Türkiye, Ortadoğu'nun güvenliği ve istikrarı için sonuç alıcı bir dış politika izliyor.
Bölgenin yıkıcı jeopolitik rekabetlerin ve dış müdahalelerin sahası olmaktan çıkarılması için gayret sarfediyor.
Krizlerin diplomasi ile çözülmesini, devletlerin birbirinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermesini istiyor. Her bir devletin, kendi kapasitesini güçlendirerek bölgesel istikrara katkı yapmasını önemli görüyor.
Daha somut bir ifade ile Türkiye'nin Ortadoğu'da temsil ettiği model, güçlü egemen devletlere, bölgesel sahiplenmeye, diplomasiye ve kollektif caydırıcılığa dayanmaktadır.
İsrail'in ürettiği istikrarsızlığın karşısında Türkiye, inandırıcı, güvenilir ve ayakları yere basan bir istikrar ve düzen alternatifi ortaya koymaktadır.
Soykırımcı Netanyahu'nun rahatsızlığının ve tehditlerinin altında yatan esas neden budur.
Netanyahu İsrail'in güvenliğini, komşu devletlerin zayıflığında, bölgenin parçalanmışlığında ve istikrarsızlığında ve sınırsız askeri hareket serbestliğinde görmektedir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın "komşu ülkeleri istikrarsızlaştırarak güvenlik sağlamaillüzyonu" diye tanımladığı yaklaşım tam olarak budur.
İsrail'in rahatsızlığını artıran güncel nedenlerden biri, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın temsil ettiği düzen fikridir. Anlaşma, şu an için üç ülke arasında yapılsa da gelecekte diğer ülkeleri de içine alabilecek bir çekim merkezi oluşturacaktır.
Mekke Anlaşması, İsrail'in tek taraflı ve istediği zaman istediği ülkelere saldırı kapasitesinin maliyetini yükseltecek bir güvenlik ortamı üretecektir. Dolayısıyla, bölge ülkelerinin birbirinden kopuk biçimde baskı altına alınmasını engelleyecektir.
Ortadoğu'da inşa edilecek güvenlik mimarisinde Türkiye'nin yeri özellikle önemlidir. Türkiye, güçlü bir orduya ve savunma kapasitesine sahiptir. NATO üyesi, Avrupa Güvenlik mimarisinin bir parçası, Karadeniz'de belirleyici, Kafkasya'da etkili, Suriye ve Irak'ın istikrarına somut katkı veren bir ülkedir. Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan'la kurduğu hat, Ortadoğu'yu Güney Asya'ya, Körfezi Batıya bağlayabilecek yeni ticari ve güvenlik hatlarını belirlemede etkili olacaktır.
Bundan dolayı da, Netanyahu, iç siyasette Türkiye karşıtlığını siyasi bir sermaye olarak kullanmaktadır. Gazze soykırımından dolayı İsrail dünyada yalnızlaşmış, küresel sistemden izole olmuştur. İçerde mevcut yönetime tepkiler artmıştır.
Dolayısıyla Netanyahu, İsrail içindeki siyasi bölünmüşlüğü yönetmek için Türkiye karşıtlığını bir can simidi olarak kullanmaktadır. Radikal koalisyon ortaklarıyla yürüttüğü aşırılık rekabeti, Türkiye'ye yönelik tehdit dilini sürekli sertleştirmesine yol açmaktadır.
Netanyahu yönetimi, Türkiye'yi istikrarsızlaştıracak bir tuzağın içine çekmeye çalışmaktadır. Bölgesel rolünü sınırlandırmak, yeni bölgesel güvenlik mimarisinin oluşturulmasındaki etkisini kırmak ve ABD ile ilişkilerini kırılganlaştırmak istemektedir. Ebu Zuhur Hava Üssü'ne yönelik saldırının amacı budur. Zamanlaması da bu bağlamda dikkat çekicidir.
Türkiye, dış politikada hangi adımı ne zaman ve nasıl atacağının zamanını belirlemede tecrübeli bir ülkedir.
Türkiye, kuzeyinde beş yıldır devam eden ve tüm Avrupa'yı radikal bir biçimde etkileyen Ukrayna-Rusya savaşının dışında kaldı. Bu savaşın etkilerinden korundu. İran-ABD-İsrail savaşına dahil olmadı. Tüm dünyayı etkileyen bu savaşlarda rasyonel bir dış politika izledi.

15