Kelime mezarlığı (1)

Mezar sözünün, Arapça "ziyaret etmek"ten geldiğini biliyor muydunuz

"Ziyaret edilen yer" manasındaki mezar, dilimizde "Bir kimsenin öldükten sonra gömüldüğü yer, kabir" anlamında kullanılır.

Dünya nasıl kalıcı bir mekân değilse, mezar da öyledir. Önce sayılı nefeslerini tüketenler kendi mezarlarını ziyaret eder, sonra da geride kalan yakınları onların mezarlarını...

Mezar için "kabir, ebedî istirahatgâh, makber, metfen, gömüt, sin" gibi müterâdif

sözler de kullanılmakta.

"Sana ibret gerek ise / Gel göresin bu sinleri" Yunus Emre

Mezar yerine uydurulan sevimsiz bir kelimeyi ise Türk zekâsı "Ölürsem GÖMÜTüme gelme istemeem!" şeklindeki adaptasyonla tiye almıştır.

Mezarlarını ziyaret vakti genç iken gelip çatan, hayata gözlerini vakitsiz(!) yumanlar ise Yunus'un içini yakmaktadır:

"Bu dünyada bir nesneye / Yanar içim göynür özüm

Yiğit iken ölenlere / Gök ekini biçmiş gibi"

Gencecik yaşında anakkale'de şehid olan Mehmedciklerimize yakılan türküde ise kişinin özünü göyündüren, iç yakan bu hâlet "Ölmeden mezara koydular beni" mısrâına sarmalanmıştır:

"anakkale içinde vurdular beni

Ölmeden mezara koydular beni

Of gençliğim eyvah!"

Lâkin "ölmeden mezara girenler" hakikî vechesi ile Bediüzzaman'ın (ra) şu ifadesinde ifşâ edilir:

"Ey iki hayatın ruhu hükmünde olan İslâmiyet'i bırakan iki ayaklı mezar-ı müteharrik bedbahtlar!" Tarihçe-i Hayat – 85

Bu bedbahtlık, asırlardır ruhumuzu süsleyen 'iffet, hayâ ve mahremiyet' gibi mefhumların kalblerimizdeki mezarlığa gömülmesiyle cemiyete sirâyet ediyor. Kelimeleri çıplaklaşan bir toplumun, sokakları da o dehşetli âhir zaman fitnesine sahne oluyor.

Üstadın, "Kabr-i kalpten hakaik çıplak çıktı, nâmahrem olanlar nazar etmesin." sözü, âhir zaman fitnesinin bir dehşeti olarak kabirden çıkmışçasına üryan dolaşan tâife-i nisâyı -dehşetli bıçaklarıyla ehl-i imana taarruz eden şeytan kumandasındaki modern amazonları- hatıra getiriyor: