eski yönetim mücadelesine bakınca tek tek isimler üzerinden bunu tespit etmek zor değil. Bu bağlamda, genel siyaseti şekillendirmek için transfer edilen pragmatik kadrolar, bizzat CHP yönetimini şekillendirdi. CHP'nin genetiğinin aşınmasıyla, genel siyaset için

11