İstikrarın stratejik değeri

Nebi Miş
Bugün
2

Bir önceki gün Kabine toplantısı sonrası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, "Türkiye belirsizliğin arttığı, insanlığın yön arayışının hızlandığı günümüzde bölgesinin en güçlü, en istikrarlı ülkesi olarak adından söz ettirmektedir" açıklamasını yaptı.
Bu konuşmanın içinde Türkiye'nin dünyadan pozitif anlamda ayrıştığı, "istikrar adası olma" durumuna da dikkat çekti.
Türkiye'de 23 yıldır istikrarlı bir yönetim olduğu için, güçlü ve tecrübeli bir liderlikle istikrarlı bir yönetimin stratejik değeri tam anlaşılmayabilir.
"İstikrar adası" ifadesi, yalnızca siyasi bir söylem ya da günlük siyasi polemik içinde kullanılan bir kavram olarak görülmemelidir. Ya da sadece bir siyasi pozisyon üzerinden de değerlendirilmemelidir.
Türkiye gibi, çevresi savaşlar, iç çatışmalar, devlet çöküşleri, terör tehditleri, göç dalgaları, ekonomik kırılganlıklar ve büyük güç rekabetinin çatışmaları ile kuşatılmış bir ülke için istikrarlı yönetim milli gücün en önemli unsurudur.
Son yıllarda birçok gelişmiş ülke, siyasi parçalanma, liderlik boşluğu, ekonomik durgunluk, savunma ve güvenlik açığı ve toplumsal kutuplaşma ile boğuşmaktadır.
Bugün sürekli savaş halinin yaşandığı dünyada, savunma ihtiyacı, enerji güvenliği, gıda tedariki, göç, dezenformasyon, ekonomik sorunlar, toplumsal ayrışmalar birçok ülkenin yönetim kapasitesini zorlamaktadır. Karar alma ve uygulama patrikleri kolay olmadığı için birçok ülke mevcut potansiyelini bile kullanamamaktadır.
İçinde bulunduğumuz dönemde devletlerin asıl gücü, askeri imkânlar ya da ekonomik büyüklüğün yanında, karar alma sürekliliğinde, kurumsal koordinasyonda, siyasi liderliğinde ve krizleri yönetebilme becerisinde ortaya çıkmaktadır.
Türkiye geçmişte siyasi ve yönetsel istikrarsızlığın bedelini ödemiş bir ülkedir. İnsan hafızası, geçmişi çoğu zaman nostaljik duygularla hatırladığı için istikrasızlığın kötü sonuçlarını belleğinin gerisine itme eğilimindedir. Hatta, son yıllarda geçmiş nostaljisi iktidar karşıtlığında araçsallaştırıldığı için geçmiş pozitif anlatılarla yeniden üretilebilmektedir.
Halbuki, kısa ömürlü hükümetler, parçalı karar alma mekanizmaları, bürokratik vesayet, ekonomik krizler, güvenlik açıkları ve toplumsal kırılganlık Türkiye'nin potansiyelini sınırlamıştır. Böyle olduğu için de benzer gelişmişlik düzeyine sahip ülkelerden geri kalınmıştır.
İki binli yılların öncesinin yönetim pratiği, karar alamayan, aldığı kararı uygulamayan, ekonomik krizlere açık, terörle mücadelede etkili ve bütüncül strateji geliştiremeyen ve dış politikada reaktif kalan bir Türkiye görüntüsü üretmişti.