Yıl 1924...
Savaştan yeni çıkılmıştı, Cumhuriyet henüz bir yaşındaydı.
Yıkılmış ve yoksul Anadolu'nun yaraları sarılmaktaydı.
★★★
Erzurum Pasinler'de, büyük bir deprem olur.
Atatürk, felaketin izlerini yerinde görmek ve halkın ihtiyaçlarını belirlemek için bölgeye gelir.
★★★
Yıkıntıların arasında, yaşlı bir köylüye yaklaşır.
Ve sorar:
"Depremden çok zarar gördünüz mü, baba"
İhtiyarın çekindiğini fark edince, tekrar sorar.
"Hükümet sana kaç lira verse, zararını karşılayabilirsin"
İhtiyar:
"Valle padişah bilir..."
Atatürk, tebessüm eder:
"Baba, padişah yok; onları siz kaldırmadınız mı"
"Söyle bakalım, zararın ne"
"Padişah bilir..."
Atatürk, bu kez kaymakama döner:
"Siz daha devrimi yaymamışsınız..."
Bu sırada, yazı işleri müdürü atılır:
"Köylere genelge yolladık Paşam."
Atatürk hiddetlenir, sesini yükselterek:
"Oğlum, genelgeyle devrim olmaz!"
★★★
Aradan yıllar geçer...
1960'larda, eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Demokrat Parti gençlik kollarındadır.
Seçim çalışmasında, İsmet İnönü için "asker kaçağı" dediklerini ve halkın buna inandığını anlatır:
"Biz İnönü'nün, asker kaçağı olduğunu söylerdik ve inanırlardı. Düşünebiliyor musunuz; adam hem paşa hem Batı Cephesi komutanı hem de asker kaçağı..."
★★★
İstiklal Savaşı'nda Atatürk'ün en yakın silah arkadaşı olan, ilk hükümetin Genelkurmay Başkanı, Batı Cephesi Komutanı, Mudanya Ateşkesi ve Lozan Antlaşması'nın kahramanı İsmet İnönü...
Ve onun asker kaçağı olduğuna inandırılan halk...
★★★
Yalanın gücü, bazen gerçeğin önüne geçer...
Tek Parti (CHP) döneminde, Kuran'ın yasaklandığı, camilerin ahır yapıldığı yalanları...
Lozan'ın yüz yıllık olduğu ve gizli maddeler içerdiği...
Harf Devrimi'yle, bir gecede cahil bırakıldığımız masalı...
Osmanlı'yı Atatürk'ün yıktığı saçmalığı...
27 Mayıs 1960'ı İsmet İnönü'nün yaptığı iftirası...
Aradan onlarca yıl geçmesine rağmen, hâlâ alıcı bulabiliyor.
★★★
Tarih, sadece etkili yalanları değil, çarpıcı gerçeği de kaydeder.
Dünyanın en meşru, en haklı ve en kutsal savaşlarından biri olan Türk İstiklal Savaşı zaferle sonuçlanır.
★★★
Zaferden, sadece üç ay sonra...
2 Aralık 1922...
Mustafa Kemal'in kurduğu mecliste, üç milletvekili bir yasa tasarısı verir.
Tasarıda, Meclis'e seçilebilmek için, "Türkiye'de doğmak ve bir seçim bölgesinde en az beş yıl oturmak" koşulu yer alıyordu.
Amaç, Mustafa Kemal'in meclis dışına çıkarılmasıydı.
★★★
Meclis Başkanı Mustafa Kemal, kürsüye çıkar ve duygu yüklü bir konuşma yapar:
"Saygıdeğer Efendiler...
Maalesef, benim doğum yerim, bugünkü sınırlar dışında kalmış bulunuyor. İkincisi, herhangi bir seçim bölgesinde beş yıl oturmuş da değilim. Fakat bu böyle ise, bunda benim en küçük bir kasıt ve suçum yoktur...
Eğer düşmanlar amaçlarında tam başarıya ulaşmış olsalardı, Allah korusun, bu tasarıya imza koymuş olan efendilerin de doğum yerleri, sınır dışında kalacaktı...
Ben zannediyordum ki, bu hizmetlerimden dolayı milletimin sevgi ve saygısını kazandım... Fakat bu durumumdan dolayı, vatandaşlık haklarından yoksun bırakılacağımı asla hatırıma getirmezdim.
Tahmin ediyordum ki yabancı düşmanlar, bana suikast yapmak suretiyle, beni memleket hizmetinden alıkoymaya çalışacaklardır.
Fakat hiçbir zaman aklıma gelmezdi ki, yüce Meclis'te iki-üç kişi bile olsa, aynı zihniyette kimseler bulunabilsin..."

22