Hangi metrekareye alışacağız

Siyasetten anlamam.

Anlamaya da pek hevesim yok. Toplumda bıraktığı izin peşindeyim.

Sıradan bir sosyoloji muhibbi olarak kameramın ISO ayarını toplumdaki ışığa göre kurup, fokal mesafeyi hadiselerin üzerine getirip kısacık enstantanede fotoğraf çekmeye çalışıyorum.

Kadrajımda toplumun hafızası, şaşırma eşiği var. Dün ürperdiği manzaraya bugün ne kadar sükûnetle baktığı var.

Zira bazen bir memleketin nereye yürüdüğünü anlamak için, hangi manzaraya artık şaşırmadığına bakmak gerekir.

Bir süredir dolaşımda olan "Siyasallaşma Koordinatörlüğü" sözünün ardından, bu defa İmralı'daki cezaevi yerleşkesinde 250 metrekarelik bir konut konuşuldu.

"Villa değil, konut" diye düzeltildi. Kelime bile ince ayardan geçti.

Sadece mahkûmiyet hâliyle anılan bir ismin yanına şimdi "rol", "görüşme", "mesaj", "statü" ve "koordinasyon" kelimeleri diziliyor.

Sosyoloji tam burada omzumuza dokunuyor.

"Kelimeye bak!"

Çünkü kelime sadece anlatmaz.

Alıştırır.

Önce ismin yanındaki sıfat değişir, sonra taşıdığı yük hafifler.

İnsan farkına varmadan, hükmünü değilse bile bakışının istikametini değiştirir.

Ve hafıza, dilin açtığı bu küçük gedikten ağır ağır geri çekilir.

Öcalan'ın yeniden evlenmek istediği iddiası ortaya atıldı. Hemen ardından "Boşanmadı ki evlensin" diye eski nikâhın izi sürüldü.

Kameramın netlediği yer tam burası.

Kim ne maksatla konuşursa konuşsun, dün terör, silah ve ölüm başlıkları arasında anılan bir figür bugün evi, çalışma odası, medeni hâli üzerinden konuşuluyor.

Olmaz olmaz demeyin!

Dün "bebek katili" diye anılan kişinin, bakmışsınız yarın kadına verdiği kıymet üzerinden yeni bir portresi dolaşıma sokulmuş.

Ardından "çok okuyan Öcalan", şiir merakı, yalnızlığı, aile özlemi konuşulur.

Sonra "bilinmeyen yönleri" dosyaları açılır. Çocukluğu, gençlik hatıraları, bir öğretmeninin sözü...

Acısı henüz evin duvarlarından çekilmemiş ailelere geçmişi geride bırakmanın faziletleri anlatılır.

Teselli edenle teselli bekleyen yer değiştirmiş gibi bir manzara çıkar önümüze.

İroni bazen hakikatin birkaç adım önünden yürür.

Tam da bu süre zarfında Amedspor taraftarı "Em Hatin", yani "Biz geldik" yazılı bir koreografi açıyor.

Bu sözün sportif bir anlamı da var elbette. Fakat tribün hiçbir zaman yalnızca futbol konuşmaz.

Bağ icat etmiyorum, aynı vakitte gözümüzün önünden geçen kareleri yan yana koyuyorum.

Zira normalleşme "kabul edin" emriyle yürümez.

Önce konuşturur. Sonra merak ettirir. Gündelikleştirir. İnsanileştirir.

Nihayet olağanlaştırır.

Kabul edilebilir olanın sınırı, kimse fark etmeden birkaç santim kayar. Bir siyaset modeli "Overton penceresi"nin dediği de budur.

Kuzey İrlanda'da da böyle olmuştu. İngiltere, Sinn Fein liderlerinin sesini yayında yasakladı, Gerry Adams'ı ekranda bir aktör seslendiriyordu. On sekiz yıl sonra eski IRA komutanı Martin McGuinness Kraliçe'yle tokalaşıyordu.