Önümüzdeki senenin Müslüman coğrafyada giyilecek tesettürü Paris'te belirlenmiş. Davos ve Bilderberg toplandı dünyaya ayar verdi.
Sıra defileye gelmiş. Bu sefer de kızlarımızın başörtüsüne ayar veriyorlar.
Üstelik masaya oturanların bir kısmı bizim modacılarımızmış!
Türkiye'den, Katar'dan, Endonezya'dan, Malezya'dan kalkıp Paris'e gidip orada tesettürü temsil ettiklerini sandılar.
Temsil ettikleri şey ümmetin kızlarına dikilen sezonluk bir kefendir.
Yıllar önce bir kadın yangınından söz etmiş ve aklı gitmiş, hafızası dağılmış, bedeni yatağa mahkûm olmuş bir ninenin refleksini anlatmıştım.
Erkek torunu odaya girdiğinde, o hâliyle başını yokluyordu. Örtüsü yerinde mi diye bakıyordu. Zihin çekilmişti, kelimeler eksilmişti, dünya unutulmuştu. Fakat haya kalmıştı. İman kalmıştı. Sakınma duygusu kalmıştı.
Şimdi, Paris'te tesettürün ruhuna operasyon çekildi.
Adına "modest fashion" demişler. "Mütevazı moda" diye tercüme etmişler!
Mütevazı modanın olduğu yerde mahremiyet olmaz.
Mahremiyetin olduğu yerde podyum kurulmaz.
Podyumun olduğu yerde Allah'ın emri sezonluk koleksiyona dönüşür.
Bizim mahallenin modacısı Paris'in salonuna çıkıyor, kameraların önünde poz veriyor, koleksiyonuna "ilham" diyor, tesettüre "zarafet" diyor, başörtüsüne "aksesuar" diyor, sonra dönüp İstanbul'da röportaj veriyor, "Müslüman kadını dünyaya açıyoruz!"
Açtığın dünya senin değil.
Açılan şey de kadın değil.
Bu yangının iki ayağı var. İçimizde kırıkkanatlar, dışarıdaki yılışıkkanatlara teşne olan acûzeler!
Kırıkkanat olanı, "Çağa uyalım" diyor, "Laik bir ülkeyiz, Kur'an'dan ayet çıkaralım!" diyor, "moda da bir dildir" diyor.
Yılışıkkanat ise her tuşa basıyor. Algoritmaya basıyor, fenomene basıyor, indirim koduna basıyor, kapsül koleksiyona basıyor.
Bu tablo bir moda haberi değil. Bu, kimlik operasyonudur.
Üstüne de "senin tercihin" yazıyorlar.
Tercih dedikleri şey çoğu zaman tercih ettirilmiş şeydir. Reklam öğretir; fenomen parlatır, marka kışkırtır; piyasa normalleştirir ve aile susar, hoca susar, STK susar!
Sonra hep birlikte sorarız. "Bu çocuklar nasıl bu hâle geldi"
Böyle geldi.
Göz göre göre geldi.
Başörtüsü bir ambalaj değildir, bir itirazdır. Bedenin pazara ait olmadığını ilan eder. Kadının bakışa teslim olmadığını söyler.
Bu teslimiyeti podyum direğine bağlayan, teslimiyeti kirletmiş olur.
Müslüman coğrafyanın modacıları bu kadarını anlayacak idrakte değil mi
Bilakis anlıyorlar.
Mesele anlamak değil, vazgeçmek.
Para var, prestij var, davet var, yabancı basın ilgisi var ve fakat edep yok!
STK'lar nerede
Aile vakıfları nerede
Diyanet nerede
Muhafazakâr medya nerede

3