Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkmenistan'da Rusya Devlet Başkanı Putin ile uzun bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşme ile ilgili gazetecilerin sorduğu bir soruya "barış uzakta değil, onu görüyoruz" cevabını verdi. Erdoğan'ın bu açıklamasını, temenninin ötesinde, müzakere zeminlerinin artık olgunlaşmaya başladığına ve sona yaklaşıldığına dair bir tespit olarak okumak mümkün.
Çünkü görüşmeye ilişkin İletişim Başkanlığı'nın, "Ukrayna-Rusya Savaşı'nda kapsamlı barış çabaları değerlendirildi" açıklamasından da, iki liderin bu konuyu derinlemesine ele aldığı anlaşılıyor.
Yine bu okumayı güçlendiren bir husus, Putin ile görüşmesinin ardından konu ile ilgili Trump ile de bir telefon görüşmesi yapacağını belirtmesidir. Bilindiği gibi, müzakereler çok aktörlü, çok taraflı bir şekilde devam ediyor. Müzakereler, tarafların kırmızı çizgilerinde ne kadar esneyeceğinin test edildiği kritik bir diplomatik aşamaya geldi.
ABD'nin öncülük ettiği barış çerçevesi, savaşı hızla durdurmayı hedeflerken, Ukrayna'dan ciddi toprak ve egemenlik tavizleri beklenmektedir. Avrupa ve Ukrayna tarafının, Trump planı ile ilgili Washington'a sunduğu revizyonların, Putin tarafından ne düzeyde kabul edileceği belirsizliğini korumaktadır.
Erdoğan ile görüşmesinde Putin, plan üzerinde teklif edilen revizyonlarla ilgili Moskova'nın masaya getireceği son çerçeveyi, esneme aralığını ve kırmızı çizgilerini aktarmış olabilir. Bu bağlamda, Rusya'nın yeni pozisyonunun Türkiye üzerinden de iletilmesi ihtimal dahilinde.
Zelenski dün Berlin'e gitti. Bugün, ABD özel temsilcileri (Steve Witkoff, Jared Kushner) ve Avrupalı liderlerle ülkesinin pozisyonunu bir kez daha müzakere edecek. Zelenski görüşme öncesinde, "Batı'dan güvenlik garantileri karşılığında NATO askeri ittifakına katılma hedefinden vazgeçtiğini" söyledi.
Atılan bu adım, Rusya'nın savaşı başlatma gerekçelerinden birinin kabul edildiği anlamına geliyor. Bu, Ukrayna için de zor bir dönüm noktası. Çünkü NATO'ya katılma Ukrayna anayasasında yer alan bir hedefti. Müzakerelerde, ABD ve Avrupa'nın bazı ülkeleri, NATO üyelik hedefinden Kiev'in vazgeçmesini açıkça belirtmişlerdi.
Ukrayna, bu yeni pozisyonunda, "güvenlik garantilerinin yasal olarak bağlayıcı olmasını ve ABD Kongresi tarafından desteklenmesini" istiyor. Almanya, Fransa, İngiltere ve doğu Avrupa'nın bazı ülkeleri bu güvenlik garantileri konusunda istekli olacaktır. Avrupa çabalarına öncülük eden Alman şansölyesi Merz, Ukrayna'nın düşmesi durumunda Putin'in durmayacağına inanıyor.
Güvenlik garantilerinin neler olacağı ve finansmanın nasıl sağlanabileceği gibi konularda Avrupa'nın kendi içinde ortaklaşması kolay değil.

16