Ramazan Bayramı'nda sadece o üç saniye yeter!

Her bayram arifesinde aynı ritüel başlar.

"Şeker Bayramı mı, Ramazan Bayramı mı"

Sanırsınız ülkenin en büyük meselesi budur. Sanırsınız savaşlar bitecek, Aksâ özgür kalacak!

Oysa bayramın ne adı vardı bizim çocukluğumuzda ne de ideolojisi.

Vardı bir kapı. Çalardık, açılırdı. İçeride bir nine, elinde bir kâse akide şekeri. Cebimize bir avuç dolusu atardı, başımızı okşardı, gözleri yaşarırdı, belki kendi torununu hatırlardı, belki kendi çocukluğunu. Biz ne bilirdik.

Biz koşardık bir sonraki kapıya.

O kapının ardındaki insanın namaz kılıp kılmadığını, oruç tutup tutmadığını, Voltaire okumuş mu okumamış mı, Ali Şeriati'yi Demokles'in kılıcı gibi kullanmış mı kullanmamış mı, hiç sormadık.

Sormak aklımızdan bile geçmezdi. Bayram hepimizindi. Şeker hepimize düşerdi.

Şimdi her şeyin bir kimliği var. Bayramın bile.

Bu ülkede insanlar bayram şekeri yemenin bile hesabını veriyor. "Ateist olduğu halde dini bayramı kutlayan insan" diye bir başlık var. Düşünün!

Bir insan, annesinin, babasının, dedesinin elini öpmek için bir gerekçe aramak zorunda bırakılıyor.

Bir agnostik, kayınvalidesiyle aynı sofrada baklava yerken vicdanını sorguluyor.

Bir deist, bayram namazına gitmeyen ama çocuğuna bayramlık alan bir baba olmanın tutarsızlığıyla yüzleşiyor.

Bu ülke bayramı bile bir sınav haline getirdi.

Bir tarafta "şeker bayramı diyenler" var, sanki bir kelime seçimiyle laik cumhuriyetin temellerini savunduklarını düşünenler.

Öbür tarafta "Ramazan Bayramı diyeceksin!" diye parmak sallayanlar, sanki bir isim dayatmasıyla imanı koruma altına alacaklarını sananlar.

İki taraf da bayramı bir kimlik kartına dönüştürüyor.

Oysa bayram, tanımı gereği, sahiplenilecek değil paylaşılacak bir şey değil mi

Seküler bir arkadaş anlatıyor, "Oruç tutmuyorum. Ama bayram sabahı kalktığımda içimde bir şey kıpırdıyor ki bunun adını koymak benim harcım değil. Belki hafıza, belki alışkanlık, belki de bu toprakların bana fısıldadığı bir şey, ibadetten, teolojiden bağımsız, çok daha eski, çok daha derin bir şey. Annemi arıyorum. Sesi titriyor. "Bayramın kutlu olsun" diyor. Ben de "senin de" diyorum. O namaz kılıyor, ben kılmıyorum. O oruç tutuyor, ben tutmuyorum. Ama o telefonda, o üç saniyede, ikimiz de aynı yerdeyiz. Aynı bayramdayız."

Bunu hangi ideoloji açıklayabilir

Bunu hangi sözlük başlığı tartışabilir

Osmanlı'da bu bayramın adı "ıyd-ı fıtr"dı. Halk arasında "şeker bayramı" da denirdi, "Ramazan Bayramı" da.

Murat Bardakçı'nın hatırlattığı bir rivayete göre "şükür" kelimesi zamanla "şeker"e dönüştü. Belki de öyledir, kim bilir

Belki de bu bayramın özü şükürdür gerçekten, ama neye şükür

Oruç tutana oruç bittiği için, tutmayana hayatın bir gün daha devam ettiği için, çocuğa avucundaki akide şekeri için, anneye çocuğunun telefon açtığı için.