Yıllardır kadını konuştuk.
Başörtüsünü, anneliği, çalışma hayatını, mahremiyeti, aileyi, doğurganlığı, boşanmayı konuştuk.
Kadının nerede duracağını, nasıl yaşayacağını, neyi muhafaza edeceğini tartıştık.
Peki erkek
Sanki çağın bütün hengâmesi kadınların üzerinden geçmiş de erkek, zamanın kenarında sapasağlam kalmış gibi davrandık.
Galiba sessiz zelzele tam burada oluyor.
Vaktiyle baba otoritesinin aşındığını, ardından annenin zayıfladığını yazmış, "Bu yeni dindarlar eskinin klonları mı" diye sorarken de merkeze gelen Müslümanların, vaktiyle itiraz ettikleri sınıfın huylarını nasıl devraldığını kurcaladım.
Şimdi aynı soruyu evin eşiğinden içeri sokmak istiyorum.
Yeni dindar erkek, sünnetin varisi mi, geleneğin klonu mu
Kıymetli Alev Erkilet hocamın "Toplumsal Cinsiyet ya da 'Tanrıların Elçileri Olarak Erkekler' Sorunu" başlıklı makalesi meselenin sinir ucuna dokunuyor. Başlıktaki ibare bir hüküm değil, erkek üstünlüğünün nasıl kutsiyet kisvesine büründürüldüğünü gösteren sosyolojik bir iğne.
Kadınla erkeğin farklılığını tamamlayıcılık içinde yaşamak başka, erkeği sırf erkek olduğu için evin tabii üst makamı saymak başka.
Meselenin düğümü de burada galiba.
Biz reisliği son sözü söylemek zannettik, oysa reislik evvela yük taşımak, babalık hüküm vermeden önce hâl olmak.
Oysa erkeklik öfkeye yaslanmak değil, nefse gem vurabilmekti.
Dindarlık ilkeye değil itaate yaslanınca erkek, ahlâkın hamili olmaktan çıkıp hiyerarşinin sahibi kesildi.
Geleneğin tortusu dinin hükmü diye takdim edilince, insan kendi konforunu bile mukaddes bir vazife sanıverir.
Modernlik de masum sayılmaz.
Eski erkeğin kaba otoritesini budadı ama yerine sorumluluk sahibi yeni bir erkek koyamadı.
Bir yanda itaat bekleyen eski erkeklik, öte yanda hiçbir bağın kendisini sınırlamasını istemeyen yeni erkeklik kaldı.
İkisinin ortasında çocuk, eş ve aile bekliyor.
Namaz kılan erkek var. Umreye giden var. Çocuklarının iyi yetişmesini isteyen erkek de var. Lakin çocuğunun öğretmeninin adını bilmiyor.
İşinde milyonlar çeviriyor, evladıyla haftada bir sofraya oturamıyor.
Kartına para yüklüyor ve adına babalık diyor. Oysa babalık banka hareketlerinde görünmez.
Namazı kıldığı hâlde oğluna guslü, tahareti, namazın farzını öğretmemiş baba biliyorum.
Evladı üniversite sıralarında ama, cenabet dolaşmanın ağırlığını anlatmayı dahi vazife saymamış baba biliyorum.
Cuma namazına pantolonunun ütüsü bozulur diye gitmeyen oğluna, secdeyi hatırlatmak yerine yeni pantolon alma telaşına düşen dindar baba biliyorum.
Veya eşinin kıyafetine, sesine ölçü koyan erkek, hududunu iş hayatında kolayca esnetebiliyor.
Karısına "mesafeni koru" diyor, kendisi gecenin ilerleyen saatlerine kadar karışık ortamlarda iş bahanesiyle oturuyor. Dışarıda kendisine açtığı ruhsatın fetvasını yine kendisi veriyor.

7