Kalıcı barışa ulaşmanın önündeki engeller
ABD-İran ateşkesi kırılgan, İsrail'in sabotajı devam ediyor; peki Türkiye'nin arabuluculuk çabası bu çatışmanın donması için yeterli olabilir mi?
Yazar, ABD-İran arasındaki geçici ateşkesin İsrail'in müdahaleleri ve açıklanmayan şartlar nedeniyle kalıcı bir barışa ulaşmaktan uzak olduğunu savunuyor. Yazarın temel argümanı, İsrail üzerinde baskı oluşturulmazsa çatışmaların belirli periyotlarla devam edeceği; bu nedenle İran'ın Hizbullah'ı yalnız bırakamayacağı ve elde ettiği Hürmüz Boğazı kazanımından vazgeçmeyeceğidir. Ancak, Trump'ın çabuk bitirmek istediği savaşı müzakerelerde "zafer" olarak sunmak için tüm taraflar maksimalist duruş sergilemeye devam edecekse, gerçek barışa ulaşılabilir mi?
ABD ile İran arasında geçici bir ateşkese varıldı. Ancak, geçici ateşkes sonrası yapılan tutarsız açıklamalar, taraflar arasında var olan güvensizliği azaltmak bir yana daha da derinleştirdi. 10 maddelik İran ve 15 maddelik ABD planının içeriği medyada yer alsa da taraflar resmi olarak planın çerçevesini tam olarak açıklamadılar. Hatta, ateşkesin "sözlü" olarak sağlandığı haberleri İsrail tarafından dolaşıma sokuldu bile. Dolayısıyla, açıklanmayan maddeler üzerinden ateşkesi kırılgan hale getiren karşılıklı restleşmeler devam ediyor.
Ateşkes çerçevesinin kapsamı tartışmalı, uygulaması dağınık ve siyasi anlamı ihtilaflı olduğu için kalıcı bir barışa ulaşmanın hiç de kolay olmayacağı aşikâr.
İran'ın ABD'ye derin güvensizliği devam ediyor. Ateşkes müzakerelerinin içinde olduğu halde, İsrail baskısından dolayı geçici ateşkesin üzerinden saatler geçmeden ABD tarafı, ateşkesin "Lübnan'la bir ilişkisi yok" açıklamasını yaptı. Müzakerelerin içeriğini bir arabulucu olarak bilen Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, çarşamba sabahı erken saatlerde Lübnan'ın da anlaşmaya dahil edildiğini açıklamıştı.
ABD'nin savaştan çıkmak istediği biliniyor. Hatta savaşı durdurmak için neredeyse Hürmüz Boğazı'nın açılmasına bile razıydı. Ancak, İsrail'i dizginleyemediği için müzakerelerde zorlanıyor. İsrail'in, savaşı devam ettirmek için her türlü sabotajı yapacağı en baştan belliydi. Lübnan'a saldırıları devam ettirerek kolayca bu sabotajı sürdürecek. Hem İran tarafı hem de ABD bunu biliyor.
İran, Lübnan başta olmak üzere ateşkesin bölgesel çapta olmasında ısrarlı. Zaten kalıcı bir barış için, kendisine saldırılmayacağı garantisini en başta masaya koymuştu. İsrail'in Lübnan'a saldırılarının devam ettiği bir denklemde, İran ateşkesi sürdüremez. Çünkü, İran adına savaşan Hizbullah'ı kendi haline bırakamaz. Bırakırsa vekâletleri üzerinde önce güven kaybı, ardından da kontrolünü kaybeder. Bu da İran açısından direniş hattının parçalanmasını beraberinde getirir.
İran adına savaşa dahil olan Hizbullah'ın İsrail karşısında Lübnan'da yalnız bırakılması, İran içinde de ateşkese karşı olan grupları daha da öfkelendirir.
İran, savaş öncesi kendisinin bile tahmin etmediği bir şekilde, Hürmüz Boğazı kozu ve Körfez ülkelerine saldırarak yeni bir caydırıcılık eşiği keşfetti. İran bunu büyük bir kazanım olarak gördüğü için, müzakereleri daha özgüvenli ve maksimalist bir yerde durarak yürütüyor. Dolayısıyla da, savaşta elde ettiği özellikle Hürmüz Boğazı kazanımından vazgeçmemek için direniyor. Hatta, Hürmüz Boğazı'nda elde ettiği bu kazanımı yeni bir statüye kavuşturabilirse, savaşta karşılaştığı yıkımdan daha hızlı toparlanacağını öngörmesi normal.
Önce ateşkesin devam etmesi, ardından da kalıcı bir anlaşmaya varılmasının önündeki en büyük en büyük engelin İsrail olduğunun ABD tarafı da farkında. Dolayısıyla, ABD'nin İran'dan daha çok İsrail üzerinde bir caydırıcılık mekanizmasını üretmesi gerek. Ancak bu hiç de kolay değil. Daha somut bir ifadeyle ABD'nin, İran'dan önce İsrail ile bir anlaşmaya varması gerek.

8