Herkesin dili aynı menzilde; İran mı, İsrail mi
Her füzede bir ayet parçalanıyor, her analizde bir yetim susturuluyor. Pürmelali müşahede ettikçe de zihin yuvalarımda Halil Cibran yankılanıyor.
Kimse Gazze'yi konuşmuyor!
Kimse Madleen gemisini, çocuk cesetlerini, kurbanlık bakışları hatırlamıyor!
Ebu Ubeyde'nin parmağı gözümün önünde...
Doğrudan beni işaret ediyor!
Belki de seni!
Sahi, bu kadar mı kolay unutulurmuş bebek cesetleri
Bu kadar mı kısa ömürlüymüş öfkemiz, yasımız, vicdanımız
Musa'nın Kenan diyarı şimdi Siyonistlerle Persler arasında "iğfal edilmiş köleler" gibi alınıp satılıyor.
Bu çağda asâlar kırıldı da buzağılar yeniden mi doğdu
Söz namluda, sesim çıkmıyor.
Yüzyıllar önce Musa Tur'a çıktı. O yükselirken, ardında kalanlar Musa yok diye altından bir buzağı döktü.
Bugün başka bir Tur'dayız. Musa yine aramızda yok.
Bel'am, Karun, Sâmirî, Firavun ve kaybolmuş bir Hızır...
Ve ben, Cibran gibi haykırmak istiyorum.
Ey kavmim!
Sen ki Musa'nın asâsına değil, Sâmirî'nin buzağısına inanırsın.
Gazze yanarken sen İran'la İsrail'in sahnelediği savaş tiyatrosunu alkışlarsın.
Katilin kurbanla dans ettiği bu sahnede sen rolünü seyirciliğe yazdırırsın.
Sen ki Bel'am'ı kürsülere taşırsın, onun suskunluğunu hikmet zannedersin.
Oysa Bel'am, ayetleri torbasında taşır, celladına âşık olanlara pazarlıkla sunar.
Ve sen, onun suskunluğuna saygı duyarsın.
Çünkü sen sözden değil, sükûttan eminsin.
Sadece kırbaç sesi duyar kulakların, aminlerin Firavun'un gölgesindedir.
Sana bir muhkem ayet gibi inen hakikati, bir magazin başlığına çevirirler; sen yine de "faydalı bir tartışma oldu" dersin.
Vicdanın mefluç olmuş ey kavmim, muhakeme yetin felçli.
Sen ki Bel'am'ı dinleyip Musa'ya sırt dönersin. Sâmirî'nin gösterisini secde zannedersin. Karun'un parasıyla gururlanır, Firavun'un sözlerine biat edersin. Ve Hızır konuştuğunda "sus artık" dersin.
Sen ki Karun'u cömert sanırsın. Servetini sadaka, malını rahmet sayarsın.
Filistin için gala düzenleyen, infak yerine iftar menüsü paylaşan dindar burjuvazinin sofrasında oturursun.
Sen ki ümmeti kasada ararsın, kalpte değil.
Ve Karun'un altınlarını adalet zannedersin.
Sâmirî bu kez altınla değil, yayında döktü buzağıyı.
İran'ı kurtarıcı, İsrail'i sadece bir sahne süsü gibi sundu sana.
Sen gözünü açmadın.
Onlar rolünü oynarken sen "direniş başladı" dedin.
Gazze için dua etmeyi unuttun. Kudüs'ü susturdular, sen bir şey hissetmedin.
Firavun artık eski usul zulmetmiyor ey kavmim.
Şimdi sözleri yumuşak, cümleleri süslü; alkışlar eşliğinde konuşuyor.
Eskiden kırbaçla hükmederdi, şimdi alkışla.
Onu eleştirmek hâlâ yasak, ama artık yasa değil, alışkanlık susturuyor insanı.
Sen onun sembollerini değer sanıyorsun, onu sevmeyi sadakat, heykeline saygıyı olgunluk zannediyorsun.
Ve Gazze için içi yananları, "bu zamanda yeri mi şimdi" diyerek yalnız bırakıyorsun.

71