33 yıl (1876-1909) padişahlık koltuğunda oturan İkinci Abdülhamit döneminde, 1 milyon 592 bin 806 kilometrekare toprak kaybedilir.
Bugünkü Türkiye'nin yaklaşık iki katı...
★★★
İkinci Abdülhamit yıllarında, Medrese el üstünde tutuluyordu.
Vatanı düşmandan koruyacak subayların yetiştiği Harp Okulu da, bir tehdit olarak görülüyordu.
Medresenin Harp Okulu'ndan, akıl ve bilimden üstün tutulduğu bu dönem, Osmanlı Devleti'nin çöküşünü de hızlandırıyordu.
★★★
1912'de Balkan Devletleri, Osmanlı Devleti'ne karşı bir cephe oluşturur.
Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ arasında Balkan birliği kurulur.
Bu birlik, Rusya'nın eseridir.
★★★
Balkanlarda bu önemli gelişmeler olurken, Osmanlı iç çekişmelerle uğraşmaktaydı.
Kendisine karşı oluşturulan cephe yerine, iç cepheyle çarpışıyordu.
★★★
Öyle ki...
Dışişleri Bakanı Asım Bey, 15 Temmuz 1912'de Mebusan Meclisi'nde yaptığı konuşmada, "Balkanlardan vicdanım kadar eminim" diyordu.
Diyordu ama...
90 gün sonra Balkan devletleri savaş ilan edecekti.
İşte bu atmosferde, 17 Ekim 1912'de Birinci Balkan Savaşı başladı.
★★★
Osmanlı'da öyle bir bilgisizlik ve ilgisizlik fırtınası eser ki...
Sırbistan Osmanlı Devleti'ne karşı kullanmak için Avrupa'dan aldığı silahları Avusturya'dan geçiremeyince, Osmanlı Devleti'nden aldığı izinle Selanik'ten Belgrad'a taşır.
Bu işlemi birkaç kez yapar.
Yeni Osmanlı Kabinesi de, bu atmosferde 65 bin kadar askerin terhis edilmesine karar verir.
★★★
Balkan Savaşı yenilgisinin siyasi tablosu, işte budur.
Ama asıl büyük utanç lekesi Osmanlı ordusunda yaşanır.
★★★
Rahmi Apak, İkinci Abdülhamit döneminde, Balkan ve İstiklal Savaşı'nda görev yapan bir subaydır.
"Yetmişlik Bir Subayın Anıları" adlı kitabında şöyle diyordu:
"Bir yerde, küçük bir sırt üstünde yedi sekiz subayın daire şeklinde bir şeyler yaptıklarını gördüm... Subaylardan birisi Kur'an'ı ortasından bir iple bağlamış, bu ipe bir anahtar geçirmiş, mukaddes kitabı çeviriyor sonra bırakıyor...
Kitabı çeviren subay:
'İşte, kitabın gösterdiği istikamet. Bizim için hayırlı olacak istikamet burası, yani Loşna istikameti. Cavit Paşa'nın bulunduğu yer' dedi.
Meğerse bu subaylar, yarım saatten beri hangi istikamete gidilmesi gerektiğini tartışmışlar...
Kur'an falına başvurmaya karar verilmiş. Sonuçta, bu gruptan beş subay Kur'an falının gösterdiği istikamette (Ordu Komutanı'nın emrinin tersine) yola çıktılar. Diğer iki subay da, ordunun talimatına göre Fiyeri'ye gitmek üzere bize katıldılar..."
★★★
7 subaydan 5'i ordu komutanının verdiği emre uymaz.
Fala göre, ters istikamete giderler.
★★★
Askerlik sanatından uzaklaşan bir ordunun geldiği durum, işte buydu...
İşte, Balkan Faciası'na neden olan ve Osmanlı'yı tarih sahnesinden silen zihniyet tam da buydu.
★★★
Yıl 1914...
Atatürk, yarbay rütbesinde Sofya'da Askeri Ataşe'dir.
"Subay ve Komutanla Söyleşi" (Zabit ve Kumandanla Hasbihal) adlı bir kitap kaleme alır.
Balkan felaketine neden komutanları ağır şekilde eleştirir.
Kitapta yazdığı bir cümle, 620 yıllık koca Osmanlı Devleti'nin çöküş nedeninin bir özetidir:
"Ordunun can damarı olup birçok geleneklere bağlı olarak gelişen ve tam olgunlaşan askeri disiplin duygularını, bugün Osmanlı Ordusu subayları içinde, gerçek anlamda görmeği istemek, insanın ruh halini bilmemek demektir."

16