Ölseydi, karneden fotoğrafı silinir miydi

Müslümanlar, yüzyıllar boyu dünyadaki en büyük askerî ve ekonomik gücü temsil etti.

Dokuzuncu ve on ikinci yüzyıllar arasında İslam Dünyası, Bizans'ın ilerisindeydi.

Farabi, El Harezmi, Ömer Hayyam, Al-Razi, Al Ravendi, İbn-Sina, İbn-Rüşd gibi filozoflar ve bilim insanları yetişti.

İslam dünyası, bu dönemde altın çağını yaşadı.

Bilim ve sanatta, insanlık tarihindeki en büyük başarılara imza attı.

★★★

Osmanlı Devleti, İslam coğrafyasında yaşamış olan İbn-Sina ve İbn-Rüşd düzeyinde tek bir filozof ve bilim insanı çıkartamadı.

Haremlerle, saray oyunlarıyla, iktidar mücadelesi ile uğraşırken uygarlığa gözünü kapadı.

600 yıl boyunca bilime ve felsefeye geçit vermedi.

★★★

Avrupalılar bilim, sanat ve teknolojide büyük gelişmeler sağlarken…

Müslüman dünyasında, kâfir icatlarını öğrenmenin veya kâfir öğretmenlerden ders almanın dinen caiz olup olmadığı tartışıldı.

18'inci yüzyıla kadar, yalnızca Frengi hastalığı ile ilgili sadece bir kitap Avrupa dillerinden Ortadoğu dillerine çevrildi.

★★★

Osmanlı Devleti, 1606-1699 yılları arasında Duraklama Dönemi'ni yaşar.

Bu dönemin en önemli özelliği, gelirlerin azalması ve saray masraflarının artmasıydı.

Bu yıllarda merkezi otoritede, orduda, sosyal ve ekonomik alanda çürüme yaygınlaşır.

★★★

Dönemin düşünürü Koçi Bey, Padişah Dördüncü Murat'ın isteğiyle, 1631 yılında Osmanlı Devleti'nin kötüye gidiş nedenlerini içeren gerçekçi bir rapor hazırlar.

Tarihe Koçi Bey Risalesi olarak geçen raporda, Osmanlının çöküşüne neden olan gerçekler şunlardı:

Adam kayırmacılık, rüşvet, liyakat sisteminin çökmesi ve yozlaşma...

★★★

Dünyanın en değerli toprakları üzerinde kurulu, beş milyon kilometrekareye hükmeden koca Osmanlı, işte bu yüzden çöker.

Sevr Antlaşması'yla 150 bin kilometrekarelik alana, Anadolu'ya sıkıştırılır.

★★★

Ve Millî Mücadele Kahramanı, Mustafa Kemal tarih sahnesine adımını atar.

Türk İstiklal Savaşı'yla Sevr'i çöpe atar.

Avrupa sömürgeciliğini sona erdirir ve modern bir devlet kurar.

★★★

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Atatürk'ün stratejik öngörüsü sayesinde laikliği bir ilke olarak kabul eder.

Diğer Müslüman ülkelere örnek olacak şekilde Türkiye modern, çağdaş bir yapıya kavuşturulur.

★★★

Atatürk'ün "laik demokrasi" sisteminde, akılcılık ve bilim ön plandadır.

Biat kültürü değil, sorgulama kültürü gelişmiştir.

★★★

Batı ile Müslüman ülkeler arasındaki temel fark şudur:

Batı'da, demokrat yöneticiler çoğulcu bir yaklaşım sergilerler.

Müslüman ülkelerde ise diktatör ve otoriter yöneticiler, gücünü kurumları güçlendirmek için değil, tersine iktidarını pekiştirmek için kullanırlar.

Ve zamanla, köklü kurumları çöküşe sürüklerler.

★★★

Mesela…

Güney Kore ve Kuzey Kore aynı coğrafyada.

Ama politik, ekonomik ve sosyal açıdan birbirinden çok farklı.

Birinde refah ve özgürlük, diğerinde baskı ve yoksulluk var.

★★★

Japonya, deprem coğrafyasında.

Oysa, depremlerde en fazla can ve mal kaybı Japonya'da değil.

Çünkü, Japonya gibi ülkelerde sorgulanan, hesap veren, denetlenen sistem hüküm sürüyor.

★★★

Demek ki, coğrafya kader değil.

Diktatör ruhlu yöneticiler ile otoriter liderlerin yönetiminde, biat kültürü kökleşir.

Ve liyakat sisteminin yerini alır.

Çıkarı uğruna, toplumu yanıltan "sözde aydın"lar mantar gibi çoğalır.

Attila İlhan'ın dediği gibi:

"Bizim aydınlarımızın önemli bir kesimi kesinlikle cahildir… Büyük bir kısmı, inanışlarından önce menfaat peşindedirler..."