Türkiye, Körfez ülkeleri ve savaş

Osmanlı Devleti çöküşe doğru giderken, Araplar Batı ülkelerinin kışkırtmasıyla ayaklanmaya başladılar.

Birinci Dünya Savaşı'nda, bu ayaklanmaların sonunda, Arabistan çölleri binlerce Anadolu gencine mezar oldu.

★★★

İlk ayaklanmayı Vahabilerbaşlatır.

1806'da, Suud bin Abdülaziz Mekke'yi ele geçirir.

Ardından, Medine Suudilerin kontrolüne geçer.

★★★

1517'de Yavuz Sultan Selim'inhalifeliği almasıyla birlikte, hutbeler Osmanlı Padişahı adına okunmaya başlanmıştı.

Mekke'nin ele geçirilmesiyle hutbe ilk kez Padişah adına değil, Suud kralı adına okundu.

★★★

Suudlar,Padişah Üçüncü Selim'in başlattığı modernleşme çabalarına karşı çıkıyordu.

Padişahın,"Frenk (Avrupalı) kafirlerinin kirli amaçlarına hizmet ettiğini, yaptıklarının Allah'ın buyruklarına aykırı olduğunu" söylüyorlardı.

Bu cesareti, elbette İngiltere ve Fransa'dan alıyorlardı.

★★★

1900'lerde"Arap Milli Komitesi"adlı örgüt, Osmanlı'daki diğer unsurları da kışkırtıyordu.

Bildirilerinde şöyle diyordu.

"Araplar olarak biz, bir kez Türkler'den kurtulacak olursak, baskı altında tuttukları diğer milletler de, yani Ermeniler, Kürtler ve Arnavutlar da bağımsızlıklarına kavuşacaklardır..."

★★★

İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti'ne karşı Arapları ayaklandırırken, dini ve mezhebi hep bir araç olarak kullandı.

Şimdi de, Orta Doğu'da din ve mezhebin politik araç olarak kullanılmasında, ABD uzmanlık düzeyinde başarılıdır.

★★★

1916-1918 yıllarında, Arapları Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklandıran İngiliz casus Yarbay Edward Lawrence, başarısının sırrını şöyle açıklar:

"Osmanlı İmparatorluğu'nu Orta Doğu'da parçalama başarısını, yöredeki etnik mozaiği birbirine karşı kullanarak elde ettim."

★★★

Suudi Arabistan'ın eski İstihbarat Başkanı Prens Bandar bin Sultan, 20 yıl boyunca ABD büyükelçiliğini yaptı.

ABD Başkanı George W. Bush'a yakınlığı nedeniyle adı,"Bandar Bush" olarak anılır.

Şu itirafta bulunur:

"Biz Amerika'nın Doğu-Batı veya anti-komünizm tezlerini kullanmadık, dini kullandık."

Bu itiraf, kan ve gözyaşının dinmediği Müslüman coğrafyasında yaşananların bir özetidir.

★★★

Birinci Dünya Savaşı döneminde, Falih Rıfkı Atay, "Zeytindağı" adlı kitabında:

"Biz Kudüs'te kirada oturuyoruz. Halep'ten bu tarafa geçmeyen şey, yalnız Türk kâğıdı değil ne Türkçe ne de Türk geçiyor...

Türkleşmiş hiçbir Arap görmedikten başka, Araplaşmamış Türk'e az rasgeliyordum... Suriye, Filistin ve Hicaz'da: 'Türk müsünüz, sorusunun birçok kereler cevabı 'Estağfurullah!' idi..."

Koca İmparatorluğun çöküş öyküsünün acı bir gerçeğidir, bu satırlar...

★★★

Oysa...

Araplar, Osmanlı yönetiminde el üstünde tutulurdu.

İkinci Abdülhamit dönemi bu açıdan ibret vericidir...

Sultan Abdülhamid, Saray'da Arapları en yüksek makamlara yerleştirdi.

Osmanlı Devleti'ni, "Türk-Arap İmparatorluğu" hâline getirmeyi bile düşündü.

Sultan, Arapları diğer milletlere göre daha üstün görür ve "necip millet" olarak tanımlardı.

Arap vilayetleri, 'birinci sınıf vilayet' kabul edilirdi.

★★★

1806'daÜçüncü Selim'ikafirlikle suçlayanVahabi Suudlar'ın, bugünkü durumunu merak ediyorsunuz...

1924'ten bugüne, önce İngiltere'nin daha sonra ABD'nin sözünden çıkmayan, en sadık ülkelerden biri oldu...

★★★

27 Mart 2026'da ABD Başkanı Trump, canlı yayında Suudi Arabistan Veliaht Prensi hakkında bakın ne dedi:

"Bana yaltaklanacağını hiç düşünmemişti, gerçekten düşünmemişti. Şimdi ise, bana iyi davranmak zorunda. Bana iyi davranması lazım."