Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!

Bir toplum, kötülük arttığı için değil, iyilik değer kaybettiği için bozulmaya başlar.

Dürüst insana "saf" denir.

Hakkını sırayla bekleyene "beceriksiz" denir.

Harama el uzatmayana "hayattan anlamıyor" denir.

İşte o zaman vicdan, kendi evinde yabancı kalır.

Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı'nın "Toplumsal Çürümeyi Kabullenmiyoruz" çağrısını okumayan kalmadı herhalde.

Bu çağrıyı okuyunca hemen kaleme sarılmadım. Önce toplumda nasıl karşılandığını görmek istedim. Mukayeseli okumalar eşliğinde derinlemesine bir tarama yaptım. Vakfın geçmiş çalışmalarıyla devlete mesafesini ölçmeye çalıştım.

Nurettin Topçu, İsyan Ahlakı kitabında ahlaklı insanı, kötülüğe alışan ve kalabalığa uyan değil, kötülüğe itiraz eden insan olarak tarif eder.

Vakfın sesi de böyle bir ses. Kimseye düşmanlık değil, kötülüğe alışmayı reddetmek.

Bu uyarı hepimize!

Onu devletin kapısına bırakıp evine rahat dönen, kendi payını görmezden gelir.

"Herkes yapıyor" diyerek hatayı küçültenlerde, gördüğü yanlışa susanlarda da vebal vardır.

Bunu en önce çocuklar fark eder.

Biz çocuğa "dürüst ol" deriz. Ama çocuk sözümüze değil, hayatımıza bakar.

İmam Gazâlî bu gerçeği şöyle anlatır. "Çocuk, anne babasının yanında bir emanettir. Onun temiz kalbi, işlenmemiş kıymetli bir cevher gibidir. Kendisine yapılan her nakşı kabul eder."

İbn Haldun da aynı şeyi söyler. "İnsan, tabiatının ve mizacının değil, alışkanlıklarının ve alıştığı şeylerin çocuğudur."

Kitaptaki ahlak bir yöne, hayattaki ödül başka bir yöne gidiyorsa, çocuk sonunda ödülün peşinden gider.

Sonra çocuklarımızın değiştiğinden yakınırız. Oysa onlar, söylemeye utandığımız şeyleri bizim davranışlarımızdan öğrenmiştir.

Çocuk nasihatin değil, örneğin çocuğudur.

Fakat bazı çevreler, bu çağrıyı duyar duymaz mal bulmuş mağribî iştahıyla atıldılar.

Bunlar, devlete düşmanlıklarını, Türkiye'nin başarılarını küçümsemelerini, İslam'ın toplumda görünür olmasına tahammülsüzlüklerini iyi bildiğimiz kimselerdir.

Dün dindar insanlara şüpheyle bakanlar, bugün birden vakfın sözlerini övmeye başladı.

Dertleri ahlak değildir.

Dertleri, Müslümanların kendi iç muhasebesinden Erdoğan'a ve AK Parti'ye karşı bir koz çıkarmak, aralarına ayrılık sokmaktır.

Bu hesap tutmayacaktır.

Çünkü Hüdâyi Vakfı, AK Parti, Erdoğan ve bu milletin inanan insanları aynı evin insanları.

Vakfın sesi, bu evin kendi sesi.

Bir evde büyükler birbirini uyarıyorsa, bu o evin ayakta kalmak istediğini gösterir.

Bu milletin hafızası güçlüdür.

Başörtülü kızlarımızın okul kapısından çevrildiği günleri unutmadık. İnancı yüzünden horlananların yeniden itibar kazandığını, 15 Temmuz gecesi kurulan tuzağın Erdoğan'ın çağrısı ve milletin cesaretiyle bozulduğunu gördük.

Türkiye'nin kendi silahını, gemisini, insansız hava aracını yaptığını, Gazze'de, Suriye'de, Afrika'da mazlumun yanında durduğunu gördük.

Bunlar kendiliğinden olmadı.

Hüdâyi Vakfı'nın uyarısı, bu kazanımlar zarar görmesin diyedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu hafta yaptığı konuşmada aynı noktaya dikkat çekti.

Helalinden kazanmak için kılı kırk yaran esnafı, sanayiciyi, ihracatçıyı örnek gösterdi. Hileyle parasını birkaç ayda katlayanların hesabının mutlaka sorulacağını söyledi.

Vakıf gönül kapısından, Erdoğan devletin zirvesinden aynı şeye itiraz ediyor.

Üstelik bu sesin bir geçmişi var. Hüdâyi'nin bugün söylediğine şaşıranlar, dün söylediklerini de okumalılar.

Vakıf 2020'de aileyi ve dinî değerleri savunuyor, 2022'de nesillerin korunması için devlete ve sivil topluma sesleniyor, ekranların evlerimize taşıdığı şiddete, sadakatsizliğe ve kolay kazanç hırsına itiraz ediyor.