Ölü at teorisi: Batık maliyeti yönetenler

Kurumların kokuya burun kapatıp protokolle cesedi taşıması, ölü atı hızlandırmaktan farkı nedir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Türk kurumlarında sistemik olarak yapılan kötülüğün dil değiştirilmesi ve makyaj yoluyla normalleştirildiğini ileri sürer. Bunu sorumluluk almaktan kaçınan bir iradenin, gerçeği gizlemek için titiz bir söylem sistemi kurduğu argümanıyla destekler. Peki bu anlatım, kurumsal eleştiriden öte, yazarın şahsî feryada dönüşmüyor mu?

Bir mekân tahayyül edin. Dışarıdan bakınca nizam var sanırsınız. İçeri girince anlaşılıyor ki nizam zannettiğiniz şey, kokunun tertipli dağıtımından ibaret.

Ve fakat kimse havayı suçlamıyor. Herkes mendiline biraz rayiha sürüp tebdil ediyor. İfna olmuş bir şeyi idare ediyor görünmek, ıslah etmekten daha muteber sayılıyor.

Ceset taşımaya liyakat, diriltmeye ehliyetten daha mühim telakki ediliyor. Tuhaf ki cesedi omuzlayanlar, kendilerini mütefekkir sanıyor.

Kirişler un ufak olmuşken cumbayı boyayanların cüretidir asıl felaket. Tavan akarken avize kataloğu karıştıranların ciddiyet suratıdır.

Haysiyetin tabutu taşınırken protokol nizamı kuranların vakar taklididir.

İşte bizim memlekette nice mahfil böyledir. İçeride meyyit var. Fakat orada bulunan muhterem zevat, meyyitin üstüne atlas örtü çekip buna da müessese vakarını muhafaza etmek diyor.

Dakota yerlilerinin o meşhur sözü işte tam burada tokat gibi iniyor insanın suratına. Bindiğin at öldüyse ineceksin. Bu kadar.

Fakat bizimkilere bakıyorsun, at gebermiş, gözleri cam kesmiş, üstüne sinekler mevlit okuyor, bunlar hâlâ hayvana hız semineri veriyor.

Yetmiyor, yeni eyer siparişi geçiyor. Yetmiyor, kamçı ithal ediyor. Yetmiyor, bir de "sorun atta değil algıda" diye irfan taslıyor.

Bizim en büyük sefaletimiz, leş gibi bir manzarayı, birkaç tumturaklı kelimeyle müzeyyen kılıp millete satmak.

Pek mütehakkimdirler.

Pek müteşekkil görünürler.

Fakat hakikat karşısında fevkalâde mütereddit, mesuliyet karşısında acayip derecede sünepedirler. En kuvvetli tarafları, suçu havaya, zamana, zemine, personele, talihe, yıldız haritasına, merkür retrosuna atabilmeleridir.

Onların lügatinde hata yoktur, revizyon vardır. Fesat yoktur, geçiş süreci vardır. Kayırma yoktur, kurumsal refleks vardır. Ölü at yoktur, yorgun ama potansiyelli bir binek vardır.

Ne kadar latif bir madrabazlık.

Düpedüz Kahneman ile Tversky'nin batık maliyeti.

Yatırdığı itibar, harcadığı ömür, dağıttığı vaat, kurduğu klik, tuttuğu liste, elediği adam, susturduğu vicdan, yediği kul hakkı, örttüğü arıza, parlatıp piyasaya sürdüğü kofluk...

Bizim muhteris idare erbabı, cesedi taşımanın adını sadakat koyar. İnatlarını ilke diye pazarlar. Molozu muhafaza etmeyi istikrar sanır. Kabiliyetsizliği vakar, hoyratlığı disiplin, menfaati teamül, tenkidi fitne diye yaftalar.

Önce dil bozulur, sonra ölçü bozulur, insanların içindeki hayâ çekilir, sıradan kötülük, gündelik teamül olur. Haksızlık mecburiyet diye yutturulur. Ehliyetsiz adam, sadakat kisvesiyle baş köşeye kurulur. İş bilen kenara itilir. Karakter sahibi ya sürülür ya susturulur. Sonra da dönüp "niçin bereket kalmadı" diye ağıt düzülür.

Bereket, leşle aynı çatıda durmaz efendiler.

Herkes yerinde görünür ama hiç kimse yerli yerinde değildir. Her şey işlemektedir ama hiçbir şey yürümemektedir. Evrak akar, imza akar, toplantı akar, dedikodu akar, vehim akar. Yalnız hakikat akmaz.