Bir milletin yarını mektep sıralarında mayalanır. Devlet o sıraya ne koyarsa, elli yıl sonra meydanda onu görür.
Yani maarif, bakanlık dosyası sayılmaz. Maarif, bir medeniyetin evlatlarına bıraktığı vasiyettir.
Bugünlerde bazıları Ziya Selçuk ile Yusuf Tekin'i yan yana getirip sözde mukayese kuruyor. Görünen, mukayese gibi ancak gizlenen niyet başka. Yazımızın başlığı da niyetleri satır aralarında ele verenlerin kendi metninden devşirilmiştir.
Mesele iki ismi anlamak olsa eyvallah. Zira iki isim de bizim bakanımız, bizim değerimiz. Fakat dert, bir ismi parlatıp ötekini yıpratmak.
Son yedi seneye çakılıp kalan bu bakış, mukayese niyetinden çok hesap görme iştahını ele veriyor. O hâlde biz de son yedi seneye bakalım. Ve lakin hakkı çiğnemeden, sözü eğmeden.
Ziya Selçuk, 2018'de "2023 Eğitim Vizyonu" ile geldi. Sunumu düzgündü. Lakin kendi ağzından dökülen şu cümle, bütün vitrini dağıtmaya yeterdi.
"Talep varsa ders var. Okulda öğrenme şart değil. Az olan iyidir, üniteleri azaltacağız."
Tekrar okuyalım azizan! "Talep varsa ders var."
Bu cümle mektebin kapısına asılırsa çocuk talebe olmaktan da talip olmaktan da çıkar, piyasanın hammaddesine döner.
Selçuk dönemi, modernleşme cilasıyla yürüyen yumuşak bir kopuş hamlesiydi. Halktan uzak, mazisine mesafeli, kendi medeniyetine mahcup, batı aynasında kendini arayan bir mektep tasavvuru.
Eski devrin kaba baskıyla kuramadığını, yeni devrin "beceri", "atölye", "esneklik" diliyle kurma denemesi.
Bu boşluk ağır bedel üretti. Maarif kendi medeniyet kodunu vermeyince, boşluğu mutlaka bir başkası doldurur.
Toplumsal cinsiyet ambalajıyla dolaşan LGBT muhayyilesi de böyle gediklerden sızdı. Resimli kitaplar, değerler eğitimi kılıfına sokulan modüller, müfredat kenarlarına bırakılan mayınlı kavramlar...
Doğal olarak kapısı açık kalan zihne yabancı kundakçılar doluştu.
Baba, evladını okula bırakırken dua eder hâle geldi.
Yusuf Tekin'in çerçevesi ise "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli."
Resmî metin, millî ve manevi değerleri koruyup geliştiren, maddi gelişmeyi de bütüncül biçimde hedefleyen bir eğitim anlayışından söz ediyor.
Mehmet Akif'in Asım'ın nesli tasavvuruna kardeş.
Merkeze konulan kelimeler belli. Adalet, hikmet, merhamet, iyilik, doğruluk, çalışkanlık.
Bu kelimeler Helen'den, Aydınlanma'dan ödünç alınmış vitrin süsü değildir.
Hikmet, Hakîm olanın gölgesidir. Adalet, Âdil olanın yeryüzündeki izidir. Merhamet, Rahmân ve Rahîm'in insan kalbindeki akislerindendir.
Bir model bu kelimeleri merkeze alıyorsa yalnızca müfredat yazmaz, hâfızayı çağırır.
Hedef de açıktır. Medeniyete yalnızca uyum sağlayan çocuklar yetiştirmek yerine, medeniyet kuran bilge nesiller.
İşte bu cümle, bir asırdır kulağımıza fısıldanan "taklit et, yetiş, uyum sağla" telkinine itirazdır.
Bir paradigma kırılmasıdır.
Selçuk döneminde çocuk piyasanın müşterisi

4