Teknokutup çağında yeni Müceddid kim olacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Yapay Zekâ Eylem Planı'nı ilan etti. "Fark Et, İstifade Et, Üret, Yönet" başlıklarıyla yalnız teknik bir program değil, zamanın değiştiğine dair devlet aklının berrak bir beyanıydı.

Seksen bir ilde açılacak atölyelerden milyonlara ulaşacak okuryazarlık seferberliğine, uzman ve uygulamacı yetiştirme hedeflerinden veri merkezleri ve bulut altyapılarına kadar bütün bu hazırlıklar, Türkiye'nin yapay zekâ çağının kapısında artık misafir değil, ev sahibi olmak istediğini gösteriyor.

Ancak...

Dün matbaa ile sarsılan zihin, bugün algoritma ile imtihan ediliyor.

Dün telgrafı bidat sayanların torunları, bugün cebindeki telefonla fetva dinliyor.

Dün radyoya burun kıvıranların mirasçıları, bugün YouTube vaazlarıyla irşat oluyor.

Dünya böyle bir süratle kabuk değiştirirken, bazı Müslümanların hâlâ hakikatten zebani görmüş gibi kaçması, doğrusu hazin bir manzaradır.

Dijitalleşmeyen neredeyse yalnız biyolojik insan kaldı. O da verisiyle, dikkatiyle, mahremiyetiyle, alışkanlıklarıyla her gün biraz daha algoritmanın soğuk ve parlak avlusuna taşınıyor.

Bu eşikte soralım, bu çağın fıkhı nerede, bu çağın içtihadı nerede, bu çağın müceddidi kim olacak

Mesele dinin değişmesi değildir. Bunu söyleyen, daha cümlenin kapısından içeri girememiştir.

Din Allah'ındır. Kur'an sabittir, sünnet sabittir, tevhit sabittir, haram ve helalin kaynağı sabittir.

Fakat insanın karşılaştığı hâller değişir. Mahremiyet değişir, emek, mülkiyet, savaş, eğitim, aileyi tehdit eden vasıtalar değişir.

Osmanlı Anayasası Mecelle'de müstesna kaide boşuna söylenmemiştir, "Ezmânın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz." Yani, zamanın değişmesiyle, içtihada dayalı bazı hükümlerin değişmesi inkâr edilemez.

Bizim irfan geleneğimizde müceddid, dini yeniden icat eden adam değil dinin üzerindeki tozu silen, aslı gölgeleyen tortuları temizleyen, nas ile zaman arasındaki sahih irtibatı kuran, hurafeyi ayıklayan, aklı esaretten kurtaran kişidir yahut kadrodur.

Bugün Müslümanların bir kısmı hâlâ kendi şeyhinin iki dudağı arasından dünyayı okumaya çalışıyor.

Bir kısmı hamasi kırıntıları iman zannediyor.

Bir kısmı tarihte efsaneleşmiş bir lideri evliya mertebesine çıkarıyor, şeyhinin her sözünü nas, her işaretini vahiy gibi görüyor, onların her sözünü dinin mütemmim cüzü gibi dolaştırıyor, kendi grubunun menfaatini ümmetin maslahatı zannediyor.

Oysa Allah'ın dini, cemaat tabelalarının tapulu malı değildir.

Kur'an'ın ikazı açıktır. İnsan, din adamını rab edinmeye yalnız ona secde ederek düşmez. Onun helal dediğini helal, haram dediğini haram kabul edip Allah'ın ölçüsünü aradan çıkardığında da aynı uçuruma yaklaşır.

İnsanı put yapmak için taştan yontmak gerekmez, onun söylemini mutlaklaştırması kafidir.

Elbette tekkenin, irfan halkasının, sahih cemaat geleneğinin bu topraklara kattığı bereket inkâr edilemez. Bunu bir Müslüman yadsıyamaz. Biz de aksi iddiayla huzurda değiliz zira.