Tüm dünya kalıcı kriz düzenini kabullendi. Şu an dünyayı etkileyen ABD/İsrail-İran savaşına kolay bir çözüm bulunamayacak. İran'a yönelik savaş sonlandırılsa bile, savaş ve çatışmalar normalleştirildiği için başka bölgelerde patlak verecek. Zaten şu an dünyanın birçok yerinde çatışmalar devam ediyor.
Ukrayna-Rusya savaşı aslında 2014 yılından itibaren kesintili olarak devam etse de, bu son sıcak cephe savaşı beşinci yılına doğru gidiyor. Yakın bir gelecekte de çözüm umudu oluşmuş değil.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, son kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada bir kez daha vurguladığı gibi, "Her savaşın kazananları ve kaybedenleri olur. Fakat İran Savaşı ile bu iş tahammül sınırlarını aşmış, küresel ekonomik refah açısından tahripkâr boyutlara ulaşmıştır." Artık dünya ekonomisi savaşın gerçek cephesi haline gelmiştir. Türkiye neredeyse son 15 yıllık dönemde, hem içeride hem de sınırlarının yanı başında çoklu krizlere karşı dayanıklılığını artırmaya, toplumsal direncini korumaya çalışıyor.
Beş yıla yakın devam eden Ukrayna- Rusya savaşı, İran-ABD/İsrail savaşı, İsrail soykırımı, Suriye iç savaşı, Akdeniz'de Türkiye'ye karşı zaman zaman yükseltilen ve sertleşen güç mücadelesi, DEAŞ; FETÖ, PKK başta olmak üzere terör örgütleri ile yıllardır devam eden mücadele, özellikle kriz dönemlerinde Türkiye'ye yönelik etkisi yüksek ekonomik müdahaleler gibi tüm krizlerle Türkiye çok boyutlu mücadele ediyor.
Kuzeyinde, doğusunda ve güneyinde, dünyanın şu an en büyük savaşları devam ederken, Türkiye istikrarını koruyabiliyor. Sınırlarının çok ötesindeki savaşlardan dolayı dünyanın birçok ülkesi enerji ve tedarik krizi yaşarken, şu an Türkiye'de enerji ve tedarik krizi yaşamıyor.
Bugün Türkiye, izlediği rasyonel dış politika tercihi ve pratikleri ile bu savaşların dışında kaldı. Ekonomik sorunlar yaşansa da, toplum dirlik ve düzen halini devam ettirebiliyor. Dolayısıyla, "güvenli liman" ya da "istikrar adası" tespiti sıradan bir söylem değil. Bu tespitin sahici ve reel bir karşılığı var.
Türkiye uzun süredir sınırlarının hemen yanında devam eden büyük savaşların etkisini yönetebildiği için toplum olarak belki de tehdidin ve savaşların etkisini tam olarak idrak edemiyoruz. Ya da savaş düzeni normalleştirildiği ve istikrar ve düzen devam ettiği için sanki bu savaşların yıkıcı etkilerinin Türkiye'yi o kadar da etkilemediği gibi bir haletiruhiye içindeyiz.
Siyasal meseleleri ve ekonomik sorunları tartışırken bir Kuzey Avrupası rahatlığı ile savaşın etkilerini ele alabiliyoruz. Hâlbuki şu an devam eden dünyanın en büyük iki savaşının kesişme coğrafyasındayız.
Daha da somutlaştırsak, siyasal ve yönetsel istikrarın korunabilmesi ve krizlerin yönetilebilmesi nedeniyle, sanki bu durum olağanmış ve ülke her koşulda aynı sonuçları üretecekmiş gibi bir normalleştirme eğilimi içindeyiz.

5