Kelime mezarlığı (2)

Kelimeler bir ihtiyaçtan doğmuşsa, bu kelimelerin hayatiyeti uzun oluyor.

Fıtrî bir doğum neticesi dünyaya gelen bebek ile, hayata gözlerini sezaryenle açmış çocukların sıhhî durumları farklı olmaktaymış. Sezaryenle doğan çocukların immün sistemleri daha zayıf olduğundan, hastalıklara daha mukavemetsiz imişler. Hekimler, bu sebeple "normal doğum" yapılması, bebeğin doğum ânında fıtrî sıvıları emmesi gerektiğini söylemekteler.

Kelimeler de her zaman -insanlar gibi- fıtrî doğuma mazhar olmazlar. Hele Süfyaniyetin hükümfermâ olduğu coğrafyamızda.

Kimi sezaryenle, bazıları da tüp bebek yöntemiyle hayata geçirilmeye çalışılmış sözcük(!)ler, devletin resmî kuvözlerinde sun'î teneffüsle yaşatılmaya çalışılan tilcik(!)ler ve her şeye rağmen halkımızın kelime mezarlığına defnetmeye muvaffak olduğu nice cenazeler:

betke, söydeşi, tükelmek, tanmalı, ep, usul (akıl), üycük, budunbuyrumcu, uzabilig, buğulu(vapur), esenek, öğrenek(dershane), kurağ, önüt, günce(gazete), tutkuca(trajedi), dokunca (zarar), yılınç, bağlanç (din), kısıklık (zaruret), görmük, gücün(cebren), gökçeyazın (edebiyat), duyganlık (hassasiyet), yoru(mana), düzeyit (nesir), uzabilik (tarih), tüp(asıl), tansıklamak( hayret etmek)...

Bu cenazelerin defnedildiği mezarlıklardan birinin adı, "Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu" adlı betik(!)tir.( TDK1935)

Prof. Timurtaş Hoca, "Gramer kaidelerine uygun, mânâca yanlış olmayan yeni bir kelime, uydurma bir kelime değildir. Uydurma kelime, yanlış eklerle yapılan; ses, şekil veya mânâca noksan olan kelimelerdir." der ve devam eder:

"Eklerin yanlış kullanılması (fiil köküne getirilmesi gerekenlerin isim köküne getirilmesi veya aksi), mânâ ve fonksiyonlarının değiştirilmesi, başka dillerden alınması, başka dillerdekine benzetilerek yapılması gibi durumlar dışında doğrudan doğruya uydurulan ekler de görülmektedir."

Meselâ Fâzıl Hüsnü Dağlarca'ya ait şu mısrâlar:

Gece utanrı giderim

Dağlara yanrı giderim

Duyar inanrı giderim

Şiirdeki "-rı" eki (utan-rı, yan-rı, inan-rı) uydurma eklerdendir. Türkçede "-rı" diye bir ek yoktur; doğrudan doğruya şairin mâbâdinden çıkma bir uydurmadır.

***

İfratlar tefritleri doğurduğundan, yoğurdu üfleyerek yeme hesabı, bazı hassas kardeşlerimiz, usulüne uygun doğumla hayata gözlerini açan kelimelere de cephe almaktalar. Yeni Asya KÖPRÜ dergisinin 169.sayısında yer alan bir yazının başlığını fotoğraflayan bir kardeşimiz, fakire whatsApp'tan serzenişte bulunuyor: