Gazâlî'nin kaleminden İran'ın maskesi

Gazâlî bin yıl önce deşifre ettiği bâtınî hilenin lehçesi değişmiş ama omurgası aynı kaldığını söyleyen yazar, bugünün gençliğinin kısa videolarla inşa edilen yeni Alamut'unda aynı oyunu oynadığını iddia ediyor—peki, İsrail'e duyulan meşru öfke ile İran'ın ideolojik manipülasyonu birbirinden ayrılab

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, İran-İsrail çatışmasının derininde tarihi bir ideolojik mücadeleyi görmektedir: Gazâlî'nin bâtınîliğe karşı dört asır önce verdiği mücadele, bugün mehdici yorumlar ve velâyet-i fakih maskeleriyle yeniden canlanmaktadır. Gençliği bu manipülasyondan korumak için yalnız İsrail'e öfke duymakla değil, İran'ın sahte dava söylemiyle hakikati çarpıttığını görmekle mümkün olduğunu savunuyor—ama çatışmanın sadece bir kutup tarafından taşıdığı kötülüğü görmezden gelmek gerçekten çözüm olabilir mi?

Bugünlerde bir kitap çalışması için mukayeseli Gazâlî okumaları yapıyorum. Bâtınîlik (Masum imamlar aracılığıyla ulaşılabilecek gerçek din!) bahsine girince kendimi tozlu bir mezhep tartışmasının içinde sandım. Oysa bir anda güncele çıktım.

İran'ın İsrail'le tutuştuğu savaş ikliminin bizim gençlikte nasıl bir heyecan, nasıl bir hamaset, nasıl bir bulanıklık ürettiğine bakarken, bin yıl önce yazılmış metinlerin hâlâ kan sızdırdığını gördüm.

Demek ki bazı fitneler ölmez, kılık değiştirerek kravat takar.

Horasan'dan Bağdat'a uzanan haritada Selçuklunun kılıcı parlıyordu. Fakat dağ başında Alamut kalesinin ışıkları da ortalığa saçılıyordu. Kimileri bu kaleyi taştan bir mukavemet abidesi sandı. Oysa asıl kale taştan değil hin bir akıldan kurulmuştu.

Kalede elinde hançer, dilinde tevil, kalbinde kin Hasan Sabbah vardı. Gündüz çarşıda gezen fedailer gece devletin boğazına sarılıyordu. Nizamülmülk'e inen darbe bir insana değil, bir nizama indi.

Bir adam daha dağa tırmandı ama fedai toplamadı. Şifreli fırka kurmadı. Yazdı. Yazdı. Yazdı... Tabii dijital platformunda da dizisi var, Hüccetü'l İslâm Gazâlî.

Gazâlî, Bâtınîlik için açıldıkça içinden başka bir yalan çıkan bir matruşkadır teşhisini koydu.

Önce Kur'an'ın zâhiri var bâtını var dediler. Sonra anlamak için anahtar lazım dediler. Sonra da anahtarın kendi ellerinde olduğunu söylediler.

Bir kat içeri girdin, "her dinde benzer hikâyeler var" dediler.

Bir kat daha girdin, "hükümler remizdir" dediler.

En dipte asıl bilet kesildi ve "hiçbir şey sabit değildir, her şey yorumdur, her şey mübahtır" dediler!

Gazâlî yalnızca bir fırkayı tokatlamadı. Bir yöntemi yakaladı, bir hileyi deşifre etti.

Din diye dolaştırılan şeyin, dini içerden çürüten bir kurtçuk olduğunu gösterdi. Meseleyi mezhep kavgası diye okumadı. Ahlâkî çürüme diye, bilgi suikastı diye, kulun Allah ile arasına yeni bir imtiyaz sınıfı sokma girişimi diye okudu.

Bilgiyi bir zümrenin cebine koyarsan halk kendi dinine kiracı olur. Bâtınîlik tam buydu, zihin eşkıyalığıydı.

"Masum imamı" peygamberin üstüne bindiren aklı aşağı indirdi. Masumiyetin kapısını kapattı.

"Masum olan peygamberdir" dedi.

"İnsanı masumiyet zırhına sokup ümmetin üstüne süremezsin!" dedi.

"Dinin anahtarını seçkinler kulübüne veremezsin!" dedi.

"Zahiri küçümseyip bâtını saltanat tahtına oturtamazsın!" dedi.

Şimdi bugüne bakalım.

Organize terör çetesi İsrail ile İran arasındaki kavga dışarıdan bakana iki devletin bilek güreşi gibi görünüyor. Oysa iki uçtan aynı oyunu oynuyorlar.

Biri Yahudiliğin mesihçi yorumundan medet umarken öteki Şiîliğin mehdici yorumundan umuyor.

Bugün Tahran'dan gelen sese iyi bakın. Hasan Sabbah'ın sesi yankılanıyor. Kıyafet değişmemiş ama lehçe değişmiş. Sloganlar güncellenmiş fakat omurga aynı.