Yazı, ABD-İran müzakerelerinin ikinci turuna giden süreçte her iki tarafın da barış istediğini ancak iç kamuoyu baskısından dolayı sert duruş sergilediklerini savunuyor. Müzakereleri zorlaştıran asıl dinamik, tarafların diplomasi masasında 'zafer' kazanma ihtiyacı ve bu nedenle anlaşmada muğlak hükümler bırakma eğilimidir. Peki, açık uçlu anlaşmalar gerçekten barış getirebilir mi, yoksa sadece çatışmanın başlamasını erteler mi?
Savaşın ne zaman biteceğini, tüm dünya gibi, Trump da bilmiyor. Geçici ateşkesin süresinin dolmasına az kaldı. İlk tur görüşmelerden bir sonuç çıkmadı.
ABD ve İran, ilk tur görüşmelerde birbirlerinin pozisyonlarını, kırmızı çizgilerinin neler olduğunu, hangi başlıklarda esneyebileceklerini gördüler. Hem ABD hem de İran, savaşın sonlanmasını istiyor. Müzakerelerin devamından yanalar. Bunu her iki taraf da açıkça söylüyor.
Ancak hâlâ "anlaşma noktasından" uzaktalar. İran, müzakerelere devam etse de diplomasiye güvensizliği devam ediyor. Trump'ın aynı konuşmanın içinde bile bir biri ile çelişen ve "İran teslim oldu" minvalindeki açıklamaları, müzakereleri kolaylaştırmaktan daha çok, İran'ın "güvensizliğini" derinleştiriyor.
Özellikle ABD'nin müzakerelerde zorlayıcı diplomasi olarak kullandığını iddia ettiği, deniz ablukasını başlatması, yaptırımlara yeni başlıklar eklemesi ve bölgedeki askeri varlıklarını tahkim etmesi, İran tarafının müzakerelere yönelik şüphesini ve güvensizliğini somutlaştıran yeni unsurlar.
İran, savaşın seyrini Hürmüz Boğazı kozuyla belirlediği için, müzakerelerde de diğer başlıklarda kendi lehine bir sonuç çıkması için en önemli pazarlık kozu olarak yine Hürmüz olacak.
İkinci tur müzakerelerin başlaması durumunda, nükleer programın geleceği ve Hürmüz Boğazı görüşmelerin ana kilit noktasını oluşturacak.
Müzakereleri zorlaştıran önemli dinamiklerden biri iç kamuoyları. Trump, sahada tam üstünlük sağlayıp "zafer kazandım" diyebileceği bir durum ortaya çıkmadığı için müzakere sonuçları üzerinden bir zafer ilanı yapmak istiyor.
Daha müzakereler sonuçlanmadan, kamuoyunu zafer anlatısına hazırlamak istiyor. Trump'ın "mutlak zafer" ilanı stratejisi, İran'ın müzakereleri bir mücadele yöntemi olarak kullanmasını kolaylaştırıyor. Sahada kazanmadığını masada vermeyiz yaklaşımıyla hareket ediyor. İran zafer anlatısını, "düşman hedefine ulaşmadığında bu yenilgidir" düsturu ile çerçeveliyor. Bu iki bakış açısı da barış sürecine hizmet eden yaklaşımlar değil.
İran tarafı da iç kamuoyunu konsolide tutmak için müzakerelerde sert söyleme devam ediyor. Büyük ihtimal Dışişleri Bakanı Erakçi'nin Hürmüz Boğazı'yla ilgili açıklamalarının, Devrim Muhafızları'na yakın unsurlar tarafından eleştirilmesi, sadece bir koordinasyon eksikliği değil. Bu açıklamalar, Hürmüz konusunda rejim içinde görüş ayrılıklarına yorumlanabileceği gibi, iç kamuoyunda müzakerelere mesafeli, sertlik yanlısı grupları teskin etmek için de yapılmış olabilir.

4