Cüruf terörünün kısa vadedeki hedefi Yusuf Tekin mi

Bir okulun kapısından içeri giren şiddet, orada durmaz. Sabah çocuğunu uğurlayan annenin duasına, babanın bağladığı ayakkabı bağına, öğretmenin sınıfa taşıdığı ümide kadar sızar.

Yaralanan sadece çocuklar değildir.

Bir milletin "evladım emin ellerde" diyebilme hâli de yaralanır.

Okul yolu, bir sabah ansızın endişenin güzergâhına döner.

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki felaketin ardından Başakşehir ve Esenyurt öğrenci saldırıları, zihnimde aynı soruyu yeniden uyandırdı.

Bu hadiseleri, bıçağı savuran çocuğun iç dünyasına bakarak mı izah edeceğiz

Yoksa o iç dünyayı kimlerin, hangi karanlık odalarda döşediğini de mi soracağız

Önce bir çizgi çekmek gerekir.

Şiddetin toplumsal şartlarını araştırmak başka, arkasında örgütlü bir irade aramak başkadır.

Birincisi sosyolojinin vazifesidir, ikincisi delilin.

Burada yazdıklarım bir soruşturma neticesi değil, şahsi bir okumadır.

Hüküm dağıtmak için değil, soruyu derinleştirmek için yazıyorum. Zira acele verilen hüküm, sorunun kendisini de öldürür.

Sosyoloji, saldırganın elindeki silaha bakarken o eli besleyen dünyayı da görmek ister.

Aşınan aile bağlarını, aidiyet üretemeyen okulları, şiddeti şöhrete tahvil eden dijital mahfilleri, çocuğun öfkesini sulayıp büyüten görünmez temasları...

Failin tek başına görünmesi, etrafındaki tesir alanının boş olduğu manasına gelmez.

Kimsesiz görünen her çocuğun ekranında, ona fısıldayan birileri olabilir. Bugünün yalnızlığı, sokakta değil odada, kalabalık bir sessizliğin içinde büyüyor.

İşte asıl soru tam burada belirir.

Çocukların kırılganlığı, örgütlü yapıların devşirme sahasına dönüşmüş olabilir mi

Yabancı istihbaratlar yordamıyla, FETÖ'nün ve vari yapıların dağıtılmış ama büsbütün sönmemiş ağlarının böyle bir zemini kullanma ihtimali, soruşturmaların masasına konmalıdır.

Benim okumamda kısa vadeli hedeflerden biri Yusuf Tekin olabilir.

Çünkü temsil ettiği eğitim istikameti, millî hafızayı, inançla kurulan bağı ve kültürel aidiyeti yeniden tahkim etme arayışıdır.

Eğitimi bilgi aktaran bir mekanizmadan ibaret görmeyen, bir neslin kendini hangi tarihin ve hangi değerlerin devamı sayacağını dert edinen bir yöneliştir bu.

Böyle bir yönelişin etrafındaki mücadele müfredat sayfalarında kalmaz.

Zira eğitim, yarının kimin elinde şekilleneceği sorusudur.

Bir bakanın şahsına yönelen hücumlarda, çoğu zaman temsil ettiği istikamete duyulan itirazın yankısını duyarım.

Şayet bu saldırılar üzerinden bir yıpratma süreci işletiliyorsa, seyrini kestirmek zor değildir.

Korku biriktirilir, kurumlara güven aşındırılır ve bütün mesele nihayet bir koltuğun boşalmasına bağlanır.