İran'ın geleceği konusunda ABD ve İsrail aynı mı düşünüyor

Trump yönetimi, müdahale ettiği ülkelerde tamamen istikrarsızlığa sürüklenen, çökmüş bir devleti normalde istemiyor. Trump ve yönetiminden farklı kişiler, Venezuela, İran, Suriye gibi konularda bu görüşlerini daha önce tekrarladılar. Afganistan, Irak ve Libya deneyimlerinden Washington yeterli dersi aldı. ABD müdahalesi ile çökmüş devletler, ABD'nin çıkarlarını güçlendirmek yerine, yeni güvenlik boşlukları üretti.
Trump, kendisine müzahir olmayan ve Çin ile iş tutan yönetimleri, vergi artışı ile cezalandırma, yaptırım, baskı ve güç kullanarak dönüştürmek istiyor. Ama çökmüş bir devletin kendine yaramayacağı konusunda rasyonel.
Bu bağlamda, İran konusunda da Trump, İran'ın nükleer programının yok edilmesi, vekil güçlerinin tamamen işlevsizleştirilmesi, füze ve savunma sisteminin İsrail'e tehdit oluşturmayacak bir düzeye çekilmesini istiyor. Bunun yanında, rejim ya da aktör değişimi üzerinden ve zayıflatılmış bir İran'ın dış politikada davranış değişikliğine gitmesini istiyor. Zayıflatılmış ama ABD ile iş tutan bir pozisyonda olmasına razı.
Çünkü ABD açısından İran meselesinin, İsrail güvenliği ile sınırlı olmayan tarafları var. Körfez güvenliği, enerji piyasalarının istikrarı, küresel ticaret yolları ve bölgesel güç dengesi Washington'un hesaplarında belirleyici bir mahiyet arz ediyor. Bu bağlamda, çökmüş ve uzun dönemli istikrasızlığa sürüklenen İran, ABD açısından da yeni jeopolitik riskler ortaya çıkaracaktır.
İsrail ise bölgede ABD ile ilişkileri pozitif olsa bile güçlü devlet istemiyor. Bölgenin tamamen istikrarsızlaşmasına yatırım yapıyor. Suriye, Lübnan, Irak, Yemen gibi ülkelerin yıllardır istikrarsız ve çökmüş olmasından en fazla istifade eden ülke İsrail.
İsrail ve İran birbirlerini varoluşsal bir rakip olarak görüyorlar. Saldırı başlamadan önce müzakere masasında ABD'nin ortaya koyduğu tüm şartları İran kabul etse de İsrail saldıracaktı. Dolayısıyla İsrail, ABD'nin şartlarını kabul etmiş, hatta rejim değişikliği ile dış politikada davranış değişikliğine gitmiş bir İran'ı bile istemiyor. İran'ın tamamen bir iç savaşla bölünüp, parçalanıp çökmüş bir şekilde istikrarsızlaşmasını istiyor. Daha açık bir ifadeyle İsrail rejim değişikliğini bile yeterli görmüyor
İran'ı çökmüş bir devlet haline getirecek senaryolardan biri, içerde farklı etnik ve dini gruplarının iç savaşa başlamasıdır. Bu bağlamda, Kuzey Irak'ta Talabani ve Barzani ile görüşerek İran Kürtlerinin ayaklanmaya ve rejime karşı savaşmaya yönlendirilmesi aslında bir İsrail planıdır.
Bu bağlamda paranteze alarak belirtmek gerekir, son yüzyıldır Ortadoğu'da bölge dışından farklı güçlerle iş tutan ve kendini kullandırtan hiçbir etnik ya da dini grup iflah olmamıştır. İsrail'in çıkarları için hareket eden yapılar, bundan en fazla kendileri zarar görecektir. Kürtler bu tuzağa düşmemelidir.
İran, savaşın maliyetini artırmaya ve savaşı zamana yaymaya odaklanmış görünüyor. Bölgesel lojistik altyapıya yönelik dolaylı saldırılar ve maliyetin dışsallaştırılması hedefi bu yaklaşımın bir parçası. Bu stratejinin temel amacı da İsrail'in hava savunma stoklarını aşındırmak, ABD'yi daha geniş bir bölgesel maliyetle karşı karşıya bırakmak ve küresel enerji piyasaları üzerinden uluslararası baskıyı artırmaktır.