Bahar ve güz düşünceleri

Gönül baharlara meftun, cennetâsa çiçeklerle bezenmiş, zümrüt yeşilliklerle süslenmiş baharlar istiyor ısrarla…

Baharlardan öteleri hayal ediyor, iştiyakla uzaklara uçmak istiyor. Ne çare ki ben sonbahardayım. içeklerin ve renklerin solduğu, ağaçlardan dökülmüş, sanki okunmamış mektupların arşivinde duruyorum. Güz hazanlarını yaşıyorum bütün duygularımla...

Yaşlı dünyamızın yüzünde asırlarca gelip arz-ı endam eden son bahar, beraberinde hayatın güzellikleri alıp götürmüş gibi görünüyor. "Zaman da sel dolaplarını süratle çalıştırıyor. Arz sefinesi de süratle giderken"1 sath-ı arzın yorgun yüzünde, solgun çehresinde savrulan, ölen, uçan, göçen, gidenleri gösteren kıyamet manzaraları içinde kendi dünyamın, tükenen ömrümün hikmetini, hesabını, kıyametini, haşrini düşünüyorum...

Ömür sermayesi içinde attığımız adım, yaşadığımız zaman içinde aldığımız nefeslerle dönülmez ufuklara yolculuklar var. Her tarafta göç hazırlıklarının telaşı, ayrılığın sesleri duyuluyor. Bahar faslı haşir sabahı gibiydi. Sevinç ve sürur içinde latif, hoş, tatlı, ziynetli, süslü, sanat harikası mu'cizelerle "zeminin dar sayfasında hatasız yüz bin kitabı birbiri içinde yazan bir kalem-i kudret"2 tefekkür için nazarlarımıza arz etmiş. Kâinat kitabının sayfalarında sonsuz tevhid delilleri okunmayı bekliyor. Her sayfası perdeler içinde pencereler, ufuklar, deryalar, ilimler, irfanlar, hikmetler dolu...

"...arz, kesret-i mahlukat cihetiyle ve mütemadiyen değişen yüzbinler çeşit çeşit enva'-ı zevil-hayat ve zevil-ervahın meskeni, menşei, fabrikası, meşheri, mahşeri olması haysiyetiyle..."3 son baharda arz sayfasında vazifesini bitirmiş mahlukatın sessiz yolculukları... "daire-i kudretten, daire-i ilme"4 kafilelerle geçmeleri, fenadan bakaya, zevalden nura, huzura göçmeleridir... "Hem anlarsın ki: Şu fânî masnuat fena için değil, bir parça görünüp mahvolmak için yaratılmamışlar..."5 "ve in min şey'in..." sırrıyla sürurla, şevkle her şey, "Etmekte zikr-i Hallak'ı dâim..." 6

Güz mevsimi hikmet ve rahmetle işleyen arzın yüzünde her şey nizam ve intizam içerisinde yerli yerince cereyan etmektedir. "Madem şu azîm kâinatı, mezkûr maksatlar gibi çok azîm makasıd ve çok büyük gayeler için şu surette teşkil, tertip ve tezyin etmiştir."7 Hazan mevsimi kıyametinde vazifesinden terhis olan mahlukatın vaziyetlerini Rabbimizin hikmetli tasarrufu ve icraatı olduğunu düşünmek ve güzel cihetini tefekkürle, teslimiyetle, tevekkülle görmeli ulvî hüzünlerle iltica etmeliyiz. Yoksa isyandan gelen gamlı hüzünlerle ağlayan yetimlerin olduğu matemhane-i umumî nazarıyla bakmak abestir.

Şu kâinat, Esma-i Hüsna'sıyla, nihayetsiz delilleriyle Rabbimizin kemalini zikreder ve cemalini gösterir. Bütün ilimler, fenler kâinat kitabını Hazret-i Adem'den beri mütalaa ediyor. "Halbuki o kitap, esma ve kemalât-ı İlâhiyeye dair ifade ettiği manaların ve gösterdiği ayetlerin öşr-i mi'şarını (Onda bir) daha okuyamamış..."8