Yoğun duyguların, hüzünlü hissiyatların mevsimidir sonbahar.
Yaşlı gezegenimizin yeryüzü sayfasının güz aynasında çehrelerin değiştiği, uzaklara yolculukların, göçlerin, terhislerin, tebdillerin, ayrılıkların vedaların zamanıdır. Bu mevsimin yanakları okşayan serin rüzgârların nefesi, gördüğümüz her şeyin fânî, geçici, zail olduğunu hatırlatır... Sonbaharın acizliği çağrıştıran hasret dolu musikisinin terennümleri, düşünen kalpleri ihtizaza getirir. Yolun sonunu gösteren rüzgârın uğultusu, yaprakların hışırtısı, gri bulutlardan gökgürültüsüyle dökülen güz yağmurlarının şıpırtısı ile toprağın bereketine tevdi edilen tohumlar, ölüm, ölmek değildir gerçeği ile ahirette haşrin, yeni bir hayatın diriliş müjdeleridir.
Sonbaharda tahayyülle, tefekkürle sükûnet içinde çok şeylerin dile geldiği, söylediği, ifade ettiği zengin manalar, derin sırlar, bakir hakikatler fark edilir. Dağlarda, bağlarda yaprakların sarı, kırmızı, turuncu, mor renklerle bezenmiş muhteşem manzarası, sondan sonsuzluğa, fenadan bekaya gidişin işaretlerini hatırlatır. Adeta bütün mevcudat fasih bir lisanla tesbih eder, sessiz çığlıklarla Kudret ve Azamet Sahibi'nin, mülkündeki eserleri tanıtır, mesajları sunar, mektupları okutur, işaretleri gösterir.
Hikmet dolu güzellikler, nakışlı sanatlar, nizamlı ve intizamlı faaliyetler, nimetler, inamlar, ihsanlar, ikramlar Rabbimizi tarif eder. Ağaçların, kuşların, sineklerin, böceklerin, kelebeklerin simasındaki isimlerinin tecellisinden anlarız O'nun varlığını. Sonra paydos emriyle kafileler halinde dünyaya veda edip terhis olur, hayat ve mevt renk değiştirir, "bir an-ı seyyale bize yeter" der, yaratılış sırrına, tasarrufuna rıza ve kanaatle intisap eder peyderpey giderler... Bir an, bir sanat, bir tat, bir hatıra, bir renk ve renklerden mürekkep biteviye akan güzelliklerin içinde, hak vaki olunce matemsiz memnuniyetle, sessiz adımlarla tohumlar misali toprak perdesi altına girer kaybolurlar...
Bahar mevsimi, arzın süslü, cazibedar, âfâkî ihtişamıyla gençliği, güzelliği, zenginliği hatırlatır; sonbahar, sararmış yapraklar, solmuş çiçekler, bozulmuş bağlarıyla ahir zamanı, ikindi vaktini, güneşin batışını, durgun ihtiyarlık anlarını, ömrün nihayetindeki ölüm hüzünlerini, ayrılığın hicranlarını hatırlatır...
Üstadın vefatından sonra Barla'yı ziyaret eden Hulûsî Yahyagil Ağabey, etrafa teessürle baktıktan sonra Keçecizade İzzet Molla'nın şiirini mırıldanmış: "Bir mevsim-i bahârına geldik ki âlemin/Bülbül hâmûş, havz tehî, gülistan harâb" (Alemin öyle bir baharına geldik ki, bülbül susmuş, havuz tenha, gül bahçesi harap olmuş...) firaktan teellüm eden kalpler, her mevsimi hazan görür, her mekânı harap bulur, mahzun olur. Mazideki muhteşem baharlara, sohbetlere, uhabbetlere hasret duyar... İstikbaldeki vuslat muhabbetinin ihtiyacını, iştiyakını, sevincini, sürurunu hayal eder, teselli bulur.

3